Belki de gereken, daha fazla veri değil, daha az ama daha anlamlı veri. Daha fazla çerçeve değil, daha az ama daha erişilebilir çerçeve. Daha büyük bir endüstri değil, daha etkili ama daha küçük bir endüstridir.
Fransız filozof Michel Serres, 1980’de yayımladığı Le Parasite'te alışılmadık bir iddiada bulunur. Parazit, sisteme dışarıdan sızan bir anomali değil, sistemin kurucu unsurudur.
Kelimenin üç anlamını (biyolojik, sosyal bedavacı ve iletişim gürültüsü) üst üste koyar ve ortaya rahatsız edici bir tablo çıkarır. Her düzenli ilişkinin altında asimetrik bir beslenme zinciri yatar. Parazit konağını yok etmez. Onu dönüştürür. Ama çoğu zaman da kendi lehine. Peki, bunun sürdürülebilirlik endüstrisi ile ilgisi ne?
Sürdürülemezlikten beslenen bir ekonomi
Küresel ESG danışmanlık piyasası 40 milyar doları aştı. 2030 projeksiyonları 80 milyar dolara işaret ediyor. Karbon kredisi piyasası, sürdürülebilirlik sertifikasyonları, ESG veri sağlayıcıları ve raporlama yazılımlarını eklediğinizde 100 milyarlarca dolarlık bir endüstriden söz ediyoruz.
Peki, bu endüstrinin yakıtı ne? Sürdürülemezlik. Ekolojik kriz ne kadar derinleşirse, piyasa o kadar büyüyor. Emisyonlar düşse, biyoçeşitlilik kaybı dursa, su stresi azalsa endüstrinin varlık sebebi de doğal olarak ortadan kalkacak ya da dönüşecek.
Burada kötü niyet şart değil. Modern kurumların ‘yapısal olarak sorun üreten’ doğasını analiz eden Ivan Illich, kurumların başlangıçta çözmeye aday olduğu problemleri zamanla yeniden üretmeye başladığını söyler.
Sürdürülebilirlik endüstrisi de sürdürülemezliği yönetilebilir bir formata dönüştürerek kendini var ediyor. Sistem, problemi tamamen ortadan kaldırmaktan çok onu ölçülebilir, yönetilebilir ve sürekli izlenebilir bir forma dönüştürmeye çalışıyor.
Bu, gerçekte yapısal bir mesele; bireysel bir ahlâk sorunu değil. Endüstrinin içindeki herkes -ben dahil- samimiyetle iyi sonuçlar istiyor olabilir. Ama içinde bulunduğumuz sistem, iyi sonuçları değil, iyi süreçleri ödüllendiriyor.
Veri değil gürültü!
Serres'in parazit kavramının üçüncü anlamı iletişim gürültüsüdür. Bilgi teorisyeni Claude Shannon'dan biliyoruz: ‘Bir kanalın kapasitesini aşan mesaj, bilgi taşımayı bırakır ve gürültüye dönüşür.’ Sürdürülebilirlik endüstrisi tam olarak bunu yapıyor.
Ortalama bir halka açık şirketin ürettiği sürdürülebilirlik verisi, on yıl öncesinin onlarca katı. GRI, TCFD, CSRD, CDP… Çerçeveler katmanlaştı. Karar alıcının önünde daha fazla veri olması, daha iyi kararlar almasını sağlamıyor. Tam tersine, hareketsizlik için meşru bir gerekçe sunuyor. ‘Henüz yeterli verimiz yok’ cümlesi, eylemsizliğin en rafine kılığına dönüşüyor.
Sonuçları da ortada. Daha fazla raporlama, daha fazla çerçeve ve daha büyük endüstri. Ama küresel emisyonlar rekorlar kırmaya devam ediyor. Sürdürülebilirlik endüstrisi büyüdükçe sürdürülemezlik de büyüyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir. Bu korelasyon bir nedensellik kanıtlamaz elbette. Ama en azından endüstrinin büyümesinin çözümle değil, problemin kronikleşmesiyle paralel gittiğini de kabul etmemiz gerekiyor.
Karmaşıklık kimin işine yarıyor?
Çerçevelerin karmaşıklığı bir doğa yasası değil, bir tasarım tercihi. CBAM'ın teknik detaylarını, CSRD'nin çifte önemlilik matrisini ya da taksonominin teknik tarama kriterlerini düşünün. Bu düzenlemelerin her biri meşru bir amaca hizmet ediyor. Ama bu karmaşıklık düzeyi zorunlu mu? Yoksa karmaşıklıktan yararlananların (derecelendirme kuruluşları, danışmanlık firmaları, yazılım şirketleri, sertifikasyon kuruluşları) standart belirleme süreçlerinin içinde olması, bu karmaşıklığı yapısal olarak koruyor mu?
Türkiye'deki tablo bunu somutlaştırıyor. CBAM ile birlikte ihracatçılar ciddi bir uyum baskısıyla karşılaştı. Ama şirketlerin büyük çoğunluğu iç kapasite geliştirmek yerine bu işleri dışarıya devretti. Bilgi transfer edilmiyor, kiralanıyor. Hizmet sağlayıcı çekildiğinde kurumsal hafıza da siliniyor. Bu, kapasite inşası değil. Bağımlılık inşası ve endüstri bu bağımlılığı sürdürmek için yapısal teşviklere sahip.
Sonuç: Dürüst olma zamanı!
Bu yazı da endüstrinin bir parçası. Sürdürülebilirlik üzerine yazmak, sürdürülebilirlik endüstrisinin gürültüsüne katkıda bulunmak demek.
Öte yandan bunları gündeme getirmek, bir teslimiyet de değil. Daha dürüst bir başlangıç noktası arayışı. Belki de gereken, daha fazla veri değil, daha az ama daha anlamlı veri. Daha fazla çerçeve değil, daha az ama daha erişilebilir çerçeve. Daha büyük bir endüstri değil, daha etkili ama daha küçük bir endüstridir.
Bu dürüstlüğü gösteremediğimiz sürece, sürdürülebilirlik endüstrisi Serres'in parazitinden farksız kalacak. Konağını dönüştürdüğünü iddia eden, ama aslında ondan beslenen bir yapı...