Sadece Ortadoğu mu, İsrail / ABD ikilisinin İran’a saldırmaları sonucunda dünya ekonomisi, “yangın yerine” dönüşmüş durumda.
Bu jeopolitik gerilimler askeri çatışmalardan öte, dış ticaret yöneticileri için lojistik rotalarından, teslim sürelerine, maliyet belirsizliklerinden, ödeme şekillerine kadar her şeyin altüst olduğu bir belirsizlikler fırtınası anlamına geliyor.
Bu durumda, işleri kaos ortamında yönetmek için klasik davranışlar yeterli olmuyor.
2020 öncesinde VUCA ve sonrasında ise BANI kavramları, dış ticaret gemisinin kaptanının, fırtınalarda dümen tutma el kitabı haline gelmiş durumda.
VUCA (değişkenlik, belirsizlik, karmaşıklık, muğlaklık), bize bugünkü kriz ortamının karanlık yüzünü gösterir. Balistik füze ve dron saldırılarıyla sıçrayan petrol fiyatları değişkenliği, savaşın süresinin tahmin edilememesi ise belirsizliği ifade ediyor.
VUCA, bir yönetici için, sürekli hareket halinde olan bir hedefe ateş etmeye çalışmak gibidir. Böylesi durumlarda hasarı en aza indirmek için gerekenler ise çevik davranmak ve işin en başında vizyoner olabilmektir.
Bizde genellikle ihmal edilen sözleşmeleri yaparken belirlenen "Mücbir Sebep" maddeleri, piyasa hareketlerine duyarlı fiyatlandırma seçenekleri, fırtınalı ortamlarda ihracat gemisini suyun üzerinde tutmaya yarayacak olan can simitleridir.
Günümüzde, kaos ortamlarında yönetim için bize ışık tutabilen BANI (kırılgan, kaygılı, doğrusal olmayan, anlaşılamaz), Pandemiyle hayatımıza girdi. Bugün içerisinde olduğumuz Ortadoğu krizinin daha iyi açıklanmasına ve anlaşılabilmesine yardımcı olur..
- Kırılganlık: Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanıklığın, küresel tedarik zincirini nasıl etkilediğini görüyoruz. Sadece petrol değil, Uzak Doğu ülkelerinden gelen mallar da oralardaki limanlarda bekletilen gemilerin üzerinde tedarik zincirini etkileyip duruyor.
- Kaygı: İhracatçı da ithalatçı da "malım elime ne zaman geçebilecek?" ya da "ödemelerimde aksama yaşayacak mıyım?" endişesini taşıyor.
- Doğrusal olmama: Ortadoğu ölçeğinde yaşanan çatışmanın, küresel enflasyonun tetikleyicisi haline gelmesi, neden-sonuç ilintisini şüpheli kılıyor.
- Anlaşılamazlık: Yapay zekâ ürünü haberler, videolar, paylaşımlar gerçeklikle dezenformasyon arasındaki mesafeyi daraltıyor.
Peki bu durumda biz ne yapalım?
İşimizi en az hasarla kurtarmak istiyorsak krizleri beklemeden üç kuralı yazmalıyız:
- Yumurtaları aynı sepete koymayalım: Hedef pazarımızın dar veya tek bir bölgeye bağımlı olması, BANI dünyasında darağacına kendi ayağımızla çıkmak gibidir. Mevcut pazarlarımızda ve tedarik kaynaklarımızda oluşabilecek riskleri düşünerek, politik ve ekonomik açılardan farklı ortamlarda alternatif pazarlar ve kaynaklar yaratmalıyız.
- Kaygı yönetimi ve şeffaflık: İletişim, satıştan daha önemlidir. Müşterilerimizle şeffaf bilgi akışı sürekliliği her iki tarafın da endişelerini azaltabilir. Exim-Bank tarafından sağlanan alacak sigortası gibi araçları kullanmak hem bizi hem de müşterilerimizi rahatlatarak ilişkilerimizi korur.
- Farklı senaryolar düşünmek: Böyle ortamlarda sadece bir B planının yeterli olmadığı kuşkusuzdur. Ya denizyolları kapanırsa ya da uçuşlar yasaklanırsa veya uygulanan yaptırımlar arttırılırsa gibi her olasılık için düşünmek gerekir. Bu olasılıklara karşı uygulayabileceğimiz senaryoları yazmalı ve bunları nasıl hızlı bir şekilde devreye alabileceğimizin planları el altında tutulmalıdır.
ABD-İsrail-İran gerilimi, dış ticareti bir kumar masasına çevirecek gibi duruyor.
Ancak VUCA ve BANI öğretileriyle donanımlı bir dış ticaret yöneticisi, bu kaosu sadece hasarsız atlatmakla kalmayıp, rakiplerinin çekildiği alanlarda yeni fırsatlar da yaratabilir. Aklınızda olsun, siz fırtınanın şiddetini kontrol edemezsiniz amma yelkenlerinizi nasıl tuttuğunuz, sizi menzilinize ulaştırır.