Eğer vatandaş sizi, biraz da olsa, dış siyasetten anlayan biri olarak görüyorsa, hemen başlıyor sormaya: “Size göre Amerika (belki İsrail demeleri daha uygun olacak ama ben karışmayayım) ile İran’ın savaşı ne zaman sona erecek? Tabii, bu sorunun doğru cevabının “Ben de bilmiyorum” olması gerekir ama yine de koşulların nasıl gelişeceğine bağlı olarak herhalde bazı cevaplar önermek mümkün.
Savaşlar ne zaman sona erer? Eğer savaşan taraflardan biri mücadeleye devam etmek için gerekli enerjisinin, ulusal ve/veya uluslararası desteğinin, kaynaklarının kalmadığına ve savaşın maliyetinin kabul edilemez düzeylere tırmandığına karar verirse, savaşa son vermek isteyebilir. Keza savaşan taraflardan biri savaştan beklediklerini elde ettiğine karar verir ve karşı taraf da mücadelenin devam etmesini istemez ise savaşın sona ermesi muhtemeldir.
İran, Suriye’nin kaybıyla hayal kırıklığına uğradı
Bu çerçevede İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında süregelmekte olan savaşa bakıldığında, tarafların en son aşamada neyi hedeflediklerinin pek de açık olmadığını görüyoruz dersem sanıyorum pek hatalı bir beyanda bulunmuş olmam. Savaşta saldırının hedefini teşkil ettiği için, İran’ın savaş sonu elde etmek istediklerini tespit etmek belki nispeten daha kolaydır. Bilindiği gibi İran, İsrail’i Küçük Şeytan, Birleşik Devletleri ise Büyük Şeytan diye anmakla birlikte, şu sıralarda bu şeytanlara saldırmayı planlıyormuş gibi gözükmüyordu. Buna karşılık, Ortadoğu’da İran namına vekalet mücadelesi yürüten güçler gerileme dönemine girmiş bulunuyorlardı. Suriye’nin kaybı İran açısından telafisi güç bir durum yaratmış, nüfuzunu Akdeniz’e kadar ulaştırma konusunda ciddi bir hayal kırıklığına uğramıştı. Kızıl Deniz civarında Husi saldırılarının muhatabı olan tekneler de, bunlarla yaşamayı öğrenmişlerdi. Husiler, deniz ulaşımını tahmin ettikleri ölçüde engelleyemiyorlar, buna karşılık her girişimleri sonrası ağır bombardımana tabi tutuluyorlardı. İran’ın nükleer silah yapımına yakın olduğuna ilişkin rivayetler yoğunlaşmakla birlikte Amerika, İran’ın nükleer tesislerine çok kapsamlı hava saldırıları yapmıştı. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyeti ciddi darbe almıştı. Bu hava saldırıları sonucunda İran’ın nükleer silah imal etmesinin hemen gerçekleşecek bir olasılık olmadığı anlaşılıyordu. İran ise nükleer silahlara sahip olmanın kendisi için de ihmal edilemeyecek tehlikeler barındırdığını idrak etmişe benziyordu. İran, nükleer kabiliyete sahip olmayı bir saldırı aracı olarak görmekten ziyade, kendisine nükleer silahla saldırılmamasının bir teminatı olarak görüyordu. Başka türlü ifade edecek olursak, İran’ın nükleer silah imal etme arzusunun altında saldırganlıktan ziyade caydırıcılık yatıyordu.
Acaba İsrail’in savaş nedenlerini ve savaştan beklediklerini nasıl tanımlayabiliriz? Bu ülkenin savaştaki hedeflerini tanımlamak da Amerika Birleşik Devletleri’nin hedeflerini tanımlamaktan daha kolay gözükmektedir. İsrail, Molla rejimi gibi kendisi için her daim varlıksal tehdit oluşturan bir rejimin sona ermesini istemektedir. Bu hedefin gerçekleşmesi için bazı adımlar atılması gerektiğini de bilmektedir. Listenin başında İsrail’in topraksal bütünlüğüne de meydan okuyan ve Lübnan siyasetinde önemli bir konuma yerleşmiş bulunan İran vekili Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi gelmektedir. İsrail’in şu anda bir yandan İran’a saldırırken, diğer yandan Lübnan’da Hizbullah ile mücadele etmesi, iki durumda da aynı düşmanla mücadele ettiğini düşünmesinden ileri gelmektedir. İkinci olarak İsrail, İran’ın nükleer silaha kavuşmasını da engellemek istemektedir. İran nükleer silaha kavuşacak olursa, İsrail uygun gördüğü zaman kendisini rahatsız eden herhangi bir komşusuna karşı askeri harekat yapmak için düşünmek zorunda kalacak, istediği gibi hareket edemeyecek, İran’ın tepkisini daha iyi hesaplamak mecburiyetini hissedecektir. Komşularına karşı istediği an silahlı güç kullanmakta kendisini özgür hisseden bir ülke için böyle bir kısıtlamanın ne kadar rahatsız edici bulunabileceğini anlamak için fazla düşünmeye gerek olduğunu sanmıyorum. Üçüncü olarak İsrail, Tahran’da İsrail’e dost olan bir rejimin göreve gelmesini veya görevde bulunmasını istemektedir. Bu babda, Şah döneminde İsrail-İran ilişkilerinin çok dostane bir seyir izlediğini hatırlamakta yarar vardır. İsrail şimdi de Tahran’da İsrail’e olumlu yaklaşan bir rejim olmasını can-ı gönülden istemektedir. Bu yönde bir değişiklik, bir ihtimal, İsrail’in Arap ülkeleriyle olan ilişkilerinin de daha olumlu yönde gelişmesi için uygun bir ortam oluşturacaktır. Acaba, İsrail’in savaş hedefleri gerçekçi midir? Pek sanmıyorum. Herhalde İsrail ne kadar istese de İran’ın dış siyasetinin Şah günlerine geri dönmesi olasılığı yok denecek kadar azdır. Son mücadelede İsrail’in komşuları nezdinde bile ciddi itibar kayıplarına uğradığı, uluslararası siyasette giderek yalnızlaştığı söylenebilir. Bununla beraber, hiç olmazsa, ne gibi hedefler güdülebileceğini saptayabilmek bir yana, İsrail hükümetinin Amerikan hükümetinin politikalarını ne yönde etkilemeğe gayret ettiğini anlamak bakımından da niyetlerinin belirleyebilmek önem arz etmektedir.
Trump’ın sürekli fikir değiştirmesi tahminde bulunmayı zorlaştırıyor
İran çatışmasında Birleşik Devletlerin ne gibi hedefler güttüğünün belirlenmesi zaten zordur ama Başkan Trump’ın gerek Amerika’nın neden savaş açtığı gerek savaş sonucunda hangi hedeflere ulaşmak istediği konusunda her gün, hatta bazı aynı gün içerisinde, sürekli fikir değiştirmesi ve bu değişiklikleri kamuoyuyla paylaşması, tahminde bulunmayı adeta imkansız hale getirmektedir. Bazı gözlemcilere göre, Trump’ın esas hedefi Çin’dir. Trump Çin’in daha külfetli bir ortama sürüklenmesi mücadelesi vermektedir. Bu tahmin ne derecede doğrudur bilemeyiz ama, bir an için doğru olduğunu kabul edecek olursak, Çin’in şimdiden zarara uğratıldığı ve sıkıştırıldığını kabul etmek gerekecektir. Ancak, eğer Çin’in İran petrollerinden uzun vadede de mahrum olmasını veya yüksek fiyat ödemesini istiyorsa, Amerika’nın İran’da ya uzun süre yerleşmesi ya da o ülkede kendisinin sözünü dinleyecek bir rejimi yerleştirmesi gerekecektir. Şu anda Amerika böyle bir konumdan çok uzakta bulunuyor. O zaman daha uzun süreler İran’la mücadele etmeyi sürdürmesini bekleyebilir miyiz? Tabii bilemiyoruz. Diğer bazı gözlemciler, Trump yönetiminin İran’da kolay bir zafer kazanmayı, rejimi değiştirerek Amerikan çıkarlarına daha uygun hareket edecek bir yönetimi görev başına getirmeyi tasarladığını, ama bunu başaramadığını dile getiriyorlar. Bu değerlendirme doğru olabilir ama bundan sonra Amerika’nın nasıl davranacağı konusunda bize fazla yol göstermiyor. Tabii bir de Amerikan kamuoyunun uzun bir müdahaleye hazır olmadığını ve bunu desteklemediğini ileri sürenler var. Bu gözlemciler, savaşın uzun sürmesinin Trump taraftarlarının ara seçimde yenilgiye uğrayabileceğine, böylece hem Senato’da hem Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerin çoğunluğu kaybedebileceğine işaret ediyorlar. Durum böyle ise, Bay Trump’ın İran’dan kısa süre içinde çekilebileceğinden ve bunu Amerikan halkına büyük bir zafer olarak takdim edeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Savaş ne zaman sona erecek? İçinde uzmanların da yer alacağı kime sorarsanız sorun, bu durumda en güvenilir cevap “kimse bilmiyor” merkezindedir. Sadece savaşın bir an önce bitmesi temenni ediliyor.
