Ruslar Ukrayna topraklarını ele geçirseler bile, çoğu Ukraynalı bu işgali kabul etmeyecek, fırsat buldukları her defasında farklı olduklarını dile getirecek davranışlara yöneleceklerdir.
Ukrayna’da bitmek tükenmek bilmeyen çatışma devam ediyor. Kısa bir süre önce gazeteler çatışmaların beşinci yılına girmekte olduğunu yazdılar. Birkaç hafta geriye gidecek olursak, Ukrayna’nın direnme gücünün sonunun yaklaştığı, bir süre daha beklenirse, Rusların istediklerini elde edebilecekleri tahmin edilmekteydi. Fakat bu arada bazı gözlemciler de Rusların parasının bitmek üzere olduğuna, bu durumda savaşa devam etmelerinin de giderek güçleşeceğine işaret etmekteydi. Sizler de biliyorsunuz, Rusya asker bulmak için çok para harcıyor, çünkü Putin mecburi askerliğe yönelmiyor, toplumu belki de zaten tereddütle yaklaştığı mücadelenin dışında tutmak istiyor. Savunmasının bir bölümünü geçmişte de paralı askerlere verdi. Kuzey Kore’den asker getirdi. Hapishanelere giderek askere yazılanın cezasını sileceğini, üstüne de para vereceğini söyledi. Ancak, Ruslar maddeten darda iken önlerini açan beklenmedik bir gelişme oldu. Orta Doğu petrolünü taşıyan tankerlerin İsrail ve Amerika’nın İran’a saldırması nedeniyle Hürmüz Boğazını aşamamalarının yakıt fiyatlarında sebep olduğu aşırı yükselme karşısında tedbir arayan Birleşik Devletler, çözümü Ukrayna çatışması nedeniyle Rus petrolüne koydukları sevk kayıtlarını gevşetmekte buldu. Böylece bir miktar Rus petrolünün dünya fiyatlarından satılmasının yolu açıldı. Rusya’nın bütçesine yeni paranın girmesi söz konusu olunca, savaşın neden olduğu bütçe sıkıntısı da aşılmış oldu. Artık Rusya savaşı devam ettirmenin maliyetini karşılayacak yeni fonları bulmuştu.
Ukrayna’nın, şartlara hemen teslim olmayacağı görülüyor
Ukrayna’nın askeri sözcüleri son zamanlarda Rusya’nın saldırı hattında bir ilerleme kaydetmediğine, tam tersine Ukrayna’nın yeniden toprak kazanmaya başladığını belirterek, durumun değişmeye başladığına işaret ediyorlardı. Bu açıdan bakıldığında, petrol fiyatlarının yükselmesi ve buna bağlı olarak da Rus petrolü üzerine konulmuş satış kısıtlamalarının kaldırılması, Ukrayna tarafından herhalde pek de hoş olmayan bir sürpriz olarak değerlendirilmiştir. Yine de şartlara hemen teslim olmaya hazır olmadıkları görülüyor. Nitekim, kısa süre sonra Rus hava savunmasını aşan dronlar kullanarak Karadeniz ve Baltık kıyısında gemilere petrol yüklemek için kullanılan tesisleri harap ettiklerini açıkladılar. Muhtemelen benzer saldırılar düzenleyerek diğer ülkelere yapılan sevkiyatı da (Çin dahil) engellemeye çalışıyorlar. Bütün bunlara rağmen, Ukrayna’nın yine de makul bir barışı arzuladığını söylemek mümkün. Böyle bir barış ülkede Rus kökenlilerin egemen olduğu yerlerde bir miktar toprağın Rusya’ya geçmesini de kapsayabileceği dahi dile getiriliyor. Bazı okuyucularımızın dikkatinden kaçmamıştır, Türkiye Cumhurbaşkanı önce Vladimir Putin ile uzun süren bir telefon görüşmesi yaptı. Ertesi gün ise Zelenski ülkemize sürpriz bir ziyaret yaparak yine Cumhurbaşkanımızla uzun süren görüşmelerde bulundu. Siyasi liderler neler konuştukları konusunda hiçbir bir açıklama yapmamakla beraber, Türkiye’nin bir barış için arabuluculuk yapmaya gayret ettiği, ikisi de dost olan komşularını savaşmaktan vazgeçirmeye ve birbiri ile anlaştırmaya çalıştığını tahmin etmek mümkün. Yine de başarılı olacağının teminatı bulunmuyor.
Genel görünüşü değerlendirmek isteyen bazı gözlemciler, Rusya’nın Sovyetler Birliği’ne ait olan toprakları geri almak ve kendi topraklarına katmak istediğini, böylece yine dünyanın en önemli ülkeleri arasına girmeye çalıştığını ifade ediyorlar. Böyle bir değerlendirmeyi abartılı bulmak mümkünse de, Putin’in SSCB’nin Slav kökenli ahalisini birleştirmek istediğini daha açık söylediğini unutmamak gerekir. Putin’in yayılmacı bir çizgi izlediği düşünülüyorsa, zaten herhangi bir barış anlaşması geçici olmaya mahkumdur. Ancak hatırlanması gereken bir husus daha var. Bir imparatorluktan sonra uluslararası sistemin büyük ama sıradan bir üyesi olmaya geçişin kolay olmadığını anlamak gerekiyor. Eski günlerde etkin konumda olan seçkinler o günlerin geri gelmesini arzulayacaklar ve bunu sağlamak için bir uğraş vereceklerdir. Bu kişiler her zaman imparatorluğun dağılmasına izin vermenin bir hata olduğunu ileri sürecekler, hatta bazı kişileri toplumu bu sonuca götürmekle suçlayacaklardır.
Size unutamadığım bir anıyı da aktarmak istiyorum. Zamanında Sovyet hariciyesine adam yetiştirmek için kurulmuş olan ve halen de Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdüren MGIMO’dan diploma almış bir Rus büyükelçisi bir gün bana Kırgızistan ve Kazakistan gibi ülkelere bağımsızlık vermenin bir hata olduğunu, çünkü Moskova’nın bu ülkelerden sağladığı gelirden çok daha fazlasını buralara yatırdığını söyledi. Bilindiği gibi, bağımsızlığını kazandıktan sonra Kazakistan, petrol devi bir ülke olmuştur ama bunu bir yana bırakalım ve büyükelçinin nasıl bir yanılgı içinde olduğunu inceleyelim. Bağımsızlığını kazanan ve bu statüsünü sürdürmek isteyen bir ülke açısından bunu yapmak varlıksal bir işlevken, eski günlerin geri dönmesi için yayılmak isteyen bir ülke sadece araçsal bir hedef gütmektedir. Bay Putin bunu anlamadığı için Ukrayna’yı birkaç gün içinde Rusya’ya katacağını sanmış, hatta birçok Ukraynalının da bunu canı gönülden istediğini zannetme gafletine düşmüştür. Şu anda sonunu göremediğimiz Rus-Ukrayna çatışması beşinci yılına doğru ilerliyor, çatışmanın nasıl sona ereceği de bilinmiyor. Korkarım ki, Bay Trump da, muhtelif inançta olan ve bir bölümü mevcut rejim tarafından mahkum dahi edilen, kimi rejim taraftarı, kimi Molla rejimine karşı çıkan bir sürü insanın ülkelerinin bağımsızlığını korumak için kenetlendiğini, Amerika’ya karşı çıktığını anlamakta güçlük çekmektedir.
Ukrayna ve İran’da emperyalist yayılmacılık araçsal bir mahiyette
Acaba Rusya’nın Ukrayna macerası ile Amerika’nın İran macerasından ders çıkarmamız mümkün müdür? Tabii, hemen bu iki durumu karşılaştırmanın doğru olmadığına işaret edebilirsiniz. Ukrayna’nın uzun süre Sovyetlerin bir parçası olduğunu, Ukrayna dili ile Rusçanın akraba diller olduğunu söyleyebilirsiniz. Hatta, bir adım daha da ileriye giderek Rusya’nın doğuşunu Kiev’e bağlayabilirsiniz. Ancak şu anda Rusya’nın karşısında bağımsız olmayı isteyen bir Ukrayna’yı bulduğunu inkar edemezsiniz. Sanıyorum her iki durumda da emperyalist yayılmacılık araçsal bir mahiyet arz ediyor. Her ikisinde de müdahalenin, müdahale eden emperyalist devletin iktisadi veya siyasi gücüne, ya da ihtişamına katkıda bulunduğu düşünülüyor. Buna karşılık, bağımsızlığını korumaya çalışan ve bu nedenle ulusal savunmaya yönelen ülkenin halkı daha fazla zora katlanmaya, daha fazla fedakarlık yapmaya ve ulusal hükümetin ülkesinde birleşerek kendisine ait olduğunu düşündüğü toprakları korumaya rıza gösteriyor. Şurası muhakkak ki, emperyal bir tasavvurla bir başka ülkeye hakim olmaya yönelen, toprağını ele geçirmeye çalışan ülkelerin her zaman durdurulması mümkün olmuyor. Ancak bu durumlarda dahi, ele geçirilen topraklarda yaşayan halk ülkeye egemen olmaya çalışanlara karşı muhtelif yollardan direnebiliyor. Dolayısıyla, Ruslar Ukrayna topraklarını ele geçirseler bile, çoğu Ukraynalı bu işgali kabul etmeyecek, fırsat buldukları her defasında farklı olduklarını dile getirecek davranışlara yöneleceklerdir.
Özetlemek gerekirse, Rusların Ukrayna’da kazanma şansı bulunmuyor.
