İçinde Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin de yer aldığı bir Avrupa savunması projesi, Avrupa Birliği’nin de savunulması ile sonuçlanır, buna karşılık birliğe üye olmayan ülkeleri dışlayan bir Avrupa Birliği savunması başından itibaren başarısızlığa mahkumdur.
ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa savunmasının Avrupalıların ilgilenmesi gereken bir sorun olduğunu, bu niteliği ile de Amerikan halkının fazla ilgisini çekmediğini sık sık açıklıyor. Bu arada ülkesinin NATO’dan çekilebileceğine de işaret etti. Bu sözlerin ardından Avrupa ülkeleri artık kendi savunmaları ile kendilerinin ilgilenmesi gerektiği bir dönemin geldiğini düşünmeye başladılar.
Aslında Amerikan yönetiminin Avrupa yönetimlerinden bir hayli farklı düşündüğüne ilişkin çok sayıda örnek vermek mümkün. Örneğin, Bay Trump bir süre Grönland ile uğraştı. İleri sürdüğü düşünceye göre, bu Ada’yı Amerika’nın alması gerekiyordu çünkü ülkesinin Kuzey Kutbu yönünde savunulması için Ada vazgeçilmezdi. Adayı satın alabilecekleri gibi, bu gerçekleşmezse işgal de edebilirlerdi. Neyse ki, şu sıralarda dikkati başka yönlere kaymış, dolayısıyla Grönland ile ilgilenmeyi terk etmiş görünümü veriyor. Amerikalılar Ukrayna savunmasına da Avrupa’nın verdiği önemi vermiyor gözüküyorlar. Rus yayılmacılığına karşı Avrupa kadar duyarlı olmadıkları, Avrupa’nın Ukrayna’da Rus yayılmacılığına karşı bir sınav verdiği düşüncesine katılmadıkları söylenebilir. Nitekim Amerikalılar Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yapmak istediği maddi yardımı engellemek için elinden gelen her şeyi yapan ve nihayet seçimlerin iktidardan uzaklaştırdığı Macaristan’daki Orban yönetimini ikna etmek konusunda en ufak bir girişimde dahi bulunmadılar. Halbuki Victor Orban, Trump yönetimine değer veriyor ve onun isteklerine uygun hareket etmeye çalışıyordu. Son olarak ise Bay Trump Hürmüz Boğazı’nı ablukaya almak için Avrupalı NATO üyelerinden destek istemiş, onlar Trump’ın talebine karşı direnince de NATO üyelerinin desteğine zaten ihtiyacı olmadığını ilan ederek, kendi tercihi yönünde ilerlemeye yönelmiştir.
AB’nin askeri kabiliyetlerini geliştirmesi önemli bir sorun olarak görülmüyordu
Avrupa ülkelerinin artık kendi savunma ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması gerektiğine ilişkin olarak başlayan tartışmalar her ne kadar Amerika’nın, kıtayı savunması taahhüdünün inandırıcılığının sorgulanmasına yol açsa da, Avrupa savunmasından neyin kast edildiğini açıklığa kavuşturmak da yeterli değildir. Kısa bir süre öncesine kadar, Avrupa savunması ifadesi kullanıldığı zaman söylenmek istenen Avrupa’yı Amerikan katkılarıyla da savunmayı öngören NATO planlarından ibaretti. Avrupa Birliği üyeleri arasındaki nispeten büyük ülkeler aynı zamanda NATO üyesi olduğundan Amerikan savunma garantisinin Avrupa Birliği’ni de koruyacağı düşünülüyordu. Bu sözlerden Avrupa Birliği’nin savunma alanıyla ilgilenmediği anlaşılmamak gerekir. Ancak, Avrupa Birliği’nin askeri kabiliyetlerini geliştirmesi önemli bir sorun olarak değerlendirilmiyordu. Zaten kıtadaki birçok önemli üye, kıtanın Amerika olmadan savunulabileceğini de düşünmüyordu. Fransızların, kıtanın stratejik özerkliğe sahip olması yönündeki uyarılarına kulak asan da pek çıkmamıştı. Şimdilerde Avrupa’nın savunma konusuna derhal eğilmesi gerektiği, konunun ihmale gelmeyeceği konusunda yaygın bir istek olmakla birlikte, Avrupa savunmasından neyin kast edildiğine ilişkin kafa karışıklığı devam etmektedir.
Belki konumuz dahilinde olduğundan, bu savunmanın kime karşı düzenleneceğini ele alabiliriz. Doğu ve Batı Avrupa istikametine yayılmak isteyen başlıca ülkenin Rusya olduğu düşünüldüğü için hasmın bu ülke olarak görüldüğü aşikardır. Diğer ülkelerin yayılma tasavvurları olmadığı, birbirleriyle barış içinde yaşamak istedikleri varsayılmaktadır. Bu varsayımın geçerli olmadığına ilişkin örnekler sıralamak mümkün olmakla beraber, yine de Doğu’dan Batı’ya doğru ciddi bir saldırı hamlesine girişebilecek tek ülkenin Rusya olduğunu kabul etmek gerekir. Batı ülkelerinin Ukrayna’ya dönük Rus yayılmacılığını durdurmak istemelerinin altında yatan endişe, Rusya’nın durdurulmaması durumunda yayılmaya devam edeceği kuşkusudur. Korkulan odur ki, eğer Rusya’ya dur denilmezse, bu ülkenin bir sonraki hedefi gerek Avrupa Birliği gerek NATO üyesi olmalarına rağmen muhtemelen Baltık ülkeleri olacaktır. İşte bu noktada Avrupa savunmasına ilişkin ikinci soru ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi, savunma düşünüldüğünde, bazı önemli Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği’nin üyesi olmadıkları hemen akla gelmektedir. Birçok gözlemci, Avrupa savunması tasarlanırken, bu tasavvurun anlamlı olabilmesi için, Birleşik Krallık ve Norveç yanında mutlaka Türkiye’ye de yer verilmesi gerektiği üzerinde ittifak etmektedir.
Bu tartışmayı başlatarak Avrupa savunması ile Avrupa Birliği’nin savunmasının aynı şeyler olmadığını da gösterebilmiş olduğumu ümit ediyorum. Bunun ötesinde, Avrupa Birliği’nin savunması kavramı kıtanın savunmasında birlik üyesi olmayan bazı ülkelerin önde gelen roller üstlenmesi gerekeceğinin bilinmesi dolayısıyla pek anlamlı bir kavrama da benzememektedir. Başka türlü ifade edecek olursak, içinde Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin de yer aldığı bir Avrupa savunması projesi, Avrupa Birliği’nin de savunulması ile sonuçlanır, buna karşılık birliğe üye olmayan ülkeleri dışlayan bir Avrupa Birliği savunması başından itibaren başarısızlığa mahkumdur. Neden derseniz, Avrupa savunmasında yer alması gereken önemli ülkelerin olduğu gerçeğini bir yana bıraksak bile, Avrupa birliği’nin çabuk harekete geçmekten aciz büyük bir örgüt olduğunu görmemiz gerekir. Farklı büyüklükte olan çok sayıda ülke arasında mutabakat sağlamak imkansız denecek kadar güçtür. Bir örnek vermek gerekirse, oldukça gelişmş bir silah endüstrisine sahip olmasına rağmen, ülkemiz Avrupa Birliği’nin silah imalatı ve geliştirmesi projesi SAFE dışında bırakılmaktadır. Nedeni ise Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile sorunlu ilişkilere sahip olmasıdır.
Türkiye, AB’nin savunması için birliğe üye yapılmayı ümit ediyor
Bu noktada Türkiye’nin Avrupa savunması için önemli olması yanında, böyle bir tasavvurda yer almak isteyip istemediği de tartışılmalıdır. Türkiye hem Rusya hem de Ukrayna ile iyi ilişkilere sahip, ikisi arasında barış görüşmelerine yardımcı olmaya çalışan, sanıyorum Rusya’nın sınırsız genişleme değil, güvenliğini sağlama almak endişesiyle hareket ettiğini düşünen bir ülkedir. Avrupa savunmasında yer alarak Rusya ile olan dostane ilişkilerine son vermek akıllı bir tercih midir? Üzerinde uzunca düşünülmesi gerekir.
Türkiye, Avrupa savunması için vazgeçilmez bulunması karşılığında Avrupa Birliği’ne üye yapılmayı ümit etmektedir. AİHM’nin kararlarını bile uygulamayan, hukukun üstünlüğüne saygısı sınırlı, ifade özgürlüğü üzerinde ciddi kısıtlamalar bulunan bir ülkeyi Birlik üyesi yapmalarını beklemek kanaatimce hayaldir. Avrupa Birliği belirli ilkeleri paylaşan ülkelerin oluşturduğu bir camiadır. Üye ülkelerin dış siyasetlerinde kendi savundukları değerlere uymamaları, daha doğrusu bu değerleri sadece bir dış siyaset aracı olarak görüp, onlardan yararlanmaya çalışmaları, bizi camiada da aynı uygulamaların gerçekleştiği gibi bir kanaate sürüklememelidir. Camia üyesi olmak için bir ülkedeki rejimin belirli niteliklere sahip olması gerekmektedir. Camia dışındaki ülkelerle çıkar esasına dayalı işbirliği yapmak ise olağandır. Türkiye ile savunma alanında işbirliği yapabilirler. Ancak, bunun bir kolaylık olduğu, üyelik için bir zemin oluşturmadığını anlamak lazımdır. Boşuna heveslenmek için bir sebep yoktur.
Sizlerin de gördüğü gibi, önce Avrupa Savunması kavramının berraklığa kavuşması gerekiyor. Bu netliği kurmadan ilerlemek mümkün değildir. Maalesef, şu anda böyle bir noktada bulunmuyoruz.
