Carney, küresel düzene ilişkin son derece dürüst bir değerlendirme yaparak, ABD liderliğindeki, kurallara dayalı sistem çağının, bir "geçiş değil, kopuş" yaşadığını belirtti.
Dünya Ekonomik Forumu'nun 56. Yıllık Toplantısı, 19 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kasabasında başladı ve bugün sona eriyor. Bu yılın teması “Diyalog Ruhu”. Davos 2026 toplantılarında dünya liderleri, ortak zorluklarla yüzleşmek ve geleceği şekillendiren yenilikleri yönlendirmek için bir araya geldi.
Bu yılki Davos toplantılarına Kanada Başkakanı Mark Carney’in konuşması damga vurdu.
Carney'in 20 Ocak 2026'da Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı konuşma, uluslararası ilişkilerde “dönüm noktası” olarak nitelendirilebilecek bir konuşma. Batı dünyasına yönelik olarak da büyük bir öz eleştiri var. Muhtemelen siyaset tarihçileri içinden geçtiğimiz bu yeni dönemi irdelerken Mark Carney’in konuşmasını bir mihenk taşı olarak kabul edecekler.
Carney, sorunu yeniden tanımladı
Mark Carney'in konuşması, özellikle ABD yönetiminin ticaret, Grönland ve küresel liderlik konularındaki sert politikaları etrafında artan jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.
Carney, küresel düzene ilişkin son derece dürüst bir değerlendirme yaparak, ABD liderliğindeki, kurallara dayalı sistem çağının, bir "geçiş değil, kopuş" yaşadığını belirtti.
Konuşması önemliydi çünkü geleneksel müttefiklerin 20. yüzyıl düzenine duyulan “nostaljiyi” geride bıraktığını ve bunun yerine "stratejik özerklik" çerçevesinde yeni bir yapı inşa ettiklerini resmen gösterdi. Konuşması geniş yankı uyandırdı, çünkü sadece küresel zorlukları tanımlamakla kalmadı, aynı zamanda sorunu yeniden tanımladı.
Eski dünya düzeni artık geri dönmeyecek ve yeni iş birliği ve liderlik biçimleri ortaya çıkmalı teması çıktı bu konuşmadan.
Peki neler söyledi Carney?
Carney; NATO ve transatlantik bağları mevcut şekliyle onaylamak yerine, on yıllardır ABD-Avrupa iş birliğinin temelini oluşturan ‘II. Dünya Savaşı sonrası kurallara dayalı düzenin solmakta olduğunu ve artık garanti altında olmadığını’ belirtti.
Büyük güçlerin ekonomik entegrasyonu karşılıklı bir fayda yerine bir baskı aracı olarak kullandığını belirtti ki bu bizim bilmediğimiz bir şey değil aslında. Ancak bunun bir G7 lideri tarafından, özeleştiri olarak dillendirilmesi ve ABD'yi açıkça adlandırmadan mevcut ABD ekonomik stratejilerine yönelik açık bir eleştiri olması açısından çok önemliydi.
Carney, Danimarka ve Grönland gibi NATO müttefiklerine desteğini yeniden teyit ederek, ittifak taahhütlerini pekiştirmeye çalışırken aynı zamanda bu ittifakın temellerini de eleştirmiş oldu.
Carney'in açıklamaları, orta güçlerin eski Atlantik çerçevesini artık otomatik olarak güvenilir görmediklerini, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın ortak riskleri yönetmek için geleneksel ABD liderliğinin ötesinde iş birliğini yeniden şekillendirmeleri gerekebileceğine inandıklarını göstermesi açısından da önemli.
Konuşmanın ana teması, ‘küresel ekonomik sistemin açıklıktan parçalanmaya doğru kaydığı’ idi.
Carney, ‘büyük güçlerin gümrük vergileri ve finansal altyapıyı kaldıraç, ekonomik entegrasyonu da silah olarak kullanmaya başladığını’ vurguladı. Fakat asıl önemli olan, özellikle ABD liderliğinde otomatik ekonomik bağlantılarla güvenlik ve refahın güvence altına alındığı dönemin sona erdiğini söylemesi oldu.
Orta güçlere de geleneksel ticaret ilişkilerinin onları koruyacağını varsaymak yerine, ortak değerlere dayalı yeni koalisyonlar kurarak ekonomik bağlarını çeşitlendirmeleri çağrısında bulundu Carney.
Bu söylem çok önemli zira küreselleşmenin ‘karşılıklı ekonomik entegrasyonun istikrarlı bir güç olduğu’ anlayışından, ‘ekonomik karşılıklı bağımlılığın silah olarak kullanılabileceği veya manipüle edilebileceği’ bir anlayışa doğru kayışın vurgulanması anlamına geliyor. Bu, küresel pazarlar, tedarik zincirleri ve ekonomi politikaları oluşturma açısından önemli bir tespit çünkü şirketler ve hükümetler artık ticaret, yatırım ve finansal stratejiler planlarken siyasi riski daha fazla dikkate almak zorunda kalacaklar. Bu yeni durum mal ve hizmetlerde maliyet artışını da beraberinde getirebilir.
Carney’in konuşmasının bütününden ekonomiye yönelik olarak bakarsak, ‘Ekonomik Entegrasyonu bir Silah Olarak Tanımlaması’ bence çok ama çok önemli bir tespit.
Carney konuşmasında, küreselleşmiş ekonominin "kurgusuna" meydan okuyarak, dünyayı bir araya getirmek için kullanılan araçların artık onu parçalamak için kullanıldığını savundu. Ekonomik ‘zorbalamadan’ bahsetti. Dünyanın herkesi daha fakir ve daha az sürdürülebilir hale getirecek "kalelere" bölündüğü konusunda uyardı. Carney, hayatta kalmak için ekonomilerin enerji, gıda ve kritik minerallerde "stratejik özerkliğe" doğru ilerlemesi gerektiğini savundu.
Yeni gelişmeler ışığında sanırım bu konumlandırmayı bizim de ülke olarak yapmamız ve bunu partiler üstü bir stratejik plana doğru yönlendirmemiz şart gibi duruyor.
Carney, ABD ile Çin arasında seçim yapma fikrini reddetti
Carney; tek bir başarısız küresel kuruma güvenmek yerine, farklı konular için farklı koalisyonlar kurmayı (örneğin, yapay zeka konusunda benzer düşünen demokrasilerle, ticaret konusunda Trans-Pasifik Ortaklığı ile AB arasında bir köprü yapı) içeren bir "değişken geometri" sistemi önerdi.
Carney, dünyanın kaçınılmaz olarak gerileyen ABD ile yükselen Çin arasında seçim yapmak zorunda kalacağı fikrini ise reddetti. Orta güçlerin uluslararası hukuku ve insan haklarını daha etkin uygulamak için güçlerini birleştirecek bir "Üçüncü Yol" çağrısında bulundu.
Aklıma ‘Dünya Beşten Büyüktür’ söylemi gelmedi değil. Dünya Beşten büyük ama Beşe karşı çıkmak için de ekonomik olarak güçlü olmak şart.
Kanada'nın ‘’Çin ve Katar’’ ile yaptığı son stratejik anlaşmaları belirterek, orta güçlerin ABD'nin onaylamamasına bakılmaksızın istikrar sağlayan herkesle "ilkeli ve pragmatik" ilişkiler kuracağını belirtmesi ise ABD’ne açıkça bir meydan okumaydı.
Konuşmanın en ünlü cümlesi ise "Masada değilseniz, menüdesiniz demektir" ifadesiydi. Orta Doğu için yıllarca söylenen bu cümle, "orta güçler" (Kanada, AB, Hindistan, ASEAN, Brezilya vb.) için doğrudan bir eylem çağrısı gibi geldi bana.