Son fon skandalıyla birlikte ortaya saçılan iddialara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Milyarlarca liralık servete sahip insanlar, daha fazla para kazanmak için neden böylesine riskli ve kirli işlerin içine giriyor?
Tam burada Türkiye’nin tanınmış iktisatçılarından ve sosyalist düşünürlerinden rahmetli Prof. Sadun Aren’in yıllar önce bir kitabında yer alan cümle geliyor akla:
“Her tüketim malının bir işba noktası vardır ama paranın işba noktası yoktur.”
İnsana sağlayacağı mutluluk azalıyor İnsanın karnı doyuyor. Bir noktadan sonra daha fazla yemek istemiyor. Evin, otomobilin, tatilin de sınırı var. Bir yerden sonra daha fazlasının insana sağlayacağı mutluluk azalıyor. İktisatta buna işba, yani doyum noktası deniyor.
Para ise başka.
Paranın doyum noktası yok. Çünkü para sadece tüketmek için kullanılmıyor. Daha fazla para; daha fazla güç, güvence, itibar ve hareket alanı anlamına geliyor. Servet arttıkça insanın “artık yeter” deme ihtimali de artmıyor.
Son fon skandalının en düşündürücü taraflarından biri de bu.
Karşımızda yaşamını sürdürebilmek için paraya ihtiyacı olan insanlar yok. Milyarlarca liralık servetlerden söz ediyoruz. Buna rağmen daha fazla kazanma hırsı, insanları dışarıdan bakıldığında “Bunlara gerçekten ne gerek vardı?” dedirten işlere sürükleyebiliyor.
Asıl mesele burada başlıyor.
Bir insanın birkaç milyar lirası varsa, birkaç yüz milyon daha kazanması hayatını gerçekten değiştirecek mi?
Büyük ihtimalle hayır.
Riskin sınırı da kayboluyor
Ama insan davranışı her zaman mantık hesabıyla ilerlemiyor. Para bir noktadan sonra ihtiyaç olmaktan çıkıp oyuna dönüşebiliyor. Servet, yaşam aracı olmaktan çıkıp başarı göstergesine dönüşüyor. Daha çok kazanan, kendisini daha başarılı hissediyor. Daha büyük servet, daha büyük bir güç duygusu yaratıyor.
Böyle olunca riskin sınırı da yavaş yavaş kayboluyor.
Bugün fon skandalına bakarken yalnızca paranın nereye gittiğini, kimlerin ne yaptığını, kimlerin kimlerle işbirliği yaptığını ve denetimin nerede aksadığını konuşmamalıyız. İnsanları bu kadar servete rağmen daha fazlasının peşinden koşturan zihniyeti de mutlaka konuşmalıyız.
Prof. Aren’in sözü tam da bu nedenle önemli.
Malların bir doyum noktası var. Para için ise yok.
O halde insanın kendi sınırını kendisinin koyması gerekiyor.
Çünkü paranın sınırı yoksa, o sınırı koyacak olan yine insanın kendisidir.!