Türkiye’de yapılmış en güzel regülasyonlardan biri belediye otobüslerinde hayata geçirilmişti. Otobüslerde şoförle vatandaş arasında kavga çıkıyordu ve bunu engellemek için şoförlerin seyir sırasında koltuklarından kalkması yasaklanmıştı. Otobüslerdeki kameralar ile de bu kurala uyulduğunun tespiti sağlanmıştı.
Aynı otobüslerde engellilerin tekerlekli sandalyeleri ile otobüse binmesi için açılır kapanır rampalar yapılmıştı. Biz ABD’ye ihraç ettiğimiz ya da etmeye çalıştığımız taksilerde bu mekanizmayı otomatik kontrole bağlarken Türkiye’de ucuna kulp takılmış bir levha ile sorunu çözme yoluna gidilmişti. Sistem böyle olunca da birinin gidip o kulpu kullanarak rampayı açıp 180 derecelik –hatta daha fazla- bir hareketle dışarıda yere dayaması gerekiyordu.
Benimle ilgili olmadığı için mevzuatı bilmiyordum. Bir gün bir yürüme engelli beyin aşağıdan “bunu sizin açmanız gerekiyor” diye seslenmesiyle öğrendim. Yürüme engelli olduğunu daha sonra tekerlekli sandalyesiyle otobüse bindiğinde anladım aslında. Şoför de gerisin geriye “Benim bu koltuktan kalkmam yasak” diye bağırıyordu.
Ben yaşlı bir teyzenin yanında kucağımda poşetle oturuyordum ve kucağımda ağır bir poşet vardı. Başımızda ayakta duranlar da olduğu için gidip bu işi yapmam mümkün değildi. En sonunda sistemin nasıl çalıştığını bilen biri gidip rampayı açtı da sorun çözüldü. Sonra da kapattı da otobüs hareket edebildi. İki regülasyonun birbirini kesmesinin daha iyi bir örneği olamaz.
Tabii lor peynirini saymazsak: Orada da bozulmadan kullanılması gereken süt, limon ya da tuz ile kestirilip bozulur. Aradaki fark, peynirin bir ekonomik değeri varken beceriksizliğin kimseye bir faydasının olmamasından kaynaklanıyor.
İnternet üzerinden kurulan iletişimi düzenlemek için sosyal medya kullanımına getirilen sınırlamalara ve takip eden içtihata bakınca, ilgili kişilerin bu alandaki regülasyonları, birbirlerine etkileri ile birlikte araştırması gerektiğini düşündüm. Biz her şeyi torbaya koyan ama bir ambalajdan sızan sıvının ekmeği ıslatmasından şikayet etmekten de vazgeçmeyen bir topluma dönüştük. Bunun olmasını engellemek için sorumluluk sahibi olanların sorunluluk sahibi olmasını dilemekten başka bir şey yapacak durumum yok. Ancak şans yardım ettiği için sizi aydınlatacak bazı kaynaklara ulaşma fırsatım oldu.
EDAM’dan dünya örnekleri ile Türkiye’yi aydınlatma raporu
Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen’in “Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri” başlıklı raporun, dünya örneklerini sunarak artık üzerinde karar kılınmış olan sosyal medya sınırlamalarını mantıklı bir zemin üzerine yerleştirmeyi hedeflediğini düşünüyorum. Çok özenli ve iyi niyetli bir çalışma yapılmış. Üstelik konu ile ilgili olarak bir kamuoyu araştırması da yapılmış. Benden daha düzgün yazan yapay zekânın desteği ile aktarıyorum
“Rapora temel oluşturan kamuoyu araştırmasını, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) adına Research İstanbul yürütmüştür.
Can Selçuki liderliğinde hazırlanan bu "Sosyal Medya Düzenlemesi Araştırması", Türkiye genelinde 1.000 yetişkinle anket yapılarak ebeveynlerin çocukların sosyal medya kısıtlamalarına ve yaş doğrulaması gibi teknik uygulamalara bakış açısını ölçmüştür.”
Buradaki iyi niyet, farkındalık sorusunda ortaya çıkıyor. Basın toplantısında sorduğumda, aranan kişilere yasal düzenleme anlatılıp bu konuda bilgileri olup olmadığı soruluyor; olduğunu söyleyenler, farkında kabul ediliyor. Yani konuyla ilgili bir şey sorup, gerçekten farkında olup olmadığını anlamak söz konusu değil. Buna karşın, farkında olduğunu düşünenlerin oranı üçte bire yakın bir düzeyde kalıyor.
Bu nedenle de rapor çok önemli çünkü farkındalık ihtiyacı olduğu aşikâr.
Ben de bu konuda üzerime düşeni yapmak istedim ve yapay zekâ ile üç farklı formatta çalıştım.
Birincisi yönetici özeti:
Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlıklı raporu, 15 yaş altına yönelik mutlak sosyal medya yasaklarının çocukları denetimsiz dijital alanlara itebileceği uyarısında bulunarak kademeli ve koruyucu bir model önermektedir. Raporda, temel sorunun platformların bağımlılık yaratan tasarımları olduğu vurgulanarak teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar düzenlemeye geçiş süresi tanınması talep edilmektedir.
İkinci olarak Google AI Modu’ndan bir haber olarak konuyu yazmasını istedim:
EDAM’dan Sosyal Medya Yasağı Uyarısı: "Çocukları Denetimsiz Alanlara İtebilir"
İSTANBUL — Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), son dönemde gündemde olan çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması veya yasaklanması tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlığını taşıyan raporda, 15 yaş altı çocuklara yönelik mutlak yasakların ters tepebileceği uyarısında bulunularak daha dengeli ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerektiği vurgulandı.
"Toptan Yasaklar Çözüm Değil"
Raporda, çocukların internete ve sosyal medyaya girişini tamamen engellemeye yönelik katı düzenlemelerin, çocukları dijital dünyadan koparmadığı, aksine daha denetimsiz ve tehlikeli yeraltı dijital alanlara ittiği belirtildi. EDAM uzmanları, mutlak bir yasak yerine çocukların yaş gruplarına göre korunmasını hedefleyen kademeli ve koruyucu bir modelin Türkiye için çok daha etkili olacağını ifade etti.
Asıl sorun: Bağımlılık yaratan tasarımlar
EDAM'ın değerlendirmesinde, çocukların dijital dünyada karşılaştığı risklerin temel kaynağının sadece platformlarda geçirdikleri süre değil, sosyal medya devlerinin kullandığı bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlar olduğu aktarıldı. Raporda, politika yapıcılara şu temel başlıklar altında öneriler sunuldu:
- Geçiş Süresi Tanınmalı: Teknik altyapı yetersizlikleri ve mahremiyet endişeleri tamamen giderilene kadar yasal düzenlemelerin hemen yürürlüğe sokulmaması, platformlara ve ailelere bir geçiş süresi tanınması gerektiği belirtildi.
- Algoritmalara Müdahale Edilmeli: Platformların çocukları hedef alan ticari ve bağımlılık yapıcı mekanizmalarının sıkı denetime tabi tutulması önerildi.
- Dijital Okuryazarlık Artırılmalı: Ailelerin ve çocukların dijital dünyadaki risklere karşı bilinçlendirilmesinin, yasaklardan daha kalıcı bir koruma sağlayacağı ifade edildi.
Uzmanlar, Türkiye'nin siber politikalar ve dijital demokrasi standartlarını koruyarak çocuk güvenliğini sağlaması için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve eğitici bir strateji izlemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Üçüncü olarak bir sosyal medya postu yapmasını istedim:
Sosyal medya yasakları çocukları daha büyük tehlikelere mi itiyor?
Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), çocukların sosyal medyaya erişimini kısıtlamaya yönelik düzenleme tartışmalarını inceleyen yeni bir rapor yayımladı! 📊
Rapordan öne çıkan kritik başlıklar:
- Mutlak Yasaklar Ters Tepebilir: 15 yaş altına yönelik toptan yasaklar, çocukları korumak yerine onları denetimsiz dijital alanlara itme riski taşıyor.
- Asıl Sorun Tasarım: Çocuklar için temel risk, platformların bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlarından kaynaklanıyor.
- Çözüm Kademeli Model: Yasaklamak yerine yaş gruplarına göre koruyucu ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerekiyor.
- Acele Edilmemeli: Teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar platformlara ve ailelere mutlaka bir geçiş süresi tanınmalı.
EDAM, Türkiye için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve dijital okuryazarlığı artıran bir politika öneriyor.
Raporun tamamını incelemek ve detaylara ulaşmak için profildeki linke tıklayabilirsiniz!
#EDAM #SosyalMedya #ÇocukGüvenliği #DijitalPolitika #SosyalMedyaYasağı #Teknoloji Haberleri
Raporun tamamına ulaşmak için gereken linki ben yazayım çünkü aslında böyle bir paylaşım yapmıyorum: https://edam.org.tr/Uploads/Yukleme_Resim/sosyalmedyaerisimi-8-10-2026-13-18-21.pdf
Çocukların bundan sosyal medya içeriğiyle haberi olmayacak
Bütün bu içeriklerle ilgili en önemli nokta bunların sosyal medyada yayınlanması durumunda ilgilendirdiği kesim olan 15 yaş altının bundan haberi olmayacak olması. Onlar bu konuyu televizyondan ya da çeşitli mecralarda yayınlanan bir resmi basın bülteninden öğrenecek ve şu tür içeriklerle karşılaşacaklar.
Yapay zekânın televizyon bülteni için ürettiği içerik şu şekilde:
HABER BAŞLIĞI: 15 YAŞ ALTI SOSYAL MEDYA YASAĞINA "KADEMELİ MODEL" ÖNERİSİ
SÜRE: 01:45
VTR / GÖRÜNTÜ: Akıllı telefonla oynayan çocuk görüntüleri, sosyal medya logoları, e-Devlet giriş ekranı animasyonu ve EDAM raporunun kapak görseli.
[ANONS - DIŞ SES / PERFORE]
Türkiye, çocukları dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için tarihi bir adıma hazırlanıyor. 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yeni yönetmelikle, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımı sınırlandırılacak, yaş doğrulaması ise e-Devlet üzerinden yapılacak. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu düzenlemeyi mercek altına alan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi, yani EDAM, dikkat çekici bir rapor yayımladı.
[GÖRÜNTÜ DETAY]
Sosyal medyada sonsuz kaydırma yapan parmaklar, ekrana kilitlenmiş çocuk yüzleri. Ekrana büyük puntolarla "%84 AİLELER KARAR VERMELİ" grafiği gelir.
[DIŞ SES]
EDAM Direktörü Sinan Ülgen imzalı raporda yer alan kamuoyu araştırması, çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Ebeveynlerin yüzde 84'ü çocuklarının sosyal medya kullanımı konusunda kararın ailelere bırakılmasını istiyor. Ancak mutlak bir yasağın getireceği riskler de var. Rapora göre katı yasaklar, çocukları tamamen engellemek yerine daha güvensiz ve denetimsiz platformlara yönlendirebilir.
[GÖRÜNTÜ DETAY]
Kilitlenen hesaplar, e-Devlet yaş doğrulama ekranı simülasyonu. Ekranda "%67 KİMLİK BİLGİSİ ENDİŞESİ" yazısı belirir.
[DIŞ SES]
Bir diğer büyük endişe ise dijital mahremiyet. Katılımcıların yüzde 67'si, yaş tespiti yapılırken sosyal medya hesaplarının gerçek kimlik bilgileriyle eşleştirilmesinden kaygı duyuyor. Ayrıca ailelerin yüzde 53'ü uygulamanın hemen 1 Kasım'da başlamasına karşı çıkarak teknik hazırlıklar için geçiş süresi veya erteleme talep ediyor.
[GÖRÜNTÜ DETAY]
EDAM Raporu’ndan öneriler başlığı: "Yasaklamak Yerine Güvenli Tasarım".
[DIŞ SES]
Peki çözüm ne? EDAM, toptan bir yasak yerine "kademeli ve risk temelli bir model" öneriyor. Raporda; çocukları ekran başında saatlerce tutan sonsuz kaydırma algoritmaları, gece bildirimleri ve yabancılardan gelen mesajlar gibi doğrudan risk barındıran özelliklerin kısıtlanması gerektiği savunuluyor. Eğitim ve sağlık gibi alanlardaki içeriklere ise erişim hakkı tanınması isteniyor.
[ANONS - DIŞ SES]
Uzmanlar uyarıyor: Dijital dünyayı çocuklardan tamamen saklamak yerine, sosyal medyayı çocuklar için güvenli hale getirmek en kalıcı çözüm.
Hem bu metin hem de resmi basın bülteni opsiyonu için aldığım yanıt Türkiye’den çok BBC havasını yansıtıyordu. O nedenle uzatmayacağım ama bu formatları, medyanın ve hayatın 5N1K’nın çok ötesine geçtiğini anlatmak için aktardım. Bu dünyada regülasyonların da etki analizi yapılarak hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bizim sektörümüz ve diğer sektörlerin bu kadar hızlı değişip dönüştüğü bir dönemde çocukları 15 yaşına kadar kendimize mahkûm etme hakkını kendimizde görmemiz çok doğru değil, diye düşünüyorum. Sosyal medyadan dışlanırlarsa çocuklar bizim gazeteyi almaya başlayıp benim okunurluğumu artıracak? Bunlar olmayacak.
Sinan Ülgen’e ekonomik etkiyi sorduğumda, e-devlet altyapısı kullanılacağı için teknolojik boyutta bir ekonomik yük oluşmayacağını ancak e-ticaretin etkilenebileceğini söyledi. Daha önemli bir yorumu ise, her yıl Türkiye’ye gelen ve e-devlette kaydı olmayan 60 milyon turistin ne olacağı ile ilgiliydi. Ülgen bu konuda bir belirsizlik görürken ben, bu tür politikaları oluştururken Çin’i kopyalayan Türkiye’de de benzer durumun yaşanacağını düşünüyorum. Bizi davet eden şirketlerin çalışanları kendi VPN şifrelerini veriyorlardı. Bu tartışma daha çok su kaldırır ama başka bir konuya yer açmak için burada kesiyorum.
Her regülasyon yeni bir teknolojiye çiçek açtırır
Çevrimiçi iletişimle ilgili bir diğer regülasyon çalışanların e-posta hesaplarının şirket içinde izlenmesi ile ilgili. Konudan VerbaPulse Kurucusu Ali Can Elagöz vasıtasıyla haberim oldu. Yani yukarıdaki anket kriterleri ile farkındaydım ama konuyu yorumlamamı Elagöz sağladı.
Ben de kendisinden bu konudaki çözümleri ile ilgili bültenlerini göndermesini istedim. Gönderdi:
Önce Eylül 2026’da tanışmamızın ardından bana gönderdiği ve benchmark oluşturan içeriğine bakmanızı istiyorum. İlk yazışmamızda Elagöz, “2020–2026 arasında ABD, İngiltere ve AB’de hukuki veya regülasyon sürecine konu olmuş 13 gerçek vakadaki yazılı ifadeleri alıp VerbaPulse’ın canlı sistemiyle test ettik. Sistem, bu ifadelerin 9’unu henüz gönderilmeden önce riskli olarak işaretledi. Yaklaşımımızı ve neden VerbaPulse’ı geliştirdiğimizi de oldukça iyi anlatan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Dün sohbetimizde bahsettiğim rapor buydu. E-postadaki riskli cümle, gönderilmeden önce ve kurumun kendi sunucusunda yakalanıyor.” diyordu.
Elagöz’ün geçen günlerde benimle paylaştığı bülteni şu şekilde:
Estonya'da kurulan Türk girişimi VerbaPulse, çalışanın yazdığı e-postadaki riskli cümleyi gönder tuşuna basılmadan önce gösteriyor. Sistem kurumun kendi sunucusunda çalışabiliyor. Yazılan metin kaydedilmiyor, uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor.
İSTANBUL / TALLİNN, 15 Ekim 2026. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun kurumsal e-postaların denetimine ilişkin ilke kararı 8 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlandı (16 Eylül 2026 tarihli, 2026/2035 sayılı karar). Karara göre işveren, çalışanın yazışmalarını gizlice izleyemiyor. İzleme çalışana açıkça bildirilmeli ve ölçülü olmalı. Kötüye kullanım filtreleme gibi teknik yollarla önlenebiliyorsa işverenin genel bir denetim hakkı da doğmuyor. E-postaların içeriğine bakmak ise ancak somut bir şüphe varsa başvurulabilecek bir yol.
VerbaPulse bu konuya başka bir noktadan yaklaşıyor: riskli cümleyi e-posta daha yazılırken, yazan kişinin kendi ekranında gösteriyor.
Nasıl çalışıyor?
Çalışan Outlook'ta e-postasını yazarken VerbaPulse metni okuyor. "Getiriniz garanti", "Aradaki farkı biz karşılarız" ya da bayiye yazılan bir fiyat ricası gibi uyum riski taşıyan bir cümle varsa altını çiziyor, nedenini kısaca açıklıyor ve daha dikkatli bir ifade öneriyor. Öneriyi kabul etmek, değiştirmek ya da kapatmak çalışanın kararı. VerbaPulse uyum ve hukuk ekiplerinin incelemesini destekliyor; kurum kendi kurallarını yükleyerek kontrolü kendine göre ayarlayabiliyor.
VerbaPulse taslağın diline bağlı kalmadan çalışıyor. E-posta hangi dilde yazıldıysa uyarı ve öneri de o dilde geliyor.
Kurumun kendi sunucusunda
Bankalar, sigorta şirketleri ve kamu kurumları gibi verisini dışarı çıkaramayan kurumlar için VerbaPulse'un kurumun kendi sunucusunda çalışan üç kurulumu var: Sovereign, Enclave ve Black. Bu kurulumlarda yapay zekâ modeli de kurumun donanımında çalışıyor ve metin kurum ağından çıkmıyor. Black, internet bağlantısı olmayan ortamlar için tasarlandı. İlk kurulumlar seçili kurumlarla birlikte yapılıyor.
Daha hızlı başlamak isteyen kurumlar için bulut sürümü de var. Bulut sürümü Microsoft Azure'un İsveç bölgesinde, Avrupa Birliği içinde çalışıyor.
Ne kaydediliyor, ne kaydedilmiyor
Uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor, yöneticiye bildirim gitmiyor. Kayıtlarda e-postanın metni, işaretlenen cümle, kişinin adı ve e-posta adresi tutulmuyor. Yalnızca tarih, departman, risk türü ve çalışanın ne yaptığı kaydediliyor. Şirket, 4 Ekim 2026'da canlı sistemde yaptığı sayımda 27 bin 427 kaydın hiçbirinde metin ya da kimlik bilgisi bulunmadığını belirtiyor. Raporlar departman düzeyinde hazırlanıyor, çok küçük ekipler için ayrı rapor üretilmiyor.
Kurulun kararı iki şeyin altını çiziyor: çalışan izlendiğini bilmeli ve izleme ölçülü olmalı. Riskli bir cümleyi yazan kişi göndermeden önce kendi ekranında görürse, sonradan kimsenin başkasının yazışmasını okumasına gerek kalmıyor. Yirmi yılı aşkın süre ajanslarda bir cümlenin okuyanda nasıl karşılık bulacağını düşünerek çalıştım. VerbaPulse bu işi e-posta daha taslakken yapıyor.
Elagöz’ün bu yazdıkları herkesin iyi niyetli olduğu dünyada uyum (compliance) açısından önem taşıyor. Sosyal medyayı sınırlarken şirket çalışanlarının haklarını koruma düzenlemesi yapmak yine de bana perhiz ile lahana turşusu arasında bir uyumsuzluk olduğunu düşündürüyor.