1970’lerde Hollywood’ta başrolünde Herbie adında bir Volkswagen Beetle’ın olduğu bir komedi film dizisi çevrilmişti. Hatırladığım kadarıyla da bu filmlerden birinin adı türkçeye “Vosvos’ta Panik” olarak tercüme edilmişti. Kanımca bu ad bugünlerde özellikle Batı’daki otomotiv sektörünün Çin tarafından ele geçirilme korkusunu güzel bir şekilde yansıtıyor. Neredeyse her gün Batı basınında ve medyasında bu konuyla ilgili haberlere rastlıyoruz. FT’nin dünkü başlığı da “Çin, parça tedarikçileri üzerindeki hâkimiyetini artırırken Avrupa otomotiv sanayisi tedirgin”idi.
Makaleye göre Çin'in Avrupa otomotiv sektöründeki etkisi artık yalnızca Çin malı otomobillerin Avrupa'ya satılması meselesi değil. Çinli şirketler, Avrupa'daki otomotiv parçası üreticilerini satın alarak veya kontrol ederek tedarik zincirinin içine iyice yerleşiyorlar. Neticede de Avrupa'nın Çin'den ithalata bağımlılığını azaltma çabası tam tersi bir sonuç doğuruyor: Çin'den doğrudan parça ihraç etmek yerine, Çinli şirketler Avrupa'daki tedarikçileri satın alıyor. Böylece ürün Avrupa'da üretilse bile şirketin teknolojisi, sermayesi ve stratejik kontrolü Çin'e bağlı oluyor. Çin, sadece Avrupa'ya parça ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, Avrupa'nın kendi üretim kapasitesinin sahibi haline geliyor.
Avrupa Çin ithal ürünlerine gümrük vergisi koyup koymamayı tartışa dursun, Çin’in bu yaklaşımı işi başka boyutlara taşımakta. (Ki, bugün otomotiv endüstrisi ise de, yarın diğer sanayilerde de böyle bir yaklaşım benimsenebilir Çin tarafından). Batı bu durumda ne yapabilir? Gümrük duvarlarından sonra Çin’in yabancı sermaye yatırımlarına da mı kısıtlama getirecek? Böyle bir yaklaşım Batı’nın savunduğu serbest piyasa idealleriyle ne kadar uyumlu olabilir? Daha doğrusu biz savundukları serbest piyasa ideallerinin kendilerinin işine geldiği sürece geçerli olduğunu biliyorduk da, artık bu ikiyüzlü tutumlarının foyası iyice mi ortaya çıkacak?
Unutmayalım, Batı yıllarca bizim gibi “kenar” ekonomilerine bugün Çin’in onlara yaptığını yapmaya çalışmadı mı? Önceleri bize sadece otomobil ihraç etti. Sonraları, üretimin kısmen bize kaymasına izin verdi. Ancak, kritik komponentleri, motor teknolojisini, platform bilgisini, tasarım/Ar-Ge bilgilerini elinde tuttu. Sonuçta 60 senelik bir otomotiv sanayimiz olmasına rağmen halen üretimimizdeki ithalat payı %50’ler civarında. (Sadece TOGG’un yerli payının %80’lere çıktığı hesaplanıyor, ancak onun sektör payı %5 kadar.)
Şimdi, aynı durum Batı’nın başına gelince birdenbire korumacı politikalara sığınmaya başladılar. Bunu da “Çin parasını özellikle değersiz tutup, dış ticarette rekabetçi avantaj yaratıyor, bu nedenle de Dünya üretim pazarlarını domine ediyor” iddiasına dayandırmaya çalışıyorlar. Ancak asıl gerçek şu ki: Çin'de elektrikli araç üretimi Avrupa'ya göre en az %35 daha ucuz. Avrupalı üreticiler ise batmamak ve kâr marjlarını koruyabilmek için kendi tüketicilerinin pahalı otomobil alması pahasına korumacılık duvarlarını yükseltmek peşinde.
Geçenlerde Çin’in ihracat başarısının altındaki asıl nedenin Leninist üretim teknikleri olduğu konusunda The Economist dergisinde bir yazı yayımlandı. Dergiye göre, Çin Leninist seferberlik gücü ile iç pazardaki acımasız rekabetçi kapitalizmi birleştirerek küresel imalat sektöründe kırılması zor bir ölçek ve maliyet üstünlüğü yarattı. Klasik Leninist parti örgütlenmesi sayesinde devlet; sübvansiyonları, kamu bankası kredilerini, ucuz enerjiyi ve arsa tahsislerini doğrudan stratejik sanayi kollarına (batarya, elektrikli araç, yeşil teknoloji, çip gibi) yönlendirdi. Aynı zamanda Çin, yüzlerce özel ve kamu firmasının birbiriyle rekabet etmesine izin vererek hantal bir devlet tekelinden ziyade, pazarda sadece en verimli, hızlı ve ucuz üretim yapanların bir anlamda “en güçlünün ayakta kaldığı” (survival of the fittest) ortam yarattı. Devlet altyapı ve lojistik süreçlerini tek elden ve hızla çözerken tüm tedarik zincirlerinin aynı coğrafi bölgede kümelenmesini sağlamakta; bu da üretim hızını ve maliyet avantajını rakipsiz kılıyor. Böyle bir itirafın The Economist gibi serbest piyasa savunuculuğunun bayraktarı olan bir dergide yayınlanması da ayrıca manidar!