Geçen seneki OVP’ye göre 2026’da büyüme %3,8, TÜFE %16, cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Yeni OVP’de ise 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade ediliyor; üç göstergede de önemli fark bulunuyor.
Orta Vadeli Programlar (OVP) genellikle bir niyetler manzumesi olarak okunur. Önceki seneki programdaki hedeflerle sonraki senenin gerçekleşmeleri arasında neredeyse her zaman menfi yönde gerçekleşmeler olduğu sır değil. Nitekim, bu sene de öyle olmuş. Geçen seneki OVP’ye göre bu sene büyüme %3,8, TÜFE %16 ve cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Bu seneki OVP’de ise bu göstergelerdeki 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade edilmekte. Her üç göstergede de önemli farklılıklar söz konusu.
Tabii ki, bu sene bu farklılıkları yaratan bazı dışsal sebepler olduğu muhakkak. Bunlardan en önemlisi geçen sene 65 dolar olarak öngörülen ortalama petrol fiyatı. Yeni OVP’de bu seneki ortalama petrol fiyatının 88 dolar olacağı öngörülüyor. %35’in üzerinde bir fark. Ancak OVP’ye göre bu artışın dış ticaret dengesine yansıması aynı oranlarda olmayacak. Toplam net enerji ithalatımızda artış %13,5 ile sadece 7,5 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. (Bunun birden fazla sebebi var. Bu sene hidroelektrik santrallerinin daha verimli kullanılabilmesi bunlardan biri.)
Cari açık hesabında 19,7 milyar dolarlık soru
Geçen OVP’de 2026 için altın ithalatının dış açığa etkisi 16,3 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu sene bu etkinin gerçekleşme tahmini ise 14,3 milyar dolar. Buna rağmen geçen seneki tahminlere oranla dış ticaret açığı 96 milyardan 105 milyara, cari işlemler açığı ise 22,3 milyar dolardan 47,5 milyar dolara yükseliyor. Bu farkın 5,5 milyar dolarının altın ve enerjiden kaynaklandığını biliyoruz. Peki geri kalan 19,7 milyar dolar? Üstelik ekonomi hem hedeflenenin hem de potansiyel büyüme oranının oldukça altında büyümüş iken!
Şahsen sene sonunda cari açığın 55 milyar doların altında kalma ihtimalini düşük buluyorum. Hâl böyleyken ve önümüzdeki sene büyümenin %4,2’ye çıkması, azalarak da olsa TL’nin reel olarak değerlenmesi ve enerji faturasının sadece 5 milyar dolar gerilemesi beklenirken dış ticaret açığının aynı kalması ve cari açığın 38,5 milyar dolara gerileyecek olması hiç inandırıcı durmuyor.
OVP ile TCMB’nin Enflasyon Raporu’ndaki öngörüler arasında da önemli farklar var. Birincisi, pek çoklarının dikkat çektiği gibi, sene sonu enflasyon tahminlerinde. TCMB sene sonu enflasyonunu %15 olarak tahmin ederken, OVP’de bu tahmin %21. Arada ciddi bir fark var ve bu fark ister istemez TCMB’nin dezenflasyon programının inandırıcılığını zayıflatıyor. Tabii, OVP’nin tahmininin daha gerçekçi olduğunu söylemeye gerek yok. Diğer fark ise büyüme oranında. TCMB bir büyüme tahmini yayımlamıyor. Ancak çıktı açığı grafiğine baktığımızda 2027’de çıktı açığının 2026’ya göre çok belirgin bir şekilde daha fazla olduğu görülüyor. Böyle bir durumda büyüme hızı nasıl %3,3’ten %4,2’ye çıkacak?
Gelirler tarafındaki %37,5’lik artış çok gerçekçi durmuyor
Maliye politikası tarafına baktığımızda ise soru, hükümetin harcama hedeflerinin dezenflasyon programını TCMB’nin istediği şekilde destekleyici olup olmadığı. Merkezi yönetim bütçesi harcamalarında %38,4 oranında çok yüksek bir nominal artış öngörülmekte; bu da yaklaşık %11 reel artışa tekabül ediyor. (Reel artışı bulmak için GSYH deflatörü tahmini olan %25’i kullanmak daha doğru.) En büyük artış kalemi %45,4 ile büyük ölçüde SGK açıklarından oluşan cari transferlerde. (Bu emekli maaşlarında yüksek oranlı bir düzeltme anlamına gelebilir.) Ancak harcama tarafı gerçekçi olsa da gelirler tarafındaki %37,5’lik artış çok gerçekçi durmuyor. Sonuçta önümüzdeki sene GSYH’nin %0,1’i kadar fazla vermesi beklenen faiz dışı dengenin açığa düşmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Belli ki TCMB ve Strateji ve Bütçe Başkanlığı arasında öngörü ve hedefler açısından önemli farklar var. Aradaki bu farklar iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, TCMB’nin beklentileri şekillendirmek adına enflasyon konusunda biraz daha iyimser bir yaklaşım içinde olduğu. İkincisi ise hükümet kanadının siyasi gelişmeleri ve seçim takvimini göz önüne alarak daha gerçekçi bir program ve hedefler ortaya koyduğu.