Başlıktaki aforizmanın tamamı şöyle: Vazgeçemediğin şey sana ait değildir, tam tersine sen ona aitsin.
Sahip olduklarımız arasında asla vazgeçemeyeceğimizi düşündüğümüz “şeyler” vardır. Bir ev, bir ilişki, çocukluk hatırası bir eşya, bir iş veya sosyal bir statü. Başlıktaki aforizma işte tam da bu “şeylerle” ilgili bir uyarı yapıyor bize. Bizim bu şeyler üzerinde kontrol sahibi olduğumuzu sanmamıza karşın, zamanla bu şeylerin vazgeçilemez hale geldiğini ve onların bizim üzerimizde kontrol sahibi olduklarını söylüyor.
Türk Lirası üç yıldır mallar ve hizmetler karşısında çok ciddi değer kaybederken, döviz kuru karşısında reel olarak değer kazanıyor. Ben de bu değer kazancı sürecinin vazgeçilebilir olup olmadığını, yani bizim kontrolümüz altında olup olmadığını merak ediyorum doğrusu. Çünkü üç yıl boyunca devam eden bir değer kazancı süreci çeşitli risklerin birikmesine neden olur ve bir noktada o risklerle yüzleşmek çok zor görünmeye başlayabilir.
TL’nin değer kazanma sürecinde neler oldu gelin kısaca hatırlayalım: Son üç yılda döviz kredilerinin payı yüzde 30’dan yüzde 36’ya, büyüklüğü de 132 milyar dolardan 204 milyar dolara çıktı. Dolar enflasyon kadar artsaydı bu rakamlar çok daha büyük olacaktı. Şirketlerin yurtdışından kullandıkları döviz kredileri de cabası. Cari işlemler açığı 52 milyar dolardan ekonomik yavaşlamanın etkisiyle 10 milyar dolara kadar düştükten sonra, ekonomide önemli bir hızlanma olmamasına rağmen tekrar 40 milyar dolara çıktı ve daha da artacak. Muhtemelen savaşın etkisiyle 55-60 milyar doları bulabilir. Bankaların bilanço içi pozisyon açığı 29 milyar dolardan 38 milyar dolara çıktı. Gerçek kişilerin tercihi dövizden büyük ölçüde altına ve gümüşe kaydı, hatta kısmen finansal sistem dışına çıktı.
TL’nin değer kazanma süreci sona ererse, bu gelişmelerin hepsi tersine dönecek ve bunun da bir maliyeti olacak. Döviz kredisi kullanmak pahalı hale gelecek. İthal mallar pahalanacak. Carry trade yapanlar önemli ölçüde getiri kaybedecek. Hanehalkı geliri biraz daha düşebilecek.
TL değerleniyorsa, risk birikimini engellemek için finansal sistemde bazı sigortalar gerekiyor. Bu sigortalar olmazsa sistemde risk birikebilir ve bu sigortalar istenmeyen, sevilmeyen şeylerdir. Maliyetleri de yüksektir. Gelin bunları bir hatırlayalım.
TL değerli olduğu sürece;
- Kredi kısıtlamaları devam etmek zorunda: Bankaların sermayeleri güçlü ve aldıkları riskler (kredi verme davranışı diye okuyun lütfen) sıkı bir gözetim ve sınırlama altında. Kredilere dönük kısıtlamalar bunu sağlıyor. Bazen iş insanlarımızın kredi kısıtlamalarından şikayet ettiğini görüyoruz ama aslında TL değerli kalmaya devam ettikçe kredi kısıtları sistemin en önemli sigortası niteliğinde. Kredi kısıtlarının kalkması için TL’nin değerlenme süreci sona ermeli.
- TL faizi yüksek kalmak zorunda: TL dövize karşı değerli olduğu sürece için TL faizi reel olarak hep yüksek kalmak zorunda. Faiz düşüp, TL’nin cazibesi azaldığı anda, dövizin cazibesi artmaya başlar. Ayrıca doların diğer kurlara ve altına karşı olan çapraz kur hareketlerini de dengeleyebilmek için zaten yüksek olması gereken TL faizine biraz daha eklemeniz gerekir.
- TL likidite hep kontrol altında olmalı: TL faizi yüksek tutmak yetmez. İçsel veya dışsal bir şok geldiğinde iki hafta içinde 43 milyar dolar çıkabilir sistemden. Sonra bir haftada 25 milyar dolar geri girebilir. Bu oynaklık yüzünden TL likidite de hep sıkı bir kontrol altında olmalı ve düşük tutulmalıdır. Sisteme yoğun döviz giren dönemlerde de mutlaka sterilizasyon yapılmalıdır.
- Bütçe hep sıkı, vergiler hep yüksek olmalı: TL değerli iken bütçe açığını büyütmek, genişletici maliye politikası uygulamak risk yaratır. Sistemin bir başka sigortası olarak her zaman sıkı maliye politikası uygulanmalıdır.
Eğer TL değerli olacaksa, yukarıda saydığımız dört sigorta da hayatımızda olmak zorunda. Biri olsun, diğeri olmasın diyemeyiz. Ya hepsini paket olarak almalıyız, ya da hiçbirini almamalıyız. Benim fikrim bunların hepsinin yanlış olduğudur. Bence TL’nin değerlenmesini de sigorta niteliğindeki dört unsuru da hayatımızdan çıkarabilirsek, hepimiz daha zengin, daha müreffeh oluruz.