Tapu, noterlik, nüfus, ticaret sicili ve idari işlemler; dağınık platformlara değil, kamu otoritesi tarafından işletilen kriptografik yapılara dayanmalıdır.
Devlet, en temelde, neyin doğru kabul edileceğine karar verebilen yapıdır.
Devlet, hafıza tutan, kayıt alan ve bu kayıtlar üzerinden hak ve adalet dağıtan iradedir. Devletin egemenliği, en çıplak hâliyle, “neyin doğru kabul edileceğine” karar verme yetkisidir. İşte bu nedenle ispat, hukuk tekniğinden ibaret değildir; egemenliğin ta kendisidir.
Blockchain, NFT, kriptografi gibi kavramlar modern çağın dijital nimetleri gibi sunuluyor. Oysa bu topraklar; yüzyıllar önce devlet belgelerini şifrelemeyi bilen bir akla sahiptir. Osmanlı resmî belgelerinde kullanılan ebru, yalnızca estetik bir süsleme değildir. Ebru, belgenin değiştirilemezliğini güvence altına alan, sahteciliği zorlaştıran, müdahaleyi görünür kılan analog bir kriptografik sistemdir.
Her ebru benzersizdir. Mürekkep silinirse, kazınırsa, kimyasal müdahale yapılırsa iz bırakır. Bu nedenle ebrulu kâğıt üzerine yazılmış bir resmî belge, devletin “bu metne sonradan el sürülmedi” yumruğunun masaya vurulması biçimidir. Bu, estetikle kurulan sırlı ve sarsılmaz bir egemenliktir. Ebru sanatı, hüccetin estetikle tahkimidir.
Analog kriptografiden dijital kriptografiye
Bugün sormamız gereken soru şudur: Yüzyıllar önce analog kriptolama yapan bir devlet aklı, dijital kriptolamaya neden mesafeli dursun?
Sorunun cevabı teknik değildir; siyasal, hukuksal ve anayasal düzlemdedir. Çünkü blokzincir, tek başına egemenlik üretmez. Blokzincir; dolaşım üretir, hız üretir, güven sanrısı üretir; ama hukuki kesinlik üretemez. Egemenlik, anonim ağlardan değil; anayasal yetkiden doğar. Kesin delil rejimi, örtülü kabullerle değil, yetkili mercilerin açık ve kurucu iradesiyle tesis edilir. Bu nedenle bir teknolojinin kesin delil olarak kabul edilmemesi, hukuken bir boşluk değil; egemenlik alanında bilinçli bir tercihtir.
Müzeden füzeye sıçrama
Geçmişi inkâr etmek değil; geçmişin devlet aklını ve analog kriptografi geleneğini dijital kriptografi ile geleceğe taşımayı düşünmeliyiz. “Türkiye Yüzyılı” iddiamız, tam da bu noktada anlam kazanır.
Mecelle’de resmî kayıtlar kesin delil sıfatıyla esas alınır. Cumhuriyet hukukunda noter düzenleme belgeleri de bu niteliktedir. Kesin delil, ancak devletin açık iradesiyle, yargısal denetime açık biçimde ve yetkili merciler eliyle doğar.
Türkiye’de, devlet eliyle kurulmuş bir dijital ispat mimarisi inşa etmek ihtiyacı her alanda kendini göstermektedir. Tapu, noterlik, nüfus, ticaret sicili ve idari işlemler; dağınık platformlara değil, kamu otoritesi tarafından işletilen kriptografik yapılara dayanmalıdır. Bu yapılar, yetkilendirilmiş, teknik olarak değiştirilemez; hukuken kesin delil olmalıdır.
Elbette her kesin delil gibi, dijital hüccetin de aksi ispat edilebilir olmalıdır. Sahtelik, hackleme, yetkisiz erişim, sistem manipülasyonu gibi. Hukuk; klasik cebir ve sahtecilik rejiminin dijital karşılığını ve alanın bütününü düzenleyecek kavramsal güce fazlasıyla sahiptir.
İspat kültürünün sürdürülebilirliğinin ön koşulu; devletin egemenliğini estetikten teknolojiye evriltecek iradeyi göstermesidir. Dijital kriptografinin hüccet işlevi, ancak devlet onu sahiplendiği, hukukla mühürlediği ve yargıyla koruduğu ölçüde mümkündür.
Kaynağını ve gücünü anayasadan alan cumhurbaşkanlığı makamının ürettiği normlar, rızayla oluşturulan uluslararası sözleşmeler dijital kriptoyu içermelidir. Padişah fermanlarının ebru ile kilitlendiği gibi dijital kilit altına alınmalıdır.
Dijital hüccet ve E-Devlet 2.0
E-Devlet, bugüne kadar idarenin dijitalleştirilmesi projesi olarak ele alındı. Hizmetlerin çevrimiçi sunulması, belgeye erişimin hızlandırılması, bürokrasinin azaltılması hedeflendi. Bu yaklaşım, devletin hizmet sunan organizasyon olma niteliğini ortaya çıkardı. Oysa devlet; ispat kuran, kayıt tutan ve hukuki gerçekliği tanımlayan egemen bir yapıdır. Bu nedenle E-Devlet’in bir sonraki evresi, teknik bir modernizasyon değil; egemenliğin dijital alanda yeniden tesisidir. Devlet aklı, yüzyıllar önce analog kriptolama yaptıysa, bugün dijital kriptolamadan uzak durmamalı; onu kendi hukuk düzenine tabi kılmalıdır.
Devletin kurmadığı ve korumadığı kayıt, devlet adına kesinlik üretemez.
Devletin egemenliğini dijital çağda yeniden tanımlayabilecek E-Devlet 2.0 formu düşünülmelidir. Dijital Hüccet yaklaşımıyla hizmet değil, ispat dijitalleşmeli; teknik değil, egemenlik güncellenmelidir. Dijital hüccet, E-Devlet’in teknik altyapısını egemenlik ve hukuki bağlayıcılık eksenine taşıyan çekirdek unsur niteliğine kavuşmalıdır. Kayıt zinciri, veri zinciri, güvence zinciri ve sicil zinciri dijital hüccet elbiselerini giyerek defile yapmalıdır.
Sürdürülebilir kriptografik devlet aklının dijitalleşmesi, devletin hafızasını ve egemenliğini geleceğe taşıma iradesidir.