“Bolluk çağında işsizlik, dijital rantiyerlik ve ahlaki ekonomi sorunu yaşıyorsunuz” diye başlardı. Hadi birlikte başlık atalım desem; “Ekonomik sorun sadece şekil değiştirdi” diye de bana başlık hediye ederdi.
Princeton Üniversitesi altında çalışma yapan Markus Akademi kurucusu Markus Brunheimer sorularıyla şekillenmiş bir Youtube söyleşisi. Webinar serisinin parçası. Keynes’in kendi metinleri ve ses kayıtlarıyla eğitilmiş bir yapay zeka modeli üzerinden kurgulanan bu çalışma, ünlü iktisatçının 1930 tarihli öngörüleriyle bugünü yan yana getiriyor. Teknolojik işsizlik, servet dağılımı, toplumsal refah, çalışma kültürü, ekonomik sistemlerin hızı ile toplumsal normların yavaşlığı arasındaki gerilim, iktisadın ahlaki boyutu gibi temalar derinlemesine tartışılıyor.
Bu metin, entelektüel stres testi. Zaman makinesi. Sizi geçmişe götürecek geçmişi bugüne taşıyacak. Sorular bugünün, cevaplar sözde dünden. Çünkü yanıtlayan “John Maynard AI Keynes”. Ürkütücü biçimde güncel.
John Maynard İnsan Keynes, iktisatçı kimliğinin yanı sıra devletin ekonomik aklını şekillendiren figürlerden biriydi. “Büyük Buhran” (1929) sonrasında geliştirdiği teoriler, piyasanın her zaman kendi kendini dengeleyemeyeceğini; devletin aktif rol alması gerektiğini savundu. Bugün “makroekonomi” dediğimiz alanın mimarlarından. Keynes’i farklı kılan, iktisadı dar bir teknik alan olmaktan çıkarmış olması. İnsan davranışları, beklentiler, korkular ve umutlarla iç içe bir ahlaki bilim olarak görmesi. Onun için ekonomi, rakamların yanı sıra insanın ne için yaşadığıyla da ilgiliydi.
Söyleşiyi dinlediğimde ilk refleksim tuhaflık hissi. Bu bir teknolojik ilerleme mi? Yoksa tarihin, hatta hakikatin manipülasyonu mu? Gerçekte kimi dinliyorum ben; Keynes’i mi, onu eğiteni mi?
İlerleme mi, Kurgusal İktidar mı?
Yapay zeka sadece metin yazmıyor yorum yapıyor, sentez kuruyor, üslup taklit ediyor, hatta tarihsel kişiliklerin düşünme biçimini simüle ediyor. Yeni bir eşik. Bilgi kurgulanıyor.
Tarih, arşiv olmaktan çıkıp canlı bir laboratuvara dönüşür mü? Ya da!... Düşünce simülasyonu üzerinden tarihsel bağlamdan koparılmış fikirler, günün ideolojik ve teknolojik filtrelerinden geçip yeniden paketleniyor diye mi okumalıyım? Endişem tavan yaptı; en masum haliyle bir düşünürün söylemediği şeyleri ona söyletmek mümkün olabilir. Gerçekler bu durumda estetik bir performansa dönüşmüş oluyor.
Bağlamdan koparılmış yanıtlar da olabilirler, öyle değil mi? Geçmişi yanlış okursak, geleceği de yanlış kuracağız demektir.
Sarsıcı Olan
Soruların büyük bölümü, Keynes’in neredeyse yüz yıl önce sorduğu soruların güncel versiyonları. Verilen cevaplar ise şaşırılacak kadar anlamlı. Hayatımızda aslında pek bir şey değişmemiş. Teknoloji ilerlemiş, hesaplama gücü artmış, küresel ticaret hızlanmış…
Temel meseleler aynı yerde kalmış! Bir disiplin olarak iktisat, yüz yıldır neden aynı yapısal düğümlere takılıyor?
- Üretim artarken refah neden adil dağılmıyor?
- Teknoloji insanı özgürleştiriyor mu, yoksa daha kırılgan mı kılıyor?
- Piyasa coşkusu neden tekrar tekrar balon üretiyor?
- Çalışma nasıl bugün de hayatın merkezinde?
- Bolluk içinde neden güvensizlik artıyor?
Bu ilerlemek mi, yoksa yerinde sayma mı? Bilgi ilermiş belli ki, bilgelik?
Uygarlık Muhasebesi
İnsanlık, bilgi üretiminde kapasite geliştirmiş; ama bu bilginin toplumsal sonuçlarını yönetmekte aynı başarıyı gösterememiş. Bir yandan Keynes’in öngörülerinin büyük ölçüde doğrulanmış olması yani; maddi üretim arttı, teknoloji verimliliği patlattı, küresel refah yükseldi, insan ömrü uzadı diye sayabileceğim başarılar var. Öte yandan eşitsizlik derinleşiyor, güvensizlik artıyor, popülizm yükseliyor, gelecek korkusu büyüyor gibi gerçekleri aynı soru setleriyle tartışıyor olmamıza ne demeli? Sistem, ürettiği gücü yönetmeyi öğrenememiş.
Keynes, günümüz ekonomistlerine "bravo size" demiyor. Mesleğin gidişatına dair ciddi eleştirileri var:
Örneğin “Vizyon Kaybı”na işaret ediyor: İktisat biliminin vizyon pahasına hassasiyete (percision) odaklandığını, modellerin kesinleştiğini ancak bu modellerin hizmet ettiği soruların "oldukça küçük" kaldığını belirtiyor.
“Felsefi Sinirin Kaybolması”nı tarif ediyor: İktisadın felsefi derinliğini ve "amaçlarla" (ne için yaşıyoruz?) olan bağını kaybettiğini, "etik bilim" olmaktan çıkıp dar bir mühendislik dalına benzemeye başladığını savunuyor.
“Yanlış Uzmanlaşma” diyor: Ekonomistlerin kendilerini teknik uzmanlar olarak görmesini bir hedef olarak koysa da, bu hedefin ön koşulu olan "geçim sorununun çözülmesi" gerçekleşmediği için, ekonomistlerin matematikçi, tarihçi, devlet adamı ve filozof vasıflarını birleştiren "Marshallcı genel bakışçılar" olması gerektiğini vurguluyor.
Keynes Bugün Konuşursa;
“Bolluk Var, Tatmin Yok” derdi. Keynes, üretim kapasitesinin artacağını öngörmüştü. Bu gerçekleşti. Mesele insanların “yeterli” olanla yetinmemesi, göreli rekabet sürekli yeni ihtiyaçlar üretti. Çalışma saatleri düşmedi. Refah arttı, ama boş zaman artmadı.
“Teknolojik İşsizlik Tempo Sorunu”nu teşhis ederdi; teknoloji emeği hızla ikame ediyor; ama yeni iş alanları aynı hızla oluşmuyor. Sorun teknolojide değil; politikaların yetersizliğinde derdi.
“Dijital Rantiyerlik” saptamasını uzun açıklamasına sanırım gerek yok; veri ve platform tekelleri, yeni bir rantiyer sınıfı yaratıyor. Fiziksel sermaye değil, dijital erişim rant üretiyor.
“Finansal Piyasalar ve Güzellik Yarışması” Piyasalar temel değeri değil, başkalarının ne düşüneceğini fiyatlıyor. Spekülasyon girişimciliğin önüne geçiyor yorumunu yapardı.
“Hızlı Teknoloji – Yavaş Toplum Arasında Gerilim” fotoğrafını görmemesine imkan yoktu; teknolojik sistemler çok hızlı evrilirken, kurumlar ve kültür aynı hızda uyum sağlayamıyor. Bu gerilim, siyasal huzursuzluk üretiyor.
Ben söyleşiyi bu şekilde özetledim. Soru cevaplara yaprakozer.com’da ulaşabilirsiniz. Söyleşinin deşifresinden ürettiğim Türkçe röportaj keyifli bir metin. Öneriyorum.