Geçen hafta Moody’s’in İstanbul’da düzenlediği Emerging Markets – Türkiye Conference’ın açılış panelinde TCMB eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’nın söyledikleri, son günlerdeki fon soruşturması ve piyasa sarsıntısı açısından önemli. Kara, 23 Eylül’deki “Türkiye in a fragmenting global economy” başlıklı oturumdaki değerlendirmelerini sosyal medya hesabından da paylaşarak, sürecin Türkiye açısından bir fırsata dönüştürülebileceğini söyledi.
Kara’nın mesajı açık: Sermaye piyasasında yapılacak geniş çaplı bir temizlik, ileride Türkiye’ye kaliteli yatırım olarak dönebilir. Bunun için kurumların güçlendirilmesi ve siyasetin etkisinden arındırılması, benzer süreçlerin yeniden yaşanmaması açısından önem taşıyor.
Bu yaklaşımın önemli tarafı şu: Temizlik dediğimiz, yalnızca soruşturma dosyalarının sonuçlandırılması ya da bazı kişi ve kurumların piyasadan çıkarılması değil. Asıl mesele, yatırımcının “Bu piyasada kurallar herkes için aynı mı?” sorusuna yeniden güvenilir bir cevap verebilmesi.
Kısa vadede bunun bir bedeli var. Fonların içindeki varlıkların değer kaybetmesi, likiditenin daralması, bazı yatırımcıların zarar etmesi ve borsada güvenin sarsılması ekonomiyi de etkiliyor. Kara da fon krizinin varlık ve likidite kanalıyla ekonomik faaliyet ve büyüme üzerinde baskı yaratacağını, buna karşılık enflasyonist baskıları bir miktar azaltabileceğini söylüyor. Fakat sermaye piyasasında güvenin nasıl kurulduğu uzun vadeli bir mesele. Bir piyasada fiyat hareketlerinin arkasında şirketin bilançosu, beklentileri ve ekonomik gelişmeler yerine manipülasyon kuşkusu varsa, oraya uzun vadeli yatırımcı çekmek kolay değil. Böyle bir ortamda sağlıklı şirketler de hak etmedikleri bir risk primiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle bugün yaşanan sıkıntıya yalnızca “piyasa zarar gördü” diye bakmak eksik kalır. Temizliğin nasıl yapıldığı, hangi kurallara göre yürütüldüğü ve hangi kurumsal derslerin çıkarıldığı daha önemli.
Kara’nın sözünü ettiği fırsat tam burada ortaya çıkıyor. Eğer bu dönem, sermaye piyasasında şeffaflığı, denetimi, hesap verebilirliği ve kurumların bağımsızlığını güçlendiren düzenlemelere dönüşürse, bugün ödenen maliyetin karşılığında daha güvenilir bir piyasa kurulabilir.
Kısacası mesele, piyasayı temizlemekten çok, temizlenen piyasanın yeniden kirlenmesini önleyecek düzeni kurabilmek.