Kurdaki artış veya TL’nin değer kaybı hemen maliyetlere yansıdığı için kur kaynaklı talep artışını kârlılığa çevirmek çok zor. Sadece TL sabit ücret veya sözleşmeye dayalı TL alımlar sayesinde operasyonel kâr 300-500 baz puan artabilir görünüyor.
Uzun zamandır devam eden TL’nin değer kazanma ve ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyetlere etkisi sorununa farklı açıdan bakmak istiyorum. Biz gerçekten kurun artmasını istiyor muyuz? Veya istemeli miyiz? Bence hayır. Çünkü şirketlerin finansal tabloları farklı şeyler söylüyor.
TCMB 2026 Ocak verilerine göre şirketlerin açık pozisyonu 197,6 milyar dolar. 2023 verilerine göre 128 milyar dolar arttı. 2023 yılının ikinci yarısından sonra artan politika faizi ve reel faiz şirketlerin kredi kullanımında tercihlerini değiştirdi, dolar ve Euro para cinsinden yabancı para krediler kullanıldı. 2023 yılında 207 milyar dolar olan toplam yabancı para kredi kullanımı 105 milyar dolar artarak 312 milyar dolar ile pik yaptı. Buna karşılık şirketler döviz mevduatını 22 milyar dolar azalttılar. Yabancı para yükümlülükler artarken yabancı para varlıkların azalması şirketlerin açık pozisyonunu artırdı ve gittikçe işin içinden çıkılamaz hale getirdi. Şirketler 312 milyar dolar yabancı para kredi kullanırken aktiflerinde sadece 78 milyar dolar mevduat var. 53,7 milyar dolar ihracat alacağını saymıyorum çünkü 50,3 milyar dolar da ithalat borcumuz var.
Kur yüzde 50 değerlendiğinde zararımız 4,4 trilyon TL
Bu nedenle “kurda artış artık şirketlerin yararına değil” pozisyonundayız. Tabii açık değil de artı veya nötr pozisyonda olan şirketler hariç. “Kaç tane bu pozisyonda şirket var?” derseniz bana göre yüzde 5-10’u geçmez. Bir hesap yapalım 1 Nisan 2026 güncel USD/TL kuru 44.3961. Örneğin, devalüasyon oldu ve TL yüzde 50 değer kaybetti ve USD/TL kuru 66.5942 oldu. Bilançomuza etkilerini hesaplayalım. Önce varlıklarımızı değerlendirelim toplamı 183,4 milyar dolar (mevduat, ihracat, yurt dışı yatırımlar ve türev dahil). Yeni kur ile varlıklarımızda 4 trilyon 71 milyar TL artış olur iken yükümlülüklerimiz 8 trilyon 468,6 milyar TL artacak. Kur farkı zararımız nette 4 trilyon 397,6 milyar TL olacak. Bu zarar ile şirketlerin 2026 yılını karlı bitirmeleri mümkün değil. ( 2025 yılı karlılığı tahminen 3 trilyon TL civarında). Özetle kur yüzde 50 değerlendiğinde zararımız 4,4 trilyon TL oluyor. Bu bilançomuza olan etki.
Peki satışlarımıza ve gelir tablomuza etkisi nasıl olacak? TL’nin değer kaybı ile yurt dışı satışlarda artış olmaya başlayacak talep artacak. Ancak TL’nin değer kaybı ÜFE’yi artırmaya başlayacak. Bizim hesaplarımıza göre toplam SMM içinde yurt dışından yapılan hammadde ithalatının toplamı 74,5 milyar dolar (Kimya, plastik, bakır, alüminyum, kauçuk, organik kimya, demir çelik gibi). Bu ithalatın TL maliyetleri artacak. Bunun yanında kur ile artan enflasyon ithalat dışındaki SMM içindeki diğer girdilerin de payını artıracağından kurdaki artışın karlılığa etkisi az olacaktır.
Sizlere 2021-2025 yılı arasında ÜFE ve TL’nin USD karşısında değer kaybına birkaç örnek vereyim. Yıl 2021, TL yüzde 71 değer kaybetmiş, ÜFE yüzde 80 artmış. Yıl 2022, TL yüzde 40 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 98 artmış. Yıl 2023, TL yüzde 57 değer kaybetmiş, ÜFE yüzde 44 artmış, Yıl 2024 TL yüzde 20 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 29 artmış ve son olarak da Yıl 2025, TL yüzde 21 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 28 artmış. Kısaca kurdaki artış veya TL’nin değer kaybı hemen maliyetlere yansıdığı için kur kaynaklı talep artışını karlılığa çevirmek çok zor görünüyor. Sadece TL sabit ücret veya sözleşmeye dayalı TL alımlar sayesinde operasyonel kar 300-500 baz puan artabilir görünüyor. Kurdan gelen avantajlar maliyet artışı ile kendini “off-set” ediyor. Unutmayalım 2020 yılında kur farkı zararının öz kaynak kaybı sayılmaması tebliği çıkmıştı şirketlere olan olumsuz etkiyi azaltmak için. TL’nin değer kaybındaki yavaşlama yabancı para kredi kullananlara ödül oldu. 2026’nin ilk üç ayında TL, dolara karşı yüzde 3,6, Euro’ya karşı yüzde 1,13 değer kaybetti. İlk üç aylık TL, dolar ve Euro bazlı borçlanma maliyeti sırasıyla yüzde 11,5, yüzde 5,6 ve yüzde 2,6 oldu. Kısaca açık pozisyon riski alanlar kazandı.
Kurun artmasının ihracatçıya etkisi, negatif hale geldi
Sonuç olarak enflasyon ile mücadele eden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın para politikası nedeniyle yüksek seyreden politika ve piyasa faizi, risk alarak açık pozisyon alan ve yabancı para kredi kullanan firmalara fırsat sağladı. Açık pozisyon o kadar çok arttı ki artık kurun artmasının ihracat yapan firmalara etkisi negatif hale geldi. TL yüzde 50 değer kaybetse kur farkı zararı 4.4 trilyon TL oluyor (100 milyar dolar) ve ihracata katkısından çok zararı olacak hale geldi. Döviz fazlası olan şirketler hariç.