Bir kültür sanat yolculuğunun ardında kalan ışık: Zuhal Üreten
Bazı insanlar görevlerini tamamlayıp ayrılmazlar; emek verdikleri kurumların hafızasında, dokundukları insanların hayatında ve bir ülkenin kültür sanat dünyasında yaşamayı sürdürürler. Zuhal Üreten de hiç kuşkusuz bu isimlerden biri.
Türkiye İş Bankası’nda bağlılıkla, heyecanla ve mutlulukla geçen 35 yıl… Dile kolay. Birkaç satıra, birkaç tarihe ya da görev unvanına sığdırılması mümkün olmayan büyük bir emek hikâyesi bu. Basın ilişkilerinden kurumsal sosyal sorumluluğa, reklamcılıktan kültür sanat yönetimine uzanan; her aşamasında özenin, zarafetin, yaratıcılığın ve insan sevgisinin hissedildiği çok özel bir yolculuk…
Zuhal Üreten’in kariyerine baktığımızda, yalnızca başarıyla tamamlanmış görevler değil, ülkemizin kültür sanat hayatında kalıcı izler bırakan kurumlar görüyoruz. İş Sanat’ın 2000 yılında bir marka olarak doğuşuna tanıklık ve gelişimine öncülük etmesi; Türkiye İş Bankası Müzesi’nin, İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nin ve Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin kuruluş süreçlerini yönetmesi, bu uzun yolculuğun en kıymetli duraklarından yalnızca birkaçı.
Elbette bütün bu başarıların arkasında, Türkiye İş Bankası’nın Cumhuriyet’in kuruluş değerlerinden beslenen köklü kurum kültürü, kültür ve sanata verdiği kesintisiz destek ve ülkenin toplumsal gelişimine katkıda bulunma anlayışı bulunuyor. Bankanın sağladığı güçlü kurumsal zemin, uzun soluklu bakış açısı ve imkânlar sayesinde pek çok değerli proje hayata geçirildi, geçirilmeye devam ediyor. Zuhal Üreten, bu büyük vizyonu kültür sanat alanında somutlaştıran, kurumun birikimini yaratıcı projelerle buluşturan ve kendisine duyulan güveni kalıcı eserlere dönüştüren en önemli isimlerden biri oldu. Bu bakımdan onun 35 yıllık hikâyesi, kişisel bir başarı öyküsü olduğu kadar Türkiye İş Bankası’nın değerleriyle bütünleşmiş örnek bir kurum ve insan birlikteliğinin de hikâyesi.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Sahne müzeye, sanat hayata karışıyor
Sanatın dönüştürücü gücü, Sakıp Sabancı Müzesi’nin Boğaz’a açılan eşsiz atmosferinde bir kez daha hayat bulmaya hazırlanıyor. Müzenin sevilen etkinliklerinden Müzede Sahne, onuncu yılında izleyicisini yalnızca seyretmeye değil; birlikte görmeye, duymaya, düşünmeye ve dönüşmeye davet ediyor. Sabancı Vakfı’nın desteğiyle düzenlenen etkinlik, 27–30 Ağustos tarihleri arasında tiyatro, dans, performans ve katılımcı deneyimlerden oluşan zengin bir program sunacak. Ayşe Draz’ın sanat yönetmenliğinde hazırlanan Müzede Sahne, on yıllık yolculuğunu geçmişe dönüp bakmanın ötesine taşıyarak sanat aracılığıyla yeni karşılaşmalara ve düşünme biçimlerine alan açarak kutlayacak.
Bu yılın programı “Oyunlarla Dönüşüm” teması etrafında şekilleniyor. Oyun kavramını yalnızca sahne üzerinde kurulan bir dünya olarak ele almayan etkinlik; değişmenin, keşfetmenin ve birlikte üretmenin yaratıcı yollarını araştırıyor.
Müzenin bahçesine ve farklı mekânlarına yayılan program, seyirci ile sanatçı arasındaki alışılmış sınırları da yeniden düşünmeye davet ediyor. Ödüllü tiyatro yapımları, uluslararası sanatçıların performansları, disiplinlerarası çalışmalar ve farklı yaş gruplarına yönelik etkinlikler, dört gün boyunca Sakıp Sabancı Müzesi’ni yaşayan bir sahneye dönüştürecek.
Yıldızların altında sinema keyfi
İstanbul’da yazın tadını çıkarmanın en güzel yollarından biri, yıldızların altında iyi bir film izlemek… Şehrin kültür ve sanat yaşamına uzun yıllardır değer katan ENKA Sanat, açık hava sineması geleneğini bu yıl da sürdürüyor.
ENKA Açıkhava Sineması, Başka Sinema iş birliğiyle hazırlanan programının ilk haftasında sinemaseverleri üç özel filmle buluşturacak. Sezon, 3 Ağustos Pazartesi akşamı “Hamnet” ile başlayacak; 5 Ağustos Çarşamba günü “Sarı Zarflar”, 7 Ağustos Cuma günü ise “Wuthering Heights” (Uğultulu Tepeler) beyaz perdeye yansıyacak.
Tüm gösterimler saat 20.45’te başlayacak.
Boğaz’da iki şef, tek sofra ve unutulmaz bir gece
İstanbul’da yaz akşamlarının kendine özgü bir büyüsü vardır. Boğaz’dan gelen hafif esinti, gün batımının suya düşen renkleri ve güzel bir sofranın etrafında başlayan keyifli sohbetler… The Peninsula Istanbul’da gerçekleştirilen Gault&Millau Türkiye Signature Dining Experience, işte böyle bir atmosferde dünya gastronomisinin iki güçlü şefini aynı mutfakta buluşturdu.
Çağdaş gastronominin yaratıcı ve vizyoner isimlerinden Diego Guerrero ile modern pastacılığın dünyaca tanınan temsilcilerinden Antonio Bachour, ABELIA x Diego Guerrero’da gastronomi tutkunları için özel bir menü hazırladı.
Gault&Millau Türkiye’nin, Gökmen Sözen liderliğinde Sözen Group organizasyonuyla hayata geçirdiği Signature Dining Experience serisinin sezon içindeki beşinci buluşması olan gece, yalnızca seçkin lezzetlerin sunulduğu bir davet değildi. İki farklı mutfak disiplininin, iki yaratıcı bakış açısının ve İstanbul’un benzersiz atmosferinin aynı sofrada buluştuğu çok katmanlı bir deneyimdi.
Türkiye gastronomisinin uluslararası alandaki görünürlüğünü artıran projelere imza atan Gökmen Sözen, gastronomiyi yalnızca mutfakla sınırlı görmeyen yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Şefleri, üreticileri, seçkin mekânları ve gastronomi tutkunlarını ortak bir hikâyede buluşturan Sözen, kurduğu güçlü bağlarla sektörün gelişimine değer katmayı sürdürüyor. Signature Dining Experience serisi de onun yenilikçi bakış açısını ve Türkiye’yi dünya gastronomi sahnesinde daha güçlü bir konuma taşıma hedefini yansıtan özel projeler arasında yer alıyor.