İnsanlık tarihinin en ‘bağlantılı’ çağındayız. Sürekli çevrimiçiyiz. Ekranlarla yaşıyoruz. Yer, mekân ve zamandan bağımsız, aynı anda onlarca kişiyle konuşabiliyoruz. Etkileşim, haberleşme, ‘bilgi’ edinme olanaklarımız neredeyse sınırsız…
Ama tam da bu ortamda ‘yalnızlık’ küresel ölçekte büyüyor. Üstelik bu artık bireysel bir duygu durumu ya da modern insan sıkışması değil. Yalnızlık, ekonomik sonuçları olan, sağlık sistemlerini etkileyen, toplumsal güveni aşındıran ve yeni teknoloji pazarları yaratan yapısal bir meseleye dönüşmüş durumda.
Modern dünyanın yeni sağlık krizi
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde yaklaşık her 4 kişiden 1’i kendisini yalnız hissediyor. Daha da kritik bir bulgu var. Yalnızlık, yaşlılıkla ilgili değil. Gallup’un küresel sosyal bağlantılar araştırmasına göre yalnızlık hissi özellikle gençlerde yükseliyor. 19-29 yaş aralığı, sosyal kopuşun en yoğun hissedildiği kuşaklardan biri haline gelmiş durumda. Hiper bağlantılı ama düşük aidiyetli toplumlara dönüşüyoruz.
Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor. Dijital bağlantının artması tek başına yalnızlık üretmiyor. Teknoloji birçok insan için destek, erişim ve yeni topluluk biçimleri de yaratabiliyor. Sorun daha derinde. Sosyal ilişkilerin üzerinde yükseldiği altyapının dönüşümünde.
Dönüşen sosyal altyapı
Sürekli temas halindeyiz. Ama giderek daha az bağ kuruyoruz. Sosyal medya platformları iletişimi artırdı ama ilişkinin derinliğini örseledi. Görünürlük, karşılaştırma ve performans baskısı, sosyal ilişkiyi deneyim olmaktan çıkarıp, bir vitrin şovuna dönüştürdü.
Türkiye’de de tablo çok farklı değil. Şehirleşme, ekonomik baskı, güvencesiz çalışma biçimleri ve dijitalleşme sosyal ilişkilerin yapısını dönüştürüyor. Tek kişilik haneler artıyor. TÜİK verilerine göre tek kişilik hane halkı oranı yüzde 20 bandına dayanmış durumda. Büyük şehirlerde yaşam maliyetleri yükseldikçe insanlar daha küçük sosyal çevrelere sıkışıyor. Eskiden sosyal bağ üreten birçok yapı çözülüyor. Mahalle kültürü, uzun süreli iş ve güçlü komşuluk ilişkileri… Modern kent yaşamı artık karşılaşma üretmiyor, yalnızca kalabalık içinde eşzamanlılık üretiyor.
Burada meseleyi yalnızca teknoloji, dijitalleşme, akıllı telefonlar üzerinden tanımlamak fazla yüzeysel kalır. Asıl mesele, sosyal altyapının çözülmesi. Modern ekonomi daha mobil, daha bireysel, daha rekabetçi ve daha geçici ilişkiler üzerine kurulu.
İnsanlar artık aynı mahallede büyümüyor, aynı işyerinde uzun yıllar çalışmıyor, aynı toplulukların parçası olarak yaşamıyor. Hayat giderek daha atomize hale geliyor. Bu durum aynı zamanda ekonomik temelli. Çünkü yalnız birey daha fazla tüketiyor (hedonik tüketim) Dijital platformlara daha bağımlı hale geliyor. Yalnızlık, yeni ekonomik modelin girdisine dönüşüyor.
Teknolojiden duygusal destek!
Tam da bu noktada teknoloji yeni bir role yerleşmeye başlıyor. Teknoloji, bu yalnızlığı karşılayacak şekilde giderek bir ‘duygusal altyapı’ işlevi üstleniyor. Özellikle son iki yılda yapay zekâ destekli arkadaşlık uygulamaları ve duygusal chatbot platformları olağanüstü büyüdü.
Reuters/Ipsos araştırmasına göre Avrupa’daki gençlerin önemli bir bölümü kişisel ya da duygusal meselelerini konuşmak için bu chatbotlara yöneliyor. Araştırmada katılımcıların yüzde 48’i bu uygulamaları ruh sağlığı desteği için kullandığını söylüyor!
Bugün yükselen teknoloji alanlarından biri artık ‘eşlik ekonomisi’ (companionship economy). Dijital arkadaşlık, yapay zekâ destekli partner sistemleri, duygusal chatbotlar. İnsanlar artık sentetik de olsa duygusal erişilebilirlik satın alıyor. Milyarlarca dolarlık bir pazardan bahsediyoruz.
Sonuç: Yan etkisi fazla ilaç!
Yapay zekâ yargılamıyor. Yorulmuyor, cevap veriyor ve kişiye göre şekilleniyor. İnsan ilişkilerinin karmaşık, yorucu ve kırılgan olduğu yerde algoritmik ilişkiler böylece ‘sürtünmesiz’ bir deneyim sunuyor.
Ancak burada çok derin bir çelişki var. Çünkü insan ilişkilerinin değeri tam da o sürtünmeden geliyor. Araştırmalar, bu sistemlerin kısa vadede destek hissi yaratsa da sonrasında sosyal geri çekilme, duygusal bağımlılık ve gerçek ilişkilerden uzaklaşma gibi riskleri beraberinde getirdiğini gösteriyor. Yan etkisi fazla bir ilaç gibi!
Teknolojinin çözülmekte olan sosyal dokunun sebebi mi yoksa sonucu mu olduğunun artık bir önemi yok. Oluşan boşluk yine teknoloji tarafından kapatılıyor. Yapay zekâ insanın bilişsel yeteneklerinin yerini alırken, duygusal ihtiyaçları için de hazırda bekliyor. Yalnızlık ekonomisi büyürken, insanın duygusal tampon sistemlerinin önemli bir bölümü dijital platformlara devrediliyor. Ve bu, piyasanın en yeni ve kârlı tüketim malzemesine dönüşüyor.