Pasifik ada ülkeleri dünyanın en düşük emisyon üreten ekonomileri arasında. Buna karşılık enerji için ödedikleri bedel çok yüksek. University of New South Wales'in yeni araştırmasına göre, bölge ülkeleri GSYH'lerinin yüzde 10 ila 25'ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Elektrik üretiminde kullanılan dizelin yıllık faturası yaklaşık 1 milyar dolar. Güneş, batarya ve şebeke yatırımlarıyla bu faturadan yılda 700 milyon dolar tasarruf etmek mümkün. Ancak dönüşümün önünde önemli bir engel var: Finansman.
Pasifik ada ülkeleri, iklim krizine en az katkıda bulunan ama sonuçlarını en ağır yaşayan ülkeler arasında. Şimdi bu kırılganlığa bir de fosil yakıta bağımlılığın giderek ağırlaşan faturası ekleniyor. Enerjisinin büyük bölümünü ithal petrol ürünlerinden karşılayan bölge için yenilenebilir enerjiye geçiş artık yalnızca bir iklim hedefi değil; enerji güvenliğini sağlamak, ekonomiyi petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan korumak ve kamu kaynaklarını fosil yakıt ithalatı yerine kalkınmaya yönlendirmek anlamına geliyor.
University of New South Wales bünyesindeki Institute for Climate Risk & Response tarafından yayımlanan “Counting the Cost of Fossil Fuels in the Pacific” araştırması, bu bağımlılığın ekonomik maliyetini çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Pasifik ülkeleri, GSYH’lerinin yüzde 10 ila 25’ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Karşılaştırmak gerekirse bölgede eğitime ayrılan kaynağın GSYH içindeki ortalaması yüzde 8, sağlığın ise yüzde 6 civarında.
Pasifik’in enerji arzının yaklaşık yüzde 80’i ithal petrol ürünlerine dayanıyor. Sadece elektrik üretiminde kullanılan dizelin ithalatı için her yıl yaklaşık 1 milyar dolar harcanıyor.
Yılda 700 milyon dolar tasarruf mümkün
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu fosil yakıttan çıkışın yaratabileceği ekonomik kazanç.
Dizelle çalışan elektrik üretiminin güneş enerjisi, batarya depolama sistemleri ve güçlendirilmiş elektrik şebekeleriyle değiştirilmesi halinde Pasifik ülkelerinin yılda yaklaşık 700 milyon dolar tasarruf edebileceği hesaplanıyor.
Bunun için bölgenin yaklaşık 2,2 GW yeni yenilenebilir enerji kapasitesine ve 8 bin 800 MWh batarya depolama kapasitesine ihtiyacı var.
UNSW araştırmacısı Dr. Wesley Morgan’a göre yenilenebilir enerji, Pasifik açısından enerji güvenliğini artırabilecek ve ekonomileri küresel petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan koruyabilecek bir araç haline geliyor.
İhtiyaç 650 milyon dolar, gelen 216 milyon dolar
Pasifik ülkelerinin hedefi iddialı: Dünyanın tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışan ilk bölgesi olmak. Fakat UNSW araştırmasının ortaya koyduğu tablo, teknoloji kadar finansmanın da belirleyici olacağını gösteriyor. Bölgenin yenilenebilir enerji hedeflerini gerçekleştirebilmesi için her yıl yaklaşık 650 milyon dolar uluslararası finansmana ihtiyacı olduğu hesaplanıyor.
2024 yılında sağlanan finansman ise sadece 216 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle Pasifik, enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu finansmanın ancak üçte birine ulaşabiliyor.
Sorunun bir başka boyutu da yatırım ölçeği. Ada ülkelerindeki projelerin küçük olması, yüksek ulaşım ve inşaat maliyetleri ve yatırımcıların risk algısı, projelerin uluslararası sermaye açısından cazibesini azaltıyor.
COP31 için somut bir test
Tam da bu nedenle araştırma, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 açısından önemli bir mesaj taşıyor.
Ve aslında bu mesaj COP31’in önündeki daha büyük soruyu da özetliyor: Teknoloji var. Yenilenebilir enerji potansiyeli var. Ekonomik karşılığı var. Hatta yatırımın sağlayacağı tasarruf da hesaplanabiliyor.
Eksik olan, dönüşümü gerçekleştirecek ölçekte finansman.
Antalya’da tartışılması gereken soru da burada başlıyor: İklim hedeflerini bir kez daha konuşmak mı, yoksa bu hedefleri sahada yatırıma dönüştürecek parayı gerçekten harekete geçirmek mi?
