Selçuk Şirin, “Türkiye’de genç olmak: 8 yılda ne kaybettik?” başlıklı köşe yazısında Habitat Derneğinin bir araştırmasından bahsediyor. Bu araştırmaya göre; 2017- 2025 yılları arasında, gençlerin yaşam memnuniyetinde yüzde 17’lik bir düşüş var. Ortaya konan bu önemli bilginin yanı sıra, bir de direnç noktasından bahsedilmiş: Spor. Evet, gençler 2017 ye göre daha mutsuz, daha endişeli, daha güvensiz fakat hayatına sporu sokabilenler diğerlerine göre dava avantajlı.
Ülkemiz gençlerinin genel mutsuzluk hali, Türkiye’nin obezite oranında Avrupa’da birinci ülke konumunda olması, İyi Bir Sporcu Velisi Nasıl Olunur seminerlerinde bahsettiğim istatistiklerden ilk aklıma gelenler. Farkındalık yaratmak amacıyla yaptığım bu paylaşımların en dikkat çekici olanı, spora başlayan çocukların yüzde 70’inin 13 yaşına gelmeden sporu bırakıyor olması…
Çocukların eğlenmek, arkadaş edinmek ve özgürce hareket etmek için adım attığı spor dünyası, zamanla performans baskısının, kıyaslanmanın ve sürekli değerlendirilmenin ağır bastığı bir alana dönüşebiliyor. Ergenliğe geçiş dönemi, kırılmanın en yoğun yaşandığı dönemlerden biri olurken, ortaokulda spor yapan çocukların sadece yüzde 3’ü üniversite döneminde sporu devam ettiriyorlar.
Peki neden bırakıyorlar? Çocukların sporu bırakma nedenleri üzerine yapılan birçok araştırma aslında benzer bir noktayı ortaya koyuyor: Sorun çoğu zaman sporun kendisi değil, sporun etrafında oluşan iklim. Sporun keyif veren eğlenceli bir deneyim yerine sonuç odaklı bir sınava dönüşmesi ve yetişkin baskısının artması, çocukları spordan koparan en temel etkenlerin başında geliyor. Kavga eden ve tribünden bağırarak sahaya müdahale eden veli tipini ayrı bir yazı konusu olarak ele alalım.
Müsabakayı sessizce seyreden bazı anne babaların yüzlerine dikkatlice baktığınızda bile; sanki maçı çocukları değil, kendileri oynuyormuş gibi gerildiklerini rahatlıkla fark edebilirsiniz.
Dışarıdan göründüğü kadar kolay bir şey değildir sporcu velisi olmak. Anne babanın yarım kalmış hikâyeleri o formaların içine sızarken; kimi veli çocuğunun yapamadığını yapmasını ister, kimi “benim zamanımda fırsatım yoktu” der, kimi sadece mutlu olsun ister fakat farkında olmadan mutluluğu performansa bağlar. Çocukları her hata yaptığında içlerinde tarif edilmesi zor bir sessizlik oluşur.
Çocuğun spor yaparken eğlenceyi görmek istediği noktada, veli sonucu görmek istiyor. Oysa başlangıçta, çocuklar için spor sonuç alanından önce bir duygu alanıdır. Eğlenmek, ait hissetmek, kendini göstermek isteyen çocuk, kendini zamanla yetişkin dünyasının beklentilerine karşılık vermek zorunda hisseder. “Neden az oynadın?”, “O pozisyonda niye atmadın?”, “Neden kendini göstermiyorsun?” gibi sorulara cevap vermek zorunda kalır.
Sadece kazanmanın başarı olarak görülmesi velinin düştüğü ilk tuzaklardan bir tanesi. Çocuklar velilerin ne söylediklerinden çok, velilerin hissettirdiklerini hatırlıyorlar; tribünden gelen o hayal kırıklığı bakışını, rakip çocuğu örnek gösterdiğimiz anları, ya da tam tersi, kaybettiğinde bile sarılabildiğimiz maç sonlarını… Maçtan sonra çoğunlukla teknik analizi değil, sadece ‘seni izlemek çok güzeldi’ cümlesini duymak istiyorlar.
İyi bir sporcu velisi olmak tabi ki kusursuz olmak değildir. Hepimiz zaman zaman kaygılanıyoruz, hırs yapıyoruz, yanlış cümleler kuruyoruz. Önemli olan, çocuğun sporunu kendi egomuzun değil, onun gelişiminin hizmetinde tutabilmek. Veli, cevaplaması gereken kritik soruyu bütün süre boyunca kendine hatırlatması gerekiyor: Çocuğunun sporunu onun gelişimi için mi destekleyecek, yoksa kendi kaygılarını yönetmek için onu kontrol etmeye mi çalışacak?”
Spor yaparken çocuğun hissettiği “iyi oynarsam değerliyim” duygusu, aslında sadece küçük sporcuların değil profesyonellerin de problemi. Kendi değerini müsabakanın sonucuna bağlayan bir sporcunun kariyeri, yaptığı işten keyif alan, hataları ve kayıpları bir gelişme alanı gibi görebilen sporculara göre çok daha zorlu geçiyor.
Araştırmalar şunu söylüyor: Çocuklar; eğlendikleri, hata yapabildikleri, değer gördükleri ve aidiyet hissettikleri ortamlarda spora devam ediyorlar. Belki de mesele, çocukların sporu neden bıraktığı değil, biz yetişkinlerin onların sporda kalmak isteyeceği ortamı kurup kuramadığımızdır.