Bir sezon boyunca daha müziğin ve edebiyatın peşinde…
Sonbaharın sevdiğim yanlarından biri, yeni sezon programlarına bakmak… Bir konserin tarihini not etmek, yıllardır dinlediğimiz bir yorumcuyla yeniden buluşacağımızı öğrenmek, henüz sahnede izlemediğimiz bir sanatçının adının yanında durup düşünmek… Daha salona gitmeden başlayan bir heyecan bu. Bazen tek bir eser, bazen bir ses, aylar sonrasındaki bir akşamı beklememize yetiyor.
İş Sanat’ın Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin BlackBox Salonu’nda açıklanan 27. sezon programına da böyle bakıyorum. Kasımda başlayıp bahara uzanan takvimde, farklı müzik geleneklerinden gelen sanatçılar var. Programın içinde ilerlerken bir yanda kemanın, piyanonun, orkestranın dünyasına giriyor; diğer yanda bir türküye, belleğimizde yer etmiş bir şarkıya, bir şairin dizelerine dönüyoruz.
İş Sanat Genel Müdürü Defne Turaç, programı hazırlarken her konserin kendi özgünlüğünü koruduğu, aynı zamanda birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmayı amaçladıklarını söylüyor. Uluslararası orkestra ve solistlerden genç müzisyenlere, sahneye özel projelerden çocuk oyununa uzanan bu çeşitliliğin içinde, dinleyiciye kendi yolunu çizme imkânı da sunuluyor.
Sezonun ilk konseri, 5 Kasım Perşembe akşamı. Keman sanatçısı Viktoria Mullova, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla İş Kuleleri Salonu’nda sahneye çıkacak. Açılışın programı, üç bestecinin farklı dünyalarını aynı akşamda buluşturuyor.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Doğumgününü müzikle hatırlamak…
Bir insanı hatırlamanın yollarından biri, onun sevdiği şeylere hayatımızda yer açmak… Dinlediği müziğe kulak vermek, önem verdiği bir uğraşı sürdürmek, bir araya gelip aynı eseri paylaşmak. Böyle buluşmalarda hatıralar, o akşam orada bulunanların hayatına da katılıyor. Bir doğum günü, müzikle kurulan ortak bir anıya dönüşüyor.
Hisar Okulları’nın kurucusu Feyyaz Berker’in doğum günü anısına hazırlanan konserin çıkış noktasında da onun klasik müziğe duyduğu sevgi var. Hisar Okulları Kültür Merkezi’nin yeni sezon buluşmalarından olan konserde keman sanatçısı Cihat Aşkın ile piyanist Cem Babacan, 7 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’de Hisar Okulları Atatürk Salonu’nda sahneye çıkacak.
Konser programında Johann Sebastian Bach, Giuseppe Tartini, Niccolò Paganini, Ludwig van Beethoven ve Franz Schubert’in eserleri yer alıyor. Farklı dönemlerin müziklerini aynı akşam içinde dinlemek, kemanla piyanonun anlatım imkânlarını değişik bestecilerin dünyalarından takip etmemizi sağlayacak.
Bir tariften başka bir tarife
Mutfakta bazen bir tarifin peşinden gideriz, bazen de elimizdeki malzemelerin… Dolabı açar, tezgâha birkaç şey çıkarır, neyi neyle buluşturacağımızı düşünürüz. Bildiğimiz bir yemeğe başka bir ot eklemek, alıştığımız sosu değiştirmek, önceki günden kalan bir malzemeyi değerlendirmek gelir aklımıza. Tam o sırada kendimize sorduğumuz soru tanıdıktır: “Olur mu dersin?” Cevabını çoğu zaman ocağın başına geçince öğreniriz.
Filiz’in yeni iletişim yaklaşımı, mutfağın bu gündelik merakından yola çıkıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen durum buğdaylarıyla ürettiği ürünleri 52 yıldır sofralara taşıyan marka, logosunu ve ambalajlarını yenilerken yemek yapmanın denemeye açık yanını öne çıkarıyor.
Barilla Türkiye Genel Müdürü Murat Koç, yarım asrı aşan yolculukta sofralarla kurulan bağın ve kazanılan güvenin önemini vurguluyor. Logodan ambalaja kadar markanın kendini ifade etme biçimi değişirken toprağa, çiftçiye, kaliteye, Bolu’daki üretime ve Türk mutfağına bağlılığın sürdüğünü belirtiyor. Yeni dönemde Filiz’in, gençlerin kendi mutfaklarında isteyerek seçtikleri, kendilerine yakın buldukları bir marka olmasını hedeflediklerini anlatıyor.
Nişantaşı’nda bir mahalle restoranı…
Nişantaşı’nda, Valikonağı Caddesi üzerindeki People’daydım geçtiğimiz günlerde… Mekânın kurucuları Aydan Önderve Ali Özbora çifti, bir süredir mutfaklarını daha fazla anlatmak istiyorlar. Aydan televizyon yapımcılığı ve sunuculuktan, Ali reklamcılıktan geliyor. İnsanlarla, onların hikâyeleriyle çalışarak geçen yılların ardından ortak seyahat ve gastronomi meraklarını bir mekânda buluşturmuşlar. People adı da bu geçmişle anlam kazanıyor.
Mekânı önceki yıllarda da ziyaret etmiştim. Bu kez masaya oturduğumuzda, aradan geçen zamanda nelerin değiştiğini konuşuyoruz. Anlattıkları, bir restoranın kendi yolunu bulmasının denemeler, kararlar ve bazen geri dönüşlerle ilerleyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Kahveyle kurulan ilk bağın ardından, yalnızca tadım menüsü sunan iddialı bir mutfağa yönelmişlerdi. Bir özel gün için tercih edilebilecek yemek düzeniyle, insanın haftanın herhangi bir akşamı uğramak istediği restoran arasında fark var. Onlar da zamanla bunu görmüşler. Ardından daha rahat bir servis ve menü anlayışına geçerken, önceki dönemin kazandırdığı ürün bilgisini ve üretici ilişkilerini korumuşlar. Bugünkü mutfağın arkasında o birikim var.