Kız toruna sahip olmanın keyfini yaşarken şunu fark ettim: Kız kıyafetleri erkek kıyafetlerinden daha pahalı. Küçük, gündelik ve önemsiz gibi görünen bu ayrıntı, aslında daha büyük bir ekonomik hikâyenin parçası. Bir bebek kıyafetinin rengi, bir şampuanın ambalajı ya da bir bakım ürününün hedef kitlesi… Hepsi, fark edilmediğinde sessizce işleyen bir mekanizmaya işaret ediyor.
Bu mekanizmanın literatürde bir adı var: pink tax. Bir vergi değil; kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ürünlerin, benzer erkek ürünlerine kıyasla daha pahalı fiyatlanmasını tanımlayan bir kavram. Çoğu zaman küçük fiyat farkları üzerinden tartışılıyor. Oysa pink tax’in asıl etkisi, tekil alışverişlerde değil; zaman içinde biriken ekonomik sonuçlarında ortaya çıkıyor. Çünkü pink tax, kadınların harcanabilir gelirini sistematik biçimde azaltan görünmez bir maliyet mekanizması.
Küresel ekonomi açısından bakıldığında tablo net. Kadınlar dünya genelinde erkeklere kıyasla daha düşük ücret alıyor, daha düzensiz istihdam ediliyor ve ücretsiz bakım emeğinin büyük kısmını üstleniyor. Buna rağmen, günlük hayatta daha pahalı ürün ve hizmetlerle karşılaşıyorlar. Bu denklem, kadınların gelir elde etmesini değil; o geliri tasarrufa, yatırıma ve servete dönüştürmesini zorlaştırıyor.
Ekonomide belirleyici olan yalnızca gelir düzeyi değil, gelirin ne kadarının birikime ve sermayeye dönüşebildiğidir. Pink tax tam da bu dönüşüm zincirinde çalışıyor. Kadınların her ay farkında olmadan daha fazla ödediği tutarlar, bireysel ölçekte küçük görünebilir; ancak küresel ölçekte bu durum, kadınların daha az tasarruf yapması, daha geç yatırımcı olması ve sermaye sahibi olmasının gecikmesi anlamına geliyor.
Bu noktada şu itiraz gelebilir: “Bundan da mı sorun çıkardınız? Sonuçta parasını erkekler ödüyor.” Oysa mesele kimin ödediği değil, kimin ekonomik kapasitesinin sistematik olarak aşındığıdır. Gelirin haneye girmesiyle, o gelirin bireyler arasında nasıl dağıldığı aynı şey değildir. Pink tax, görünürde ortak bütçeler içinde erise de, uzun vadede kadınların bireysel tasarruf, yatırım ve ekonomik özerklik alanını daraltan bir mekanizma olarak çalışır.
Bu nedenle pink tax yalnızca bir tüketici adaletsizliği değildir. Aynı zamanda küresel ekonomide sermaye birikiminin cinsiyete göre asimetrik dağılmasına katkıda bulunan bir faktördür. Gelir eşitsizliğinin servet eşitsizliğine dönüşmesinde, görünmeyen ama sürekli işleyen bir dişli gibi çalışır.
Makro düzeyde bakıldığında bu durum yalnızca kadınların değil, ekonominin tamamının kaybıdır. Çünkü sermayeye dönüşmeyen her gelir, daha düşük tasarruf oranı, daha zayıf yatırım tabanı ve daha kırılgan büyüme demektir. Pink tax bu anlamda etik olduğu kadar iktisadi olarak da irrasyonel bir uygulamadır.
Bugün kız torunum için alınan bir ürünün daha pahalı olması, yalnızca bugünün meselesi değildir. Asıl soru şudur: Bu farklar yıllar içinde biriktiğinde, o çocuğun yarın ne kadar birikim yapabileceğini, ne kadar yatırımcı olabileceğini ve ne ölçüde ekonomik bir özneye dönüşeceğini nasıl etkileyecek?
Yönetim, yalnızca bugünün kârını değil, yarının dünyasını da şekillendirir. Ve bazen bir torunun gardırobundaki küçük bir etiket, geleceğe dair büyük bir hikâye anlatır.
Türkiye’de kadın tüketimi
Türkiye’de hanehalkı harcamalarında, kadınların yoğunlaştığı tüketim kalemlerinin bütçe içindeki payı giderek artıyor. Kadınlar artan sosyal medya iletişiminin etkisiyle güzellik ve bakım ürünlerine daha çok pay ayırıyor. Kişisel bakım, temizlik ürünleri, çocuk ihtiyaçları ve giyim gibi alanlar, çoğu zaman “zorunlu harcama” kategorisinde yer alıyor. Bu da pink tax’in Türkiye’de bir tercih meselesi değil, zorunlu tüketim üzerinden işleyen bir maliyet mekanizması hâline gelmesine yol açıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verileri, kadınların erkeklere kıyasla daha düşük gelir elde ettiğini ve istihdam oranlarının hâlâ belirgin biçimde geride olduğunu gösteriyor. Buna ek olarak, kadınlar hane içi bakım emeğinin büyük kısmını ücretsiz olarak üstleniyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Daha az gelir, daha yüksek zorunlu harcama ve daha sınırlı tasarruf alanı. Pink tax, Türkiye’de bu üçlü sıkışmanın görünmez ama sürekli bir tamamlayıcısı olarak çalışıyor.
Özellikle tek gelirli ya da dar gelirli hanelerde bu etki daha da keskinleşiyor. Kadınların bireysel tasarruf yapma kapasitesi, yalnızca gelir düzeyiyle değil; harcama kalıplarının cinsiyete göre fiyatlanmasıyla da aşındırılıyor. Bu durum, kadınların finansal ürünlere erişimini, yatırımcı olma ihtimalini ve uzun vadeli ekonomik güvenliğini doğrudan etkiliyor.
Türkiye’de servet birikiminin büyük ölçüde erkekler üzerinde yoğunlaşması tesadüf değil. Miras, mülkiyet ve sermaye sahipliği gibi alanlardaki eşitsizlikler, gündelik hayatta küçük görünen fiyat farklarıyla besleniyor. Pink tax, bu zincirin en sessiz ama en istikrarlı halkalarından biri.
Bu nedenle Türkiye bağlamında pink tax’i yalnızca bir tüketici sorunu olarak değil; kadınların ekonomik özneleşmesini geciktiren yapısal bir unsur olarak ele almak gerekiyor. Aksi hâlde gelir eşitsizliği, servet eşitsizliğine dönüşmeye devam edecek ve bu dönüşüm, fark edilmeden normalleşecektir.
