1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıkarken çökmekte olan bir düzeni korumaya değil, henüz var olmayan bir geleceği kurmaya yönelmişti. Cumhuriyet fikri tam da bu nedenle yalnızca siyasal bir rejim değil, insanın kendi kaderini yeniden kurabileceğine dair modern bir irade beyanıydı.
Bu yönüyle 19 Mayıs, aynı zamanda güçlü bir zihniyet dönüşümüdür. Çünkü, o gün başlayan hareket, olanı kabul etmek yerine, henüz ortada olmayan bir geleceği mümkün görme cesaretini temsil ediyordu. Bugün de benzer bir eşikteyiz.
Krizler çağında yaşamak
Artık, yalnızca jeopolitik ya da ekonomik krizlerin içinde değiliz. Aynı anda ekolojik, teknolojik, toplumsal ve zihinsel bir kırılma çağından geçiyoruz. İklim krizi derinleşiyor. Biyoçeşitlilik hızla azalıyor. Eşitsizlik büyüyor. Yapay zekâ yalnızca iş yapış biçimlerini değil, insanın rolünü de dönüştürüyor. Dijitalleşme bağlantıyı artırırken yalnızlığı büyütüyor. Veri ekonomisi insan dikkatini ve davranışlarını metalaştırıyor.
Bugünün krizleri daha dağınık ve karmaşık. Genç kuşaklar, çok daha kırılgan bir gelecek ihtimaliyle karşı karşıya.
Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve varoluşsal bir mesele. Gelecek kaygı ve belirsizliğinin bu denli yükseldiği ortamlarda, sosyal ve toplumsal etkilerin de dramatik olacağı açık.
Gelecek, bugün için rehin ediliyor
Modern ekonomik sistemde başarı, sürekli büyümeye endeksli. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla hız ilerlemenin, doğal ölçütü. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu modelin ciddi bir gelecek açığı ürettiğini gösteriyor.
Doğayı yalnızca ekonomik değere dönüştürülebilecek bir kaynak olarak gören yaklaşım, sadece ekolojik sistemi değil, toplumsal dengeyi de aşındırıyor. Ayakta duran bir orman ekonomik olarak görünmez sayılıyor, ancak kesildiği anda değer kazanıyor. Canlı bir nehir doğal haliyle anlam taşımıyor, enerji üretimine dahil edildiğinde ekonomik varlığa dönüşüyor.
Benzer şekilde insan dikkati de dijital platformlar için ekonomik bir girdiye dönüşüyor. Zaman parçalanıyor. Sessizlik kayboluyor. Performans baskısı normalleşiyor.
Gençlik ise giderek daha fazla belirsizlik, güvencesizlik ve algoritmik baskı altında eziliyor. Gelecek, bugünün çıkarlarına rehin ediliyor.
Sürdürülebilirlik neden kritik?
Sürdürülebilirlik karbon salımı, enerji verimliliği ya da geri dönüşüm gibi teknik başlıklarla sınırlı değil. Özünde gelecekle kurulan etik bir ilişki. Henüz doğmamış insanların yaşam hakkını bugünden savunabilme kapasitesi. Bu yönüyle, aynı zamanda, kuşaklar arası adalet, toplumsal dayanıklılık, ekonomik model, demokrasi, teknoloji etiği ve insan psikolojisiyle doğrudan ilişkili bir gelecek meselesi.
Ulu Önderimiz Atatürk’ün Cumhuriyet’i özellikle gençlere emanet etmesinin bir anlamı var. Gençlerin tamamlanmamış olanı taşıma cesaretinden. Sorgulama iradesinden. Yeni bir başlangıç yapabilme kapasitesinden.
Bu vizyonun önemi bugün daha da belirgin. Genç kuşaklar yalnızca ülkenin geleceğini değil, aynı zamanda mevcut sistemin maliyetini taşıyor. İklim krizinin ekonomik yükünü, psikolojik kırılganlığı, dijital bağımlılığı, dikkat ekonomisinin baskısını ve yapay zekâ çağının belirsizliklerini en yoğun hissedenler onlar.
Dolayısıyla, gençlik üzerine konuşmak, sözde umut üretmekten çok daha fazlası olmalı. Biz, bugünü ve geleceği nasıl hayal ediyoruz? Gençlerin anlam kurabildiği, güven hissedebildiği, doğayla ve toplumla daha sağlıklı ilişki kurabildiği bir gelecek inşa edebiliyor muyuz?
Sonuç: Geleceği yeniden düşünebilmek!
Bir asır önce bağımsızlık daha çok askeri ve siyasi egemenlik üzerinden tanımlanıyordu. Bugün, bunun üstüne yenileri ekleniyor. Enerji güvenliği, gıda dayanıklılığı, su yönetimi, veri egemenliği, teknolojik kapasite, toplumsal güven ve ekolojik direnç ülkelerin dayanıklılık unsurları haline geliyor.
Sürdürülebilirlik burada kilit kavram. Doğrudan toplumsal devamlılık ve stratejik gelecek meselesi. Çünkü, bir ülkenin gücü aynı zamanda toprağını, suyunu, verisini, insan kaynağını ve gelecek umudunu koruma kapasitesiyle de ilgili.
Fosil yakıta bağımlılıktan çıkabilmek… Teknolojiyi yalnızca tüketen değil, üreten tarafta olmak… Doğayı sadece ekonomik değere indirgemeyen modeller geliştirebilmek… Gençlerin yalnızca performans göstermek zorunda kaldığı değil, insan olarak gelişebildiği bir gelecek tasarlayabilmek…
1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi.
Bu nedenle 19 Mayıs’ın bugüne söylediği şey yalnızca tarihsel bir hatırlatma değil. Aynı zamanda hepimiz için güçlü bir sorumluluk çağrısı.