Güvenlik kavramı uzun yıllar boyunca askeri kapasite, silah sistemleri ve caydırıcılık üzerinden tanımlandı. Devletlerin gücü, sahip oldukları ordularla, üslerle ve savunma bütçeleriyle ölçüldü. Tanım genişledi ve bulanıklaştı.
NATO’nun kuruluşunda güçlü bir güven duygusu ve kolektif savunma refleksi ittifakın temel taşıydı. Görüyoruz ki, tehdit algısı ayrışıyor, hukuk zorlanıyor, teknoloji belirleyici hale geliyor, savunma diplomasiyle iç içe geçiyor. Savunma sanayi askeri kapasite üreten diplomatik baskı aracına dönüşüyor. Silah sistemleri siyasi bağlayıcılık üreten araçlar.
Jeopolitik analist Hasan Aygün’ün değerlendirmeleri, güvenliğin salt askeri bir mesele olmadığını; insan kaynağından teknolojiye, hukuktan üretim kapasitesine kadar uzanan çok katmanlı bir alan haline geldiğini söylüyor. Büyük cephe savaşlarının yerini belirsiz, sınırları muğlak ve hukuki karşılığı tartışmalı çatışmalar aldı. Savaş yöntemleri de kurumsal düşünme pratiği de zorlandı. Aygün’ün kariyeri ve profesyonel işi, asker ve sivil üst düzey yöneticilere gündemi okumak, gelecek senaryolarını yorumlamaları için veri-yorum seti sunmak. Nato Lizbon, Brüksel, Napoli karargahlarında çok uzun yıllar çalışmış diplomat, süreç içinde ilginç pek çok olayın içinde yer almış. Kendisine, “Bu dönemin adı kondu mu?” diye sordum; “Henüz net bir isim yok. Kavram karmaşası yaşanıyor. NATO şimdilik ana çatı olmaya devam edecek; Avrupa Birliği’nin kendi ordusunu kurması ise birkaç yıl alabilir.”
Türkiye’nin yeni güvenlik haritası içindeki yeri üzerine bina edeceğim yanıtları tempolu bir özete çevirmek istiyorum;
- Kavramsal Kayma Terör, enerji arzı, siber saldırılar, bölgesel istikrarsızlıklar gibi başlıklar askeri tehditlerle aynı düzleme taşındı. Her ülke farklı riskleri önceliklendirmeye başladı. Ortak bir tehdit haritası üretmek zorlaştı. Güvenlik sınırların korunması değil; sistemlerin, tedarik zincirlerinin, bilgi altyapılarının korunması anlamına gelir oldu.
- Tehdit Algısının Ayrışması Amerika için Çin uzun vadeli stratejik rakip olarak merkezde duruyor. Teknoloji rekabeti, üretim kapasitesi, küresel ticaret yolları ve para sistemi bu rekabetin temel unsurları. Bu nedenle Amerikan güvenlik odağı giderek Pasifik’e kayıyor. Avrupa ise Çin’i aynı varoluşsal tehdit olarak algılamıyor. Avrupa’nın güvenlik gündemi enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve ekonomik ilişkiler etrafında şekilleniyor. Rusya tehdidi Ukrayna savaşıyla yeniden gündeme gelse de Avrupa’nın refleksleri Rusya’ya karşı temkinli.
- Hukuk Hibrit Savaşta Zorlanıyor Geleneksel savaş tanımları, hibrit savaş kavramı karşısında yetersiz kalıyor. Hibrit savaş, askeri güç kullanımı yanı sıra; siber saldırıları, dezenformasyonu, ekonomik baskıları ve hukuki boşlukları kapsıyor. Bu durum uluslararası hukuku geriden gelen bir alan haline getiriyor. Hukuk, sahadaki gerçekliklere yetişmekte zorlanıyor.
- Yapay Zeka ve Dijitalleşme Güvenlik alanını kökten dönüştürüyor. Düşük maliyetli, iz bırakmayan saldırılar mümkün hale geliyor. Siber güvenlik, savunmanın ayrılmaz bir parçası. Estonya gibi küçük ülkeler bu alanda uzmanlaşarak NATO içinde stratejik roller üstleniyor. Coğrafi büyüklük veya nüfus tek başına belirleyici değil.
TÜRKİYE; Resimdeki Yerimiz
Türkiye, jeopolitik olarak kırılgan bir çevrede yer alıyor; aynı zamanda kriz yönetimi kapasitesi yüksek bir ülke.
NATO üyeliği Türkiye’ye uzun yıllar boyunca belirli bir güvenlik konforu ve şemsiyesi sağladı, buna karşın ihtiyaçlara tam karşılık vermedi. Koşullar, Türkiye’nin bağımsız hareket etme eğilimini güçlendirdi.
Türkiye’nin çevresi çok kırılgan. Göç, çatışma riski, bölgesel taşmalar ülkeyi sürekli etkiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin daha bağımsız davranma ihtiyacı herkes tarafından görülüyor; ancak bu bağımsızlığın sınırları konusunda özellikle Amerika tedirgin.
Patriot füze sistemlerinin Türkiye’ye verilmemesi ya da geçici olarak konuşlandırıldıktan sonra geri çekilmesi gibi örnekler, ittifakın dayanışma refleksinin pratikte nasıl sınandığını gösteren başlıklar arasında yer alıyor. NATO’nun beşinci maddesinin hangi koşullarda, ne zaman ve nasıl devreye gireceği meselesi ise Türkiye açısından netlik kazanmış bir alan değil.
Belirsizlik, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini inşa etmek zorunda kalacağı bir senaryoda Türkiye’nin konumunu yeniden önemli hale getirebilir. Avrupa, Amerika’nın koruma şemsiyesinden kısmen çıktığında, güvenlik ve savunma alanında başvurabileceği sınırlı sayıda ülkeden birinin Türkiye olacağı ifade ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik derinliği, operasyonel tecrübesi ve bölgesel etkinliği, Avrupa açısından stratejik değer oluşturuyor.
Türk etkisinin görünür olduğu alanlardan biri Afrika ve Sahel kuşağı. Fransız medyasında Türkiye’nin Afrika’daki artan varlığına dair yapılan yayınlar, özellikle insansız hava araçları ve bazı ihracat kalemleri üzerinden yaşanan rekabeti açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’nin attığı adımların dikkatle izlendiği, bu bölgelerin Türkiye’nin küresel etki kapasitesini gösteren önemli bir laboratuvar haline geldiği ortada.
Türkiye çevresinde büyük bir bölgesel savaş ihtimali düşük. Küçük ölçekli krizler olabilir ama topyekûn bir savaş beklemiyorum. İş insanları korkmadan yatırım yapmaya devam edebilir.
Ancak dünya ciddi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Avrupa savunma sanayine büyük yatırımlar yapacak. Türkiye’nin Avrupa, Kuzey Afrika ve Sahel hattında daha aktif olması gerekiyor. Türk şirketlerinin bu coğrafyalarda ciddi avantajları var.
İş dünyası
Güvenlik askeri, gıda, enerji, sanayi kapasitesi ve tedarik zincirlerinin sürekliliğiyle doğrudan bağlantılı bir ekonomik dayanıklılık meselesi. Hasan Aygün’ün altını çizdiği temel kavram “kendi kendine yeterlilik.” Savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azaltılması kadar, gıda üretimi, lojistik kapasite, ham madde erişimi ve ihracat kabiliyeti de aynı stratejik bütünün parçaları olarak görülüyor.
Basit ama çarpıcı bir örnek kırılganlığı göstermesi açısından pratik: Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan buğday tedarik edemediğinde, yalnızca fiyatlar değil, iç piyasa dengeleri ve sosyal istikrar da doğrudan etkileniyor. Savaş döneminde buğday tedariki için gösterilen yoğun diplomatik ve ticari çaba, gıda güvenliğinin ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koydu. Yeterli olmak, aynı zamanda fazla üretebilen ve ihracat yapabilen bir ülke konumuna gelmek stratejik kaldıraç.
Küresel ticaret yolları daraldığında, savaşlar tedarik zincirlerini kopardığında ya da finansman kanalları sıkıştığında ayakta kalabilen ekonomiler, yalnızca devletler için değil, şirketler için de uzun vadeli rekabet avantajı yaratıyor.
Çarpıcı güncel örneklerinden biri, Fransa’nın Afrika’daki geleneksel nüfuzunun son yıllarda hızla erimesi. Fransa, 1960’larda bağımsızlığını kazanan birçok Afrika ülkesiyle imzaladığı ağır ekonomik ve parasal anlaşmalar sayesinde onlarca yıl boyunca Sahel kuşağında askerî, ticari ve finansal bir etki alanı kurmuştu. Doğal kaynakların işletilmesinden para basımına kadar uzanan bu yapı, Fransa’ya sürdürülebilir bir jeopolitik kaldıraç sağladı. Nijer’de çıkarılan uranyumun uzun süre düşük maliyetle Fransa’ya satılması, bölge para birimlerinin Fransa’da basılması ve askeri üslerle sahadaki güvenliğin kontrol edilmesi bu düzenin temel kolonlarıydı. Sistem çökmeye başladı. Bölge ülkeleri tek bir merkeze bağımlı kalmak yerine Türkiye, Körfez ülkeleri ve Çin gibi yeni aktörlerle daha dengeli ilişkiler kurmaya yöneldi. Gelişme Fransa açısından yalnızca ticari bir kayıp değil, aynı zamanda jeopolitik etki alanının daralması anlamına geliyor.
Yerel kapasiteye, karşılıklı faydaya ve sürdürülebilir değer üretimine dayanmayan her etki alanı, kriz anlarında hızla çözülüyor. Enerjiye, gıdaya, ham maddeye, lojistiğe ve teknolojiye erişim yalnızca maliyet hesabı değil; kriz anlarında ayakta kalma kapasitesinin ölçütü.
“KUTU DIŞI”
Grönland çarpıcı bir örnek. Buzullarla kaplı bir ada kritik maden rezervleri, Arktik ticaret rotaları, uzay ve hava gözetimi kapasitesi, deniz yetki alanları ve enerji erişimi açısından küresel rekabetin merkezlerinden biri. Küresel ısınma, bu coğrafyayı ekonomik ve jeopolitik olarak daha erişilebilir kılıyor; egemenlik tartışmaları da tam bu nedenle sertleşiyor.
Savaşın doğası dönüşüyor. Ukrayna ve Gazze, açık cephe savaşlarının tipik örnekleri olarak öne çıkarken; hibrit savaş daha çok hukuki karşılığı belirsiz alanlarda, siber saldırılar, ekonomik baskılar, bilgi operasyonları ve gri alan faaliyetleri üzerinden yürütülüyor. Sınır ihlali kadar veri akışı, finansal yaptırım kadar teknoloji erişimi de güvenliğin parçası haline geliyor.
Yeni güvenlik mimarisinin öğretici örneklerinden biri Kanada – F-35 gerilimi. Kanada’nın F-35 alımını yeniden değerlendireceğini açıklaması, Washington’da stratejik bir alarm yarattı. ABD açısından F-35, bir savunma platformundan daha fazlası; müttefikleri Amerikan güvenlik ekosistemine bağlayan bir bağlayıcı unsur. Washington’un, hava sahası kullanım anlaşmalarını hatırlatarak dolaylı baskı sinyali vermesi, savunma sanayi ürünlerinin açık biçimde diplomasi ve güç aracı olarak kullanıldığını gösteriyor.
Tabloyu tamamlayan bir başka gelişme ise İngiltere, İtalya ve Japonya’nın birlikte geliştirdiği altıncı nesil savaş uçağı projesi. Bu girişim, Amerika’nın savunma teknolojisi tekelinin uzun vadede kırılabileceğine işaret ediyor; Avrupa’nın ve müttefiklerinin bağımlılık azaltma arayışını hızlandırıyor. Yeni güvenlik algısı, devletlerin olduğu kadar şirketlerin ve sektörlerin de stratejik reflekslerini yeniden tanımlamasını zorunlu kılıyor.