Trump, ABD’deki ilk başkanlık döneminde, Fas’ın İsrail’i resmen tanıması ve diplomatik ilişkiler kurması karşılığında, Batı Sahra’nın resmen “Fas toprağı” olarak kabul edildiğini ilan etmişti. Trump’ın bu kararı komşu ülke Cezayir’i küstürdü. ABD’deki ikinci başkanlık döneminde Trump, belli ki Cezayir’i de “Batı kampına” çekmeye kararlı; bunun için de Batı Sahra meselesinin çözülmesi gerekiyor.
Devir “gücü gücüne yetene” devri; Kural bazlı küresel siyaset çökerken, uluslararası alanın büyük aktörleri arasında hem dünya ticaret yolları, hem de enerji üzerinden büyük rekabet yaşanıyor.
ABD yönetimi küresel enerji kaynakları ve yollarını kontrol edebilmek için kimi zaman askeri gücünü, kimi zaman ise diplomatik etkisini kullanıyor.
Kimi ülkeye zorla; Venezuela ve İran
Venezuela’daki Çin-Rusya’ya yakın Maduro rejiminin bitirilmesi askeri güçle yapıldı. Maduro’nun derdest edilip, yargılanmak üzere ABD’ye götürülmesinin sadece haftalar sonra Venezuela Geçici Cumhurbaşkanı Delcy’nin Karakas’ta ağırladığı ilk yabancı siyasetçilerden birinin ABD Enerji Bakanı olması manidar.
Venezuela petrolüne “çöken” ABD’nin ikinci “hamlesinin” ise İran olması bekleniyor. ABD’nin muazzam askeri gücünün yaklaşık üçte birini Ortadoğu’ya göndermesi, iki uçak gemisi, onlarca savaş gemisi ve savaş uçağını bölgeye yığması tesadüf değil. Dünya siyasetine hep işadamı gözlüğünden bakan ABD Başkanı Trump, kâr-zarar ilişkisini hesaplamadan ABD açısından müthiş masraflı olan bu yığınağı yapmaz. Amaç hem Ortadoğu’da İsrail’i rahat ettirmek, hem de İran’ın doğalgaz ve petrolüne “çökmek” gibi duruyor.
ABD/İsrail ikilisinin asıl isteği Molla rejiminin devrilip, yerine Çin/Rusya yerine Batı’ya yakın duran bir yönetim gelmesi. Ancak bu gerçekleşmezse, İran’daki Molla rejimindeki asıl söz sahibi kişi Dini Lider Hamaney’i bir şekilde “pasifize etmek”, tıpkı Venezuela’da olduğu gibi rejimin “ılımlı unsurları” ile işbirliğine girmek de büyük ihtimalle Washington’un “oyun planı” dahilinde.
Kimi ülkeye ikna yoluyla: ABD, Cezayir ve Fas’ı “barıştırma” peşinde
ABD yönetimi enerji meselesinde hedeflerine ulaşmak için kimi zaman da “yumuşak gücüne” ağırlık veriyor. Kuzey ve Orta Afrika’daki son gelişmeler bunun örneği.
İspanya’daki ABD Büyükelçilik binasında Şubat ayı başında gerçekleşen gizli görüşmelerle, Batı Sahara meselesindeki kilit iki aktör, Cezayir ve Fas masaya oturtuldular. Fas, Batı Sahara bölgesini “kendi toprak bütünlüğü” içinde görüyor. Cezayir ise, Batı Sahara’da bağımsızlık için savaşan Polisario’nun kurduğu sürgünde hükümete ev sahipliği yapıyor.
Trump, ABD’deki ilk başkanlık döneminde, Fas’ın İsrail’i resmen tanıması ve diplomatik ilişkiler kurması karşılığında, Batı Sahara’nın resmen “Fas toprağı” olarak kabul edildiğini ilan etmişti. Trump’ın bu kararı komşu ülke Cezayir’i “küstürdü”. Cezayir yönetimi giderek daha fazla Rusya ve Çin’e yaklaşmaya başladı. Cezayir Cumhurbaşkanı’nın kırmızı halılarla ağırlandığı 2025 Pekin ve 2023 Moskova ziyaretlerinde, Cezayir ile bu iki ülke arasında stratejik anlaşmalar imzalandı.
ABD’deki ikinci başkanlık döneminde Trump, belli ki Cezayir’i de “Batı kampına” çekmeye kararlı; bunun için de Batı Sahara meselesinin çözülmesi gerekiyor.
İspanya’daki Amerikan Büyükelçiliği’ndeki görüşmelere, Batı Sahara meselesinde bir şekilde taraf olan Moritanya, Fas, Cezayir ve Polisario Cephesi temsilcileri katıldı. ABD adına görüşmelerde Trump’ın Afrika meselelerindeki başdanışmanı Massad Boulos ile ABD’nin BM’deki Büyükelçisi Michael Waltz yer aldı.
Gizli yürütülen, ancak İspanya basını tarafından haberleştirilen görüşmelerde, Batı Sahara meselesinin çözümü için “özerklik” formülünün masaya getirildiği iddia ediliyor. Buna göre Batı Sahara resmen Fas sınırları içinde yer alacak, ancak bölgenin idaresi geniş bir özerklik kapsamında Polisario Cephesi’ne bırakılacak.
Batı Sahara için Fas’ın toprak bütünlüğü içinde özerklik planı geçen yıl BM Güvenlik Konseyi’nde kabul edilmiş, ancak Polisario Cephesi bu planı reddettiğini açıklamıştı. Polisario, 35 yıl önce BM şemsiyesi altında varılan “referandum yapılması” planının uygulanmasını istediğini açıklamıştı. Cephe’nin bu talebi de bu yıla kadar Cezayir tarafından destekleniyordu.
İspanya’da kurulan masa, hem Cezayir’in, hem de Polisario’nun “inadını kırmayı”, geniş bir özerklik verilerek, sorunu çözmeyi amaçlıyor belli ki.
Sızan haberlere göre, taraflar Madrid görüşmeleri sonunda “ortak bir teknik komite” kurmayı kabul etmişler. Görüşmelerin devamı ise Mayıs ayında Washington’da yapılacak. Ancak sorun hala tam olarak çözülmediği için, “fotoğrafsız” bir toplantı olmuş Madrid buluşması; Toplantıya Cezayir adına katılan Dışişleri Bakanı Attaf, ne fotoğraf çekilmesini, ne de ortak bir açıklama yapılmasını kabul etmiş. Yine Cezayir’in isteği üzerine toplantı gizli tutulmuş.
İki dev uluslararası enerji projesinin önü açılacak
Peki Amerikan yönetimi Batı Sahara meselesini çözmek için neden bu kadar hevesli? Bunun altında yatan sadece Başkan Trump’ın hiç saklamadığı “Nobel Barış Ödülü kazanma” arzusu değil elbette.
Trump yönetiminin amacı Kuzey Afrika’da siyasi istikrarın sağlanması. Bunun için de Fas ve Cezayir arasındaki gerginliğin bitirilip, Batı Sahara meselesinin çözülmesi şart. İstikrar sağlanırsa, Afrika’nın enerji kaynaklarının Akdeniz’e ulaştırılması, oradan da Avrupa’ya aktarılması projeleri de hayata geçirilebilecek.
Projelerden ilki, Nijerya petrolü ve doğalgazını Nijer üzerinden Cezayir’e, buradan da Avrupa’ya taşıyacak 4 bin 100 kilometrelik Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı projesi.
Maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak öngörülen proje gerçekleşirse Nijerya’dan Avrupa’ya her yıl 30 milyar metreküp doğalgaz taşınabilecek. Böylece Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlığını bitirmek üzere Afrika alternatifi devreye sokulacak.
Projenin Nijer-Cezayir ayağının inşaatının çok kısa süre içinde başlaması bekleniyor. Projenin finansörlüğünü Afrika’daki en büyük petrol şirketi olan Nijerya’nın NNPC petrol şirketi, Cezayir’in Sonatrach şirketi ve Nijer hükümetleri üstlenecek. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, bu hafta ağırladığı Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani ile yaptığı görüşmenin ardından Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin inşasına ramazandan sonra başlayacaklarını açıkladı.
İkinci proje ise Nijerya-Fas doğalgaz boru hattı; Yaklaşık 5 bin 600 km olacağı hesaplanan bu hattın maliyeti ise yaklaşık 25 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu hat aracılığıyla yine Avrupa’ya Afrika’dan yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp gaz taşınabileceği belirtiliyor. Bu projenin de, Kuzey Afrika’da istikrar sağlanırsa, 2026-2027 yılında inşaatının başlatılması planlanıyor. Proje Nijerya hükümeti dışında, Fas’ın ONHYM petrol şirketi, OPEC fonları ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından destekleniyor.
ABD, Nijerya’ya asker konuşlandırdı
Kuzey ve Orta Afrika’da istikrarsızlığın bir başka nedeni ise giderek güç kazanan İslamcı terör hareketleri. Terör örgütleri özellikle Atlantik Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e kadar 5.400 km boyunca doğudan batıya uzanan, yaklaşık bin km genişliğindeki Sahel olarak adlandırılan kuşakta faaliyet gösteriyorlar. Burkina Faso, Mali, Nijer, Kamerun, Gine, Gambiya, Senegal, Nijerya, Çad ve Moritanya topraklarından geçen Sahel bölgesinde konuşlu terör örgütlerinin etkileri en doğudaki Somali’ye kadar uzanıyor.
Daha önce Nijer’de ABD’nin geniş bir askeri üssü vardı ve aralarında El Kaide ya da Boko Haram gibi örgütlerin de yer aldığı teröristlerle bu üssün koordinasyonunda mücadele ediliyordu. Ancak 2023’te Nijer’de gerçekleşen darbe sonucu, Fransa ve ABD’ye geniş askeri olanaklar sağlayan hükümet devrildi. Darbeciler, hem Amerikan, hem de Fransız üslerini kapatıp, bu üslerde görev yapan askerleri ülkeden çıkardı.
Nijer’den çıkartılan ABD ise, şimdilerde Nijerya’ya askeri olarak yerleşmekte; 100 Amerikan askeri Nijerya ordusuna “terörle mücadelede danışmanlık vermek ve istihbarat sağlamak” amacıyla daha birkaç gün önce Nijerya’nın kuzeyine resmen konuşlandırıldı.
Türkiye de Afrika’da etkin
Türkiye de Afrika’da yaşanan bu gelişmelerden uzak değil; Nijerya Cumhurbaşkanı Tinubu Ocak ayı sonunda Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında imzalanan 9 anlaşma arasında askeri işbirliği protokolü de bulunuyor. Türkiye’nin Abuja Büyükelçisi Mehmet Poroy da bu hafta yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki dönemde güvenlik işbirliği ve ticaretin artırılması en çok öne çıkacak başlıklar olacak” dedi.
Türkiye’nin Libya’da askeri varlığı, Somali’de ise askeri üssü bulunuyor. Son dönemde Somali’ye Türk F-16’larının da konuşlandığı haberler sosyal medyada çokça paylaşıldı. Ankara Sudan’daki iç savaşta ise açık şekilde resmi hükümeti destekliyor.
Ankara-Washington koordinasyonu Afrika’ya da taşmış görünüyor
ABD Başkanı Trump’ın ikinci döneminde Ankara ile Washington arasında Ortadoğu’da, özellikle Suriye’de artan “koordinasyon”, Afrika’ya da taşmış bir görüntü çiziyor.
Fransa, Sahel bölgesindeki eski sömürgelerinden birbiri ardına “kovulurken”, yerini kara kıtada bir başka NATO ülkesi, “sömürge kamburu olmayan” Türkiye alıyor gibi duruyor.
