“İnsana dokunmayan rakamlara dokunamaz”: 72. Sait Faik Hikâye Armağanı verildi
Konu Sait Faik Abasıyanık olunca mesele yalnızca edebiyat değildir. İstanbul’dur biraz… Burgazada’dır… Kahvede unutulmuş bir çay kaşığı, sabahın erken saatlerinde ağ atan balıkçı, kıyıda sessizce oturan işsiz bir adam, vapur düdüğüne karışan yalnızlıktır. Pera Palas’ta düzenlenen 72. Sait Faik Hikâye Armağanı töreni tam da bu yüzden sıradan bir ödül gecesi gibi yaşanmadı. O salonda bulunan herkes, bir şekilde Sait Faik’in “insanı anlamaya çalışan” edebiyatının içinden geçiyordu.
Bu yıl ödülün sahibi, Sardunyalar Güneşe Bayılır kitabıyla Başak Arslan oldu. Doğan Hızlan Özel Ödülü ise Maviden-Deniz Güzeldir kitabıyla Vecdi Çıracıoğlu’na verildi. Ama gecenin asıl kahramanı belki de görünmeyendi:
Sait Faik’in kendisi…
Türk edebiyatında bazı cümleler vardır; yıllar geçse de eskimez. Sait Faik’in “Bir insanı sevmekle başlar her şey” sözü de onlardan biri.
Bugün hâlâ bu ödülün bu kadar güçlü bir karşılık bulmasının nedeni biraz da bu cümlede saklı. Çünkü Sait Faik yalnızca hikâye yazmadı; görünmeyeni görünür kıldı. Büyük kahramanların değil, küçük insanların yazarı oldu. Edebiyatı yüksek kürsülerden değil, sokaktan kurdu.
1955 yılında annesi Makbule Abasıyanık tarafından başlatılan bu armağan, 1964’ten bu yana Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülüyor. 2012’den itibaren ise Türkiye İş Bankası ve İş Bankası Kültür Yayınları’nın katkılarıyla daha da kurumsal bir yapıya kavuştu. Aslında bu iş birliği yalnızca bir sponsorluk ilişkisi değil; kültürel hafızaya yapılan uzun vadeli bir yatırım.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
İnciler yalnızca tabaklarda değil, şehirlerin hafızasında da parlıyor
İstanbul’un gastronomi hafızasında özel bir yeri olan Ulus 29, bu kez Türkiye’nin gastronomi dünyasından önemli isimleri ağırlıyordu. Hürriyet, Karaca ve Jumbo iş birliğiyle sürdürülen; Doğuş Hospitality&Retail, Şölen ve Unilever Food Solutions destekleriyle büyüyen İncili Gastronomi Rehberi’nin sekizinci edisyonu için gerçekleştirilen ilk buluşma, sektörün farklı alanlarından önemli isimleri aynı masada bir araya getirdi.
İncili Gastronomi Rehberi, yıllar içinde yalnızca restoran seçen bir yayın olmanın ötesine geçti. Bugün artık şehirlerin gastronomik kimliğini kayıt altına alan, yerel mutfak kültürlerini görünür kılan ve gastronomiyi kültürel bir anlatı alanına dönüştüren önemli bir referans niteliği taşıyor.
Gecenin merkezinde ise rehberin proje koordinatörlüğünü üstlenen Müge Akgün vardı. Davete benim de aralarında bulunduğum danışma kurulu üyeleri ve proje ortakları katıldı. Bugün mesele yalnızca iyi yemek değil; şehir kültürü, turizm, yerel üretim, gastronomi ekonomisi ve kültürel sürdürülebilirlik gibi çok katmanlı bir dünyanın tam merkezindeyiz. İncili Gastronomi Rehberi’nin yıllardır kurmaya çalıştığı yapı da biraz bunu anlatıyor: Türkiye’nin gastronomi atlasını şehir şehir genişletmek.
Gastronomi, Antalya’nın kültürel vitrini olma yolunda
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen V. Uluslararası FoodFest Antalya Gastronomi Festivali’nin açılışı, denize bakan o geniş parkta gün boyu süren hareketlilikle başladı. Şeflerin hazırlıkları, üreticilerin stantları, yerel ürünlerin kokusu ve ziyaretçilerin merakı daha ilk saatlerden festivalin ritmini belirliyordu.
Ama festivalin asıl ruhu, resmi açılıştan önce Aksu’da gerçekleşen ot hasadında hissedildi. Erüst Tarım ile Şişçi İbo iş birliğinde düzenlenen buluşmada şefler, gastronomi profesyonelleri ve basın mensupları Antalya’nın toprağıyla doğrudan temas etti. Toplanan otlarla hazırlanan öğle yemeği ise festivalin ana fikrini daha ilk günden görünür kıldı: Gastronomi yalnızca tabakta başlamıyor, tarlada başlıyor.
Festival boyunca kurulan tadım alanları ve sergi bölümleri, Antalya’nın tarımsal çeşitliliğini görünür kılan en canlı alanlardan birine dönüştü. Coğrafi işaretli ürünlerden yerel reçetelere, doğal üretim anlayışından kadın kooperatiflerinin çalışmalarına kadar geniş bir yelpaze ziyaretçilerle buluştu.
Antalya Valisi Hulusi Şahin de konuşmasında tam bu noktaya dikkat çekti. Antalya’nın 200’ü aşkın ürününün coğrafi işaret sürecinde olduğunu hatırlatan Şahin, bu ürünlerin yalnızca ekonomik değil kültürel bir değer taşıdığını vurguladı. Geçmişten bugüne taşınan bilgi, emek ve üretim biçimlerinin yeni kuşaklara aktarılmasının önemini anlattı.
Karadeniz’in yeni mavi hazinesi: Türk somonu
Samsun’un Yakakent ilçesi geçtiğimiz günlerde yalnızca Karadeniz’in serin rüzgârlarını değil, Türkiye’nin su ürünleri alanındaki büyüme hikâyelerinden birini de ağırladı. “1. Türk Somonu Hasat Festivali”, adından anlaşılacağı gibi bir hasat kutlamasının çok ötesindeydi. Ekonomiden gastronomiye, sürdürülebilir üretimden ihracata kadar uzanan geniş bir çerçevede şekillenen festival, Türk somonunun geldiği noktayı gözler önüne serdi.
Organizasyonda Karadeniz’in üretim gücü, sahilde kurulan stantlarda, teknelerin arasında, meydandaki kalabalıkta ve ikram edilen somon tabaklarında hissedildi. Bir dönem yalnızca sınırlı üretim kapasitesiyle konuşulan Türk somonu bugün artık Türkiye’nin stratejik ihraç ürünleri arasında gösteriliyor.
Denize saygıyla kurulan bir sofra
Ziya Kaçar ve Hakan Veli Şahin mesleklerinde 40 yılı aşan yolculuklarını Calipso Fish ile 2014 yılında yeni bir boyuta taşıyarak, aslında kendi ustalık eserlerini inşa ettiler. Küçükyalı sahilinde yükselen bu durağın balıkçı kültürünün temellerinde, "doğru deneyim her zaman karşılığını bulur" diyen bu vizyonun izleri var.
Mutfaktaki anlayışlarını tanımlarken tercih ettikleri "Calipso" ismi tesadüf değil. Mitolojinin derinliğini ve denizin gizemini temsil eden bu isim, masaya gelen her tabakta kendini hissettiriyor. Ziya Bey’in mutfak felsefesi oldukça net: "Balığın doğasını bozacak kadar müdahale etme." Malzemeye güveniyorsanız, onu sosların veya ağır tekniklerin arkasına saklamanıza gerek kalmaz. Calipso’da imza, "az ama öz dokunuş" ile atılıyor. Modern sunumlar ve güncel teknikler kullanılsa da tabağın özü daima o geleneksel balık kültürüne sadık kalıyor.
Son 4 yıldır üst üste Michelin Rehberi’nde Bib Gourmand (fiyat-performans dengesi) ödülünü korumak, dışarıdan bakıldığında bir varış noktası gibi görünebilir. Ancak Hakan Bey için bu bir "prestij yükü." Çünkü zirveye çıkmak zordur ama orada aynı standartla kalabilmek gerçek bir maharet ister.