Dünya plastik atığını yönetmeye mi devam edecek, yoksa üretimi kaynağında sınırlayacak ortak kurallar koyabilecek mi?
Dünyada her yıl yaklaşık 370 milyon ton plastik üretiliyor. 2050’ye kadar plastik talebinin üç katına çıkar ak yılda 1 milyar tonu aşması bekleniyor.
Üstelik bugün üretilen plastiklerin yüzde 90’dan fazlası fosil kaynaklardan elde ediliyor. Plastik atıkların ise yalnızca yüzde 9’u geri dönüştürülüyor.
Dünyanın plastikle ciddi bir sorunu var. Rakamlar ortada. Sorun denizlerde gördüğümüz plastik şişelerden, poşetlerden ya da mikroplastiklerden de ibaret değil.
Plastik, üretildiği andan atık haline gelene kadar fosil yakıtlar, iklim değişikliği, insan sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve küresel ticaretle iç içe geçmiş devasa bir ekonomik sistem.
Küresel Plastik Anlaşması bu sistemin nasıl değişeceğini belirleme iddiasıyla yola çıktı. 2022’de başlayan müzakerelerin amacı, plastik kirliliğini ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca ele alan, hukuken bağlayıcı küresel bir çerçeve oluşturmak olarak belirlendi. Ancak süreç ilerledikçe tartışma, bir anlaşmaya varılıp varılmayacağını ötesinde, bu anlaşmanın ne kadar güçlü ve bağlayıcı olacağına odaklanıyor.
Climate Home News’ta yayımlanan Amy Youngman imzalı “The world doesn’t need a Paris Agreement for plastics” başlıklı yazı, bu soruya açıklık getiriyor: “Plastik krizinin Paris Anlaşması benzeri bir modele ihtiyacı yok.” Paris Anlaşması, küresel iklim diplomasisinin en önemli kilometre taşlarından biri. Neredeyse bütün ülkeleri aynı masa etrafında topladı ve küresel sıcaklık artışını sınırlamak için ortak bir çerçeve oluşturdu. Fakat
Paris modelinin önemli bir özelliği var: Ülkeler ne kadar emisyon azaltacaklarına büyük ölçüde kendileri karar veriyor. Ulusal katkı beyanlarını hazırlıyor, belirli aralıklarla güncelliyor ve zaman içinde hedefl erini güçlendirmeleri bekleniyor. Plastikte tartışılan soru burada başlıyor.
“Musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil”
Plastik krizini sadece atık yönetimi, geri dönüşüm ya da ülkelerin kendi belirleyeceği gönüllü hedeflerle çözmeye çalışırsak, sorunun kaynağına dokunmadan sonuçlarını yönetmeye çalışmış oluruz. Çünkü plastik ekonomisinin en zor sorusu, ne kadar plastiği geri dönüştürdüğümüzden çok, ne kadar plastik ürettiğimizle ilgili. Bugüne kadar plastik konusunda politikaların önemli bölümü tüketici davranışına ve atık yönetimine odaklandı. Poşet kullanımını azaltmak, tek kullanımlık ürünleri sınırlamak, geri dönüşüm oranlarını artırmak kuşkusuz gerekli. Ama musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil. Youngman’ın yazısındaki temel itiraz da burada yoğunlaşıyor. Plastik üretiminin sınırlandırılması, sorunlu ve gereksiz plastik ürünlerin ortadan kaldırılması ve belirli kimyasalların kontrolü gibi kritik başlıkların gelecekteki toplantılara bırakılması, anlaşmanın daha baştan zayıf doğması anlamına gelebilir.
Gönüllülük mü, ortak kural mı?
Aslında plastik müzakereleri bize iklim diplomasisinden çok tanıdık bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor. Bir tarafta mümkün olduğunca fazla ülkeyi sistemin içinde tutabilmek için esnek bir yapı isteyenler var. Diğer tarafta ise ortak ve bağlayıcı kurallar olmadan gerçek dönüşümün gerçekleşmeyeceğini savunanlar.
Plastik konusu sadece çevreyi ilgilendiren bir konu değil. Plastik üretimi petro-kimya sektöründen ambalaja, gıdadan tekstile, otomotivden perakendeye kadar küresel ekonominin çok geniş bir bölümüne dokunuyor. Dolayısıyla üretime ilişkin küresel kurallar aynı zamanda yatırımları, şirketlerin maliyetlerini, ürün tasarımını ve rekabet koşullarını değiştirecek.
Bu nedenle ortak kurallar önemli. Bazı ülkeler ve şirketler daha sıkı standartlara geçerken diğerleri aynı üretim modelini sürdürürse, dönüşümün maliyetini üstlenenler açısından yeni bir rekabet eşitsizliği ortaya çıkabilir. Bağlayıcı küresel standartlar ise oyunun kurallarını herkes için değiştirebilir.
Plastik krizinin COP’u olmamalı
Dünyanın yeni hedefler açıklayan, ardından bu hedeflerin neden gerçekleşmediğini tartışmak için her yıl yeniden toplandığı bir başka sürece ihtiyacı yok.
Üretimden ürün tasarımına, kullanılan kimyasallardan yeniden kullanıma ve atık yönetimine kadar plastiğin bütün yaşam döngüsünü kapsayan kurallar oluşturulmadığı sürece, çok iddialı görünen bir anlaşma bile sahada sınırlı sonuç yaratabilir.
İklim krizinde yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz: Hedef koymak yetmiyor, uygulamak gerekiyor.
Plastik krizinde ise soruyu şöyle sormak gerekiyor: Uygulamak için önce oyunun kurallarını değiştirmek gerekiyor.
