FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA
Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) liderliğinde, STK ve meslek odaları temsilcileri ile akademisyenlerin yer aldığı ‘Cop31 Antalya Sivil Platformu’ üçüncü ve son toplantısında rapor tanıtımı yapıldı. Raporda, iklim dirençliliğinden su güvenliğine, tarım ve turizm entegrasyonundan yeşil dönüşüme kadar Antalya’nın 2050 vizyonunu belirleyen stratejik bir yol haritası ortaya konuldu.
ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Cop31 sürecini Antalya için kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini söyledi. COP31 Antalya Sivil Platformu’nun kent genelinde ortak aklı ve güçlü bir iş birliği kültürünü temsil ettiğini belirten Özbek, şöyle konuştu:
‘’COP31 süreci Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan ibaret değildir. Bu süreç kentimizin çevre, iklim, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanlarındaki kapasitesini geliştirmek, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm üretmek ve Antalya’nın geleceğine kalıcı katkılar sunmak için önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz.’’
Kamu, iş dünyası, sivil toplum ve akademinin bilgi birikimini ortak bir hedef etrafında buluşturduklarını anlatan Özbek, hazırlanan raporun raflarda kalmayacağını, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olarak Antalya’nın geleceğine yön veren uygulanabilir projelere dönüştürüleceğini kaydetti.
ANSİAD İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı Cem Arüv de, uluslararası finansmana erişimi kolaylaştıran UNDP formatında stratejik raporlar hazırlandığını belirtti. Sürecin teknik detaylarını ve hazırlanan kapsamlı raporu katılımcılarla paylaşan Arüv, şöyle devam etti:
‘’Şubat ayından bu yana farklı disiplinlerden paydaşlarımız yoğun emek harcadı. Ortaya çıkan birikim tek bir metinle sınırlı kalmayarak uluslararası standartlara taşındı. Çalışmalarımız sonucunda Antalya’nın iklim dirençli kalkınma hedefine katkı sağlayacak üç temel rapor oluşturduk. Bu raporları, uluslararası finans kuruluşlarının kabul ettiği UNDP formatında hazırladık ki, Antalya’daki işletmelerimiz ve yerel aktörlerimiz yeşil finansman ve iklim fonlarına başvururken bu altyapıyı doğrudan referans alabilsinler. Raporların tamamına dijital ortamda ve QR kodlarla kolayca erişilmektedir. Türkçe hazırlanan belgeler COP dönemine kadar İngilizceye çevrilerek uluslararası platformlara da sunulacak.’’
Antalya’nın yeni normalleri
Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi ve ÇMO Antalya Şubesi yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Güray Doğan, Antalya’nın yeni normallerine uyum sağlayan mavi-yeşil ekosistemin inşa edilmesi gerektiğini bildirdi. Bunun için kentleşme, iklim riskleri, tarım ve turizm ekseninde değerlendirmelerinde bulunulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, ‘’Antalya’da yaşanan aşırı yağışlar ve iklimsel dalgalanmalar artık istisna değil, yeni normalin kabul edilmesi gerekli. Altyapımızı, yağmur suyu kanallarımızı ve imar planlamalarımızı bu yeni gerçeğe göre tasarlamak zorundayız. Sahilden dağlık kesimlere kadar afetlere dirençli bir kentsel doku oluşturmalıyız. Tarım ve turizm Antalya’nın temel omurgasıdır. Bu iki sektörü birbirini destekleyen, biyoçeşitliliğe ve doğaya saygılı bir ekosistem içinde ele almalıyız’’ dedi.
‘’Su güvenliği kritik eşikte’’
Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ethem Karadirek ise ‘’Su güvenliği yalnızca temel bir insan hakkı değildir, aynı zamanda hızlı kentleşme, nüfus artışı ve ekonomik sektörlerin baskısı altında kritik bir eşikte bulunuyor. Hazırladığımız raporda su kaynaklarının yönetimiyle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli eylem planları belirledik. Suyu ve ekosistemi korumadan sürdürülebilir bir gelecekten söz edemeyiz’’ dedi.
‘’Kaynak bazlı kalkınma modeline geçmeliyiz’’
Prof. Dr. İbrahim Atmaca da, bina sektöründen enerji verimliliğine, 2050 vizyonuyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme başlıklarının ele alınmasını isteyen Prof. Dr. Atmaca, şöyle konuştu:
‘’Geleneksel şehirlerde sanayi ve ulaşımı karbon salınımında ilk sırada yer alıyor. Ancak, Antalya’da tablo farklı. Antalya’da karbon salınımı neredeyse yüzde 48’i bina sektöründen, özellikle de turizm kökenli yapılaşmadan kaynaklanmaktadır. Nüfusumuzun önümüzdeki yıllarda en az yüzde 35 oranında artacağı öngörülmektedir. Bu da enerji talebinin aynı oranda büyüyeceğini gösterir. Bu nedenle sadece tasarruf etmek yetmez; dağıtık enerji sistemlerini, trijenerasyon modellerini, fotovoltaik (PV) sistemlerin önündeki yasal engellerin kaldırılmasını ve atıkların enerjiye dönüştürülmesini içeren kaynak bazlı bir kalkınma modeline geçmeliyiz’’