2019 yılında yazdığım bir köşe yazısında şöyle demişim: “... Dünya çapındaki 2 ekonomistimiz Daron Acemoğlu da Dani Rodrik de belki de yetiştikleri toprakların da etkisiyle zaman içinde kalkınma, gelir dağılımı ve bu süreçlerde siyasi yapıların önemi gibi konulara daha çok ağırlık vermeye başladılar. Bu arada, bu ilişkileri deştikçe -belki de farkında bile olmadan- doğal olarak giderek daha çok sola kaymaya başladılar.” Bu görüşümü tekrarlamaktaki amacım, The Economist dergisinin bu hafta Daron Acemoğlu’nu linç etmeye yönelik yazısının altında yatan nedeni ortaya koymak.
The Economist dergisinin bütün objektiflik kisvesinin (böyle bir görünüm vermek için dergide yazılar isimsiz olarak yayımlanır) altında aslında liberal fikirlerin sözcülüğünü yaptığı bilinir. Hatta zengin kesimlerin ve finans çevrelerinin bir propaganda aracı olduğu da iddia edilir. Bu nedenle, geçen hafta Daron Acemoğlu’nun “Liberal Demokrasiye Ne Oldu?” adlı yeni kitabının yayımlanması vesilesiyle Acemoğlu hakkında dergide çıkan yazı, son dönemde bu kesimlerin fikirlerine aykırı görüş ve çalışmalar ortaya koyan Acemoğlu’na yönelik bir karalama kampanyası olarak değerlendirilebilir.
Acemoğlu’nun akademik yetkinliğini sorgulayan yaklaşım
Dergi önce Acemoğlu’nun önceki çalışmalarına getirilen itirazları ortaya koyarak kendisinin akademik yetkinliğini sorgulayan bir yaklaşım benimsemiş. Yazının başlığı zaten bu yaklaşımı baştan ele veriyor: “Dünyanın en etkili ekonomisti garip bir şekilde inandırıcı değil.” Birkaç önemsiz itirazı ortaya koyduktan ve akademisyen olmayan bazı popüler blog yazarlarının menfi görüşlerine yer verdikten sonra dergi, gerçek niyetini ifşa ederek Acemoğlu’nun dergiye yakın çıkar gruplarını rahatsız eden görüşlerine saldırıyor.
Acemoğlu’nun teknoloji hakkında oldukça karamsar görüşler savunmak için genelgeçer görüşlerden uzaklaştığını iddia eden dergi, Acemoğlu’nun Johnson ile birlikte yazdığı 2023 tarihli “Güç ve İlerleme” kitabında bin yıllık inovasyon tarihini elitlerin (kapitalistlerin) siyasi sistemleri ele geçirmesinin istenmeyen bir sonucu olarak ele almasını eleştiriyor. Kitaptaki teze göre halk, kendi çıkarlarını kapitalistlere dikte ettirebildiği sürece kazanç sağlayabiliyor. (Bu iddianın devrimci bir yönü olduğu ortada.) The Economist ise bu savı es geçerek teknolojik ilerlemenin kendi başına halkları sanayi öncesi dönemlere göre kat kat daha zengin hâle getirdiği iddiasında. Buna “Aman, elitlere halel gelmesin” yaklaşımı diyebiliriz.
Acemoğlu’nun çalışmalarında The Economist’i kaygılandıran bir başka konu da YZ’nin ekonomilerdeki toplam verimlilik artışına yapması beklenen katkıdır. Bilindiği gibi, YZ şirketleri bugünlerde astronomik miktarlarda finansman bulma peşinde. (Anthropic’in halka arz değerlemesinin 2 trilyon dolara ulaşabileceği konuşuluyor.) Bu arayışların temel dayanağı, YZ’nin verimliliğe, dolayısıyla da şirket kârlarına yapması beklenen katkı. Daron Acemoğlu ise yapay zekânın on yıl içinde ABD’deki toplam faktör verimliliğini yalnızca sınırlı ölçüde artıracağını hesaplıyor. Dergi doğal olarak YZ şirketlerinin çıkarlarını koruyan bir yaklaşımla Acemoğlu’nun yapay zekâ hakkındaki argümanlarını inandırıcı bulmuyor.
Liberal demokrasi kendi tabanını kaybetti
Bence The Economist’i en çok rahatsız eden (ancak ilginç bir şekilde bu makalede çok az yer bulan) Acemoğlu’nun son kitabında yer alan görüşleri. Acemoğlu’na göre liberalizm başlangıçta ekonomik büyüme, özgürlük, demokratik katılım ve paylaşılan refah arasında bir denge kurmuştu. Fakat zamanla bu denge bozuldu. Liberal demokrasi, “liberal elitlerin yönettiği demokrasi” hâline geldiği ölçüde kendi tabanını kaybetti. Dolayısıyla Acemoğlu’nun önerdiği şey liberal demokrasiden vazgeçmek değil; onu yeniden işçi ve orta sınıfların ekonomik çıkarlarıyla ilişkilendirmek. Bunun için de “working-class liberalism” (işçi sınıfı liberalizmi) adını verdiği ve refahın paylaşılmasına, işçilerin pazarlık gücünün artırılmasına, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesine ve desantralize karar mekanizmalarının geliştirilmesine dayanan bir oluşum öngörüyor.
Şahsen ben gözlemlerini doğru bulmakla birlikte Acemoğlu’nun çözüm önerilerini son derece insancıl ama bir o kadar da naif buluyorum. Gittikçe güçlenen ve sosyal medya dâhil her şeyi ele geçirmiş olan elitlerin kolay kolay bu güçlerini bırakabileceklerini ve bunun da sisteme tutsak olmuş bugünün burjuva demokrasileri kanalıyla sorunsuz bir şekilde gerçekleşebileceğini düşünemiyorum.
Yazının başlığına gelirsek: 2012 yılında yayımlanan “Why Nations Fail” kitabının ana fikri olan, ulusların kalkınmasında “kapsayıcı kurumlar”ın (mülkiyet hakları, tarafsız ve bağımsız hukuk sistemi ve demokratik kurumlar) önem taşıdığı görüşü, liberal elitlere ve o günlerde ülkelere “demokrasi götüren” ABD müesses nizamına da cazip gelmiş ve desteklenmişti. Bugün ise kurallar değişti. Hele alttan alta devrimci potansiyel taşıyan bu yeni görüşler, müesses nizam tarafından hiç hoş karşılanmıyor. Bu nedenle Acemoğlu bir anda acem (yabancı) oğlu oldu.