Ânın içinde İstanbul: Müzik, 54. kez şehrin nabzını tutacak
İstanbul Müzik Festivali, haziran ayında 54. kez şehre konuk oluyor. Bu yılın teması iki sözcük: “Ânın İçinde.” Müziğin hakikati de zaten burada saklı değil mi? Bir konser biter; alkış diner ama o tek seferlik titreşim, bellekte kalır. Festival de bizi bu geçiciliği fark etmeye, aceleyi biraz bırakıp ânın içine yerleşmeye çağırıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen festival, 11–25 Haziran tarihleri arasında 22 konserde 80’in üzerinde sanatçı ve topluluğu ağırlayacak.
Festival bu yıl, İstanbul’un prestijli salonlarına ek olarak “çok özel” duraklarda da nefes alıyor. AKM, Süreyya Operası, İş Kuleleri Salonu, Arter, Salon İKSV gibi bilindik adreslerin yanı sıra Bahariye Mevlevihanesi, Kapalıçarşı Kürkçüler Kapısı, İstanbul İtalya Başkonsolosluğu Bahçesi, Atatürk Kent Ormanı, Yıldız Parkı, Yoğurtçu Parkı gibi mekânlar da programın parçası.
Bu yıl sahnede güçlü isimler var: Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), Tekfen Filarmoni Orkestrası, çağdaş dansın dünyaca tanınan topluluğu Aterballetto… Solistlerde de parıltı eksik değil: Bruce Liu, Kian Soltani, Lucas & Arthur Jussen, Behzod Abduraimov, Ian Bostridge, Iestyn Davies ve daha niceleri.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Mutfaktaki "değişim" ve geleceğin şefleri: Bir Anadolu hikâyesi yazmak
Geçtiğimiz günlerde rotamı bir kez daha (bu sene beşinci kez) Akdeniz’in o insanın ruhunu tazeleyen turkuaz sularına, Antalya’ya çevirdim. İyi ki de öyle yaptım; çünkü, gastronomi dünyamızın geleceğine dair umutlarım tazelendi. Nirvana Cosmopolitan Hotel’in ev sahipliğinde düzenlenen 4. Culinary Forum, bu yıl "Xchange-Değişim" temasıyla kapılarını açtı. 100’ü aşkın üniversiteden gelen, gözleri ışıl ışıl binlerce gencin heyecanına ortak olmak, meslekte ellinci yılına merdiven dayamış bir gazeteci olarak beni sadece heyecanlandırmadı, aynı zamanda duygulandırdı.
Forum’un kurucu ortağı Big Chefs Mutfak Koordinatörü Murat Aslan, her zamanki vizyoner ve enerjik yaklaşımıyla çok önemli bir gerçeğin altını çizdi: Gastronomi artık sadece mutfaktaki tencerenin kaynaması, bir tarifin sadakatle uygulanması değil; ekonomi, kültür, tarih ve markalaşmanın sarmalından oluşan devasa bir stratejik güç. Dünya sahnesine baktığımızda rakamlar bize çarpıcı bir hikâye anlatıyor. İtalya, sadece makarna ve pizzayı değil, bir yaşam biçimini ihraç ederek gastronomiyi yaklaşık 70 milyar Euro’luk bir devasa değere dönüştürmüş durumda. Fransa, mutfak kültürünü devlet politikası haline getirerek 80 milyar Euro’nun üzerinde bir ekonomik mucize yaratıyor. Japonya ise dünya genelindeki 180 bini aşkın restoranıyla mutfağını küresel bir kültürel imparatorluğa dönüştürdü. Murat Şef’in paylaştığı bu veriler, bizim için sadece birer istatistik değil, aslında bir "yol haritası".
Kıyılardan sofralara: Muratpaşa’nın gastronomi stratejisi
Antalya’da bazı cümleler, güneş kadar net söyleniyor. IV. Culinary Forum kapsamında “Yerel yönetimler: Üretimden tanıtıma, gastronomiye stratejik dokunuşlar” başlıklı oturumunda bir araya geldiğimiz Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’la konuşurken, söz dönüp dolaşıp aynı yere geldi: Gastronomi, bir tabağın içinden taşan bir mesele. Uysal, gastronomiyi yalnızca “yeme-içme kültürü” diye tarif etmenin, fotoğrafın büyük kısmını kadrajın dışında bırakmak anlamına geldiğini söylüyor. Üretim ayağı var… Eğitim var… Girişimcilik, teknoloji, tanıtım, marka dili var… Ve hepsinin üzerinde, “ülke ölçeğinde” bir vizyon ihtiyacı.
Türk sineması Berlinale’de tarih yazdı
Berlin’in Şubat soğuğu, her yıl olduğu gibi bu yıl da kırmızı halının üstünde başka bir ısıya dönüştü. 76. Berlinale’de Türk sineması, iki güçlü filmle tarihe not düştü.
İlker Çatak’ın yönettiği Sarı Zarflar, En İyi Film seçilerek Berlinale’nin en büyük ödülü Altın Ayı’yı kazandı. Film, siyasi görüşleri nedeniyle işinden edilen bir Türk yönetmen ile oyuncu eşinin hikâyesini anlatıyor.
Berlin’de alkış yalnız bir filme değildi. Emin Alper’in Kurtuluş filmi de Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü’ne layık görüldü.
Boğaz’a karşı bir panorama: Hayal ile mekân arasında
İstanbul’un bazı manzaraları, bakışımızı dışarıya değil içeriye çevirir. Boğaz’ın karşı kıyısına dalıp giderken birden kendi zihnimizin kıyılarına varırız. “Panorama: Hayaller ve Yerler” tam da böyle bir sergi. İstanbul Modern’in yeni binasında açılan bu ilk fotoğraf grup sergisi, yalnızca bir seçki değil; son on beş yılın görsel hafızasına tutulmuş geniş bir mercek. Sergi, ON Dijital Bankacılık desteğiyle, müzenin birinci katındaki galerileri birbirine bağlayan bir düşünsel rota çiziyor.
Serginin başlığı iki kelimeye dayanıyor: Hayaller ve yerler.
Ama burada bir karşıtlık yok. Küratörler Çelenk Bafra ve Demet Yıldız Dinçer, bu iki kavramı birbirini dönüştüren, zaman zaman çatışan ama sürekli temas hâlinde iki düşünsel düzlem olarak ele alıyor.
“Sabrın Nakşı”nda zamanla kurulan bağ
Ramazan ayının kendine has bir sessizliği vardır. İnsanı yavaşlatan, bakışı derinleştiren bir iklim… Bu yıl o iklim, Çamlıca’da ince bir altın yaldızın, sabırla oyulmuş bir kâğıdın ve kalemin titrek ama kararlı izlerinin içinde karşılıyor bizi. Yıldız Holding, yıllardır sürdürdüğü Ramazan sergileri geleneğini bu kez “Sabrın Nakşı” ile devam ettiriyor. Tezhip, kalemişi ve katı‘ sanatının zarif örnekleri, Ramazan’ın tefekkür çağrısıyla buluşuyor.
“Sabrın Nakşı” yalnız bir tema değil; üretim sürecinin ta kendisi. Tezhipte altının sabırla sürülüşü, katı‘ sanatında kâğıdın milim milim oyularak adeta bir mücevhere dönüşmesi, kalemişinde desenin ritimle çoğalması… Hepsi zamanla kurulan ince bir ilişkinin sonucu.
Sergide katı‘ sanatçısı Dürdane Ünver ve Safiye Morçay, tezhip sanatçısı Mamure Öz, mimar-nakkaş M. Semih İrteşile tezhip ve kalemişi sanatçısı Sevgi İrteş’in farklı teknik ve üsluplarla ürettiği toplam 52 eser yer alıyor.
72. Sait Faik Hikâye Armağanı için son günler
Bazı ödüller vardır; yalnızca bir yazarı değil, bir edebiyat iklimini yaşatır. Sait Faik Abasıyanık adına verilen Hikâye Armağanı, tam da böyle bir hafıza taşıyıcısıdır. Burgazada’nın rüzgârını, balıkçı kahvelerinin kokusunu, sıradan insanın kalbindeki o incelikli kırılganlığı bugüne taşır. Bu yıl 72’ncisi düzenlenen armağan için başvurularda artık son günlere girildi. Darüşşafaka Cemiyeti, Türkiye İş Bankası ve İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle sürdürülen bu köklü gelenek, her yıl bir öykücüyü taçlandırırken aslında hikâyenin kendisini onurlandırıyor.
Yarışmaya, daha önce Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanmamış yazarların 2025 yılında yayımlanmış ve herhangi bir ödül almamış öykü kitapları katılabiliyor.
Başvuru yapacak yazarların, kitaplarından 15 nüshayı, 27 Şubat Cuma günü saat 17.00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyeti’ne elden ya da posta yoluyla ulaştırmaları gerekiyor.