TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı'ya göre iklim krizinin büyüttüğü riskler sigortanın rolünü değiştiriyor. Sigorta, hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir mekanizma olmanın ötesinde, şirketleri, yatırımları ve şehirleri riski azaltmaya zorlayan bir aktör olmak zorunda. Obalı, "Riskini azaltan daha düşük prim öder; gerekli önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta teminat bulamamakla karşılaşabilir" diyor.
Sel olduktan, fabrika yandıktan, tarımsal üretim zarar gördükten ya da altyapı çöktükten sonra devreye giren bir sigorta anlayışından; riski daha gerçekleşmeden gören, ölçen ve azaltmaya çalışan bir modele doğru gidiliyor.
İklim başta olmak üzere, farklı risklerinin eş zamanlı büyüdüğü bir dünyada yalnızca hasarı finanse etmek yeterli olmuyor. O hasarın hiç oluşmamasını ya da mümkün olduğunca sınırlı kalmasını sağlayacak koşulları yaratmak gerekiyor.
Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanırken vermek istediği temel mesaj bu: Sigorta, iklim dönüşümünün yalnızca finansal güvencesi değil, önleyici aktörlerinden biri olmak zorunda.
TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı ile sigorta sektörünün değişen rolünü, iklim risklerini ve COP31’i konuştuk.
“Sigorta disipline edici bir araç olabilir”
Obalı’ya göre sigortanın yeni dönemdeki en önemli işlevlerinden biri, riski fiyatlamanın ötesine geçerek davranışları değiştirmek. Şöyle diyor Obalı: “Önleyici perspektif bizim bir numaralı konumuz. Sigortayı süreçlerin içine disipline edici bir unsur olarak yerleştirebilir miyiz diye bakıyoruz. Denetlemenin illa yasakla ya da cezayla yapılması gerekmiyor. Sigorta primi de çok güçlü bir araç. Riskini doğru yöneten, gerekli yatırımları yapan bir işletmeye daha düşük primle hizmet verirsiniz. Önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta bazı durumlarda sigorta teminatı bulamamakla karşılaşabilir.”
Bu yaklaşım, sigortayı hasarın ardından devreye giren bir ödeme mekanizması olmaktan çıkarıp yatırım kararlarının daha erken aşamalarına taşıyor. Büyük tesislerde bunun örnekleri şimdiden görülüyor. Risk mühendisleri tesise giderek yangın önlemlerinden yanıcı maddelerin depolanmasına, çevresel risklerden üretim süreçlerine kadar çok sayıda unsuru inceliyor. Eksiklikler tespit edildiğinde şirketten yatırım yapması ve riski azaltması isteniyor.
Obalı, “Şirket gerekli risk azaltıcı yatırımları yapmıyorsa bazı durumlarda teminat vermekten kaçınıyoruz. Çünkü sigortacılık kesinleşmiş bir zararı değil, gerçekleşme olasılığı bulunan bir riski sigortalar” diyor. Özellikle mobilya, kâğıt, kimya ve geri dönüşüm gibi yangın riskinin yüksek olduğu sektörlerde bu yaklaşım giderek daha kritik hâle geliyor.
Yeşil dönüşüm yapan daha düşük prim ödeyebilir
Benzer bir değişim iklim ve yeşil dönüşüm alanında da yaşanıyor. Uluslararası sigorta şirketlerinin bir bölümü fosil yakıt kullanan bazı tesislere yönelik teminatlarını sınırlamaya başlamış durumda. Türkiye’de bu dönüşüm henüz aynı hızda ilerlemesede yön belli. Obalı, bunun diğer tarafında ise önemli bir teşvik mekanizması bulunduğunu söylüyor: “Yeşil dönüşüme önem veren, ESG kriterlerini uygulayan şirketlere daha düşük primlerle teklifler verilmeye başlandı. Kendi atığından enerji üreten tarım tesisleri gibi yatırımlar için de uygun ürünler geliştiriliyor. Yavaş yavaş bu yöne gidiyoruz.”
Obalı’ya göre bu noktada finans sektörü, sigorta sektörü, şirketler ve kamunun aynı yönde hareket etmesi gerekiyor: “Şirket şeffaf biçimde raporlayacak, finans kuruluşu kredi verirken buna bakacak, sigorta şirketi riski değerlendirirken aynı kriterleri dikkate alacak. Bunun için regülasyon da gerekiyor. Hiçbir sektörün bu dönüşümü tek başına hızlandırması mümkün değil.”
Geçmiş artık geleceği anlatmıyor
İklim değişikliği sigorta sektörünün en temel araçlarından biri olan risk modellemesini de zorlaştırıyor. Obalı, “Geçmişte yaşadığımız olaylara ve insanlık tarihinden ulaşabildiğimiz verilere dayanan modeller artık aynı şekilde geçerli değil. Bambaşka bir döngüye girdik. Bu nedenle modelleme konusu son derece kritik. Bir tarafta savaş, bir tarafta deprem, diğer tarafta iklim krizi var. Bunlar birleştiğinde riskin katsayısı da artıyor” diyor.
“Bugün harcayacağımız para, yarının hasarından çok daha düşük”
“Bugün yaşayabileceğimiz bir olayın yaratacağı ekonomik etkinin çok daha küçük bir bölümünü önceden harcayarak o riski azaltmak mümkün” yorumunu yapan Obalı, bu bakış açısının sigortanın iklim politikalarındaki rolünü de değiştirdiğinin altını çiziyor. Obalı'ya göre sektörün amacı yalnızca afet sonrasında finansal kaynak yaratmak değil; afet gerçekleşmeden önce dayanıklılığa yatırım yapılmasını sağlamak.
Bu nedenle TSB’nin en fazla önem verdiği konulardan biri Zorunlu Afet Sigortası. Obalı, hazırlıkların tamamlandığını ve düzenlemenin yasama sürecini beklediğini belirterek, COP31’in uygulamanın hayata geçirilmesi için önemli bir fırsat olabileceğini söylüyor.
“Türkiye gibi ülkeler tek bir iklim riskiyle karşı karşıya değil. Bir tarafta sel, diğer tarafta kuraklık, orman yangını, heyelan ya da yeraltı sularının çekilmesine bağlı riskler var. Konuyu artık yalnızca deprem üzerinden değerlendiremeyiz” diye ekliyor.
Planlanan sistem, afet korumasını deprem dışındaki riskleri de kapsayacak daha geniş bir çerçeveye taşımayı hedefliyor.
Riskleri azaltan bir yol arkadaşı
Obalı’nın anlattıkları aslında sigortanın geleceğine ilişkin büyük bir dönüşüme işaret ediyor.
İklim krizinin ağırlaştığı bir dünyada, “Bu hasarın parasını kim ödeyecek?” sorusunun yerini, “Bu hasarın gerçekleşme ihtimalini nasıl azaltacağız?” sorusu alıyor.
Sigorta sektörünün elindeki hasar verileri, risk mühendisliği, fiyatlama gücü ve finansal kapasiteyle güçlü bir kaldıraç yaratabileceğini ifade eden Obalı, “Sigortanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra hatırlanan bir ürün olmasını istemiyoruz. İnsanların bizi gelecekle ilgili risklerini azaltan bir yol arkadaşı olarak görmesini istiyoruz” diyor.
Tarımda yeni araç: Parametrik sigorta
İklim krizinin sigortacılık açısından en kritik alanlarından biri de tarım. Kuraklık, aşırı sıcaklık, don, sel ve değişen yağış rejimleri tarımsal üretimde risk profilini hızla değiştiriyor. Türkiye'nin bu alandaki en önemli araçlarından biri ise devlet destekli tarım sigortası TARSİM. Obalı, 2025 yılında Türkiye'nin geniş bir bölümünü etkileyen zirai donun ardından TARSİM kapsamında yaklaşık 23-24 milyar TL düzeyinde ödeme yapıldığını belirtiyor. Ancak yeni iklim koşulları yeni sigorta modellerini de gündeme getiriyor. Bunlardan biri parametrik sigorta. Klasik sigortada hasarın tek tek tespit edilmesi gerekirken parametrik modelde önceden belirlenen yağış, sıcaklık ya da benzeri bir eşik gerçekleştiğinde ödeme mekanizması devreye girebiliyor. Obalı'ya göre özellikle tarım ve doğal afetlerde bu sistem önemli bir potansiyele sahip: "Parametrik sigortada süreç daha basit, kriterler daha net ve tazminat çok daha hızlı ödenebiliyor. Tarımda bunu geliştirebilirsek çok önemli olur. Ama bunun için veri ve altyapının da hazırlanması gerekiyor."
COP31'de hedef: Konuşmak değil, uygulamak
TSB, COP31'i sigorta sektörünün somut iş birliklerinin ve uygulamaların hayata geçirilebileceği önemli bir eşik olarak görüyor.
Obalı, "Bir şeyleri konuşup güzel mesajlar vermek yetmiyor. Bunları uygulamaya ve aksiyona dönüştüremediğiniz zaman çok fazla anlamı kalmıyor" diyor. COP31 sürecinde kamu ile özel sektörün afet riskini birlikte taşıyabileceği modellerin geliştirilmesi, risk verilerinin karar alma süreçlerine girmesi, yeni finansman mekanizmalarının oluşturulması ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Obalı'ya göre, Türkiye'nin bu alanda dünyaya anlatabileceği önemli deneyimleri de var. DASK ve TARSİM gibi kamu-özel sektör iş birliğine dayalı risk paylaşım modelleri, iklim kaynaklı risklerin büyüdüğü bir dönemde uluslararası ölçekte örnek oluşturabilecek yapılar arasında. Bu yaklaşımın en somut karşılığı ise COP31'de hayata geçirilecek "Sigorta Evi" olacak. 11-14 Kasım tarihleri arasında faaliyet göstermesi planlanan Sigorta Evi, klasik bir etkinlik ya da ağırlama alanından çok bir çalışma ve iş birliği platformu olarak tasarlanıyor.
Obalı, platformda yalnızca sigorta şirketlerinin konuşmayacağını özellikle vurguluyor: "Sadece kendi üyelerimizi değil, global paydaşları da bir araya getireceğiz. Dünyada sigorta sektörü iklim risklerinin yönetiminde ne yaptı, nerede eksik kaldı, bundan sonra ne yapması gerekiyor; bunları konuşacağız."
