Asıl mesele, ABD'nin 1 milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, birkaç gün önce İran bağlantılı 1 milyar dolarlık kripto varlığa el konulduğunu Regan National Economic Forum ve Fox Business’teki Larry Kudlow röportajında açıkladı.
Ancak; hangi yetkiyle, hangi teknik yöntemlerle, hangi hukuki süreç güvencesi kapsamında bu varlıkları ele geçirdiklerini söylemedi.
Ele geçirilen cüzdanların; İran devletine mi, İran devrim muhafızlarına mı, İranlı gerçek veya tüzel kişilere mi, İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi ve kuruluşlara mı ait olduğu konusunda da bir açıklama yapmadı.
Soğuk cüzdanların fiziksel konumu yoktur
En yetkili ağızın bu sözleri devletlerin egemenliği ve insan hakları bakımından açışkan etki oluşturmuştur. Sert güç, yumuşak güç, akıllı güç derken, dijital gücün de hukuken çerçevelenmesinin gerekliliği kendiliğinden görünür hale gelmiştir.
Uluslararası hukukun temel prensibi, devletlerin egemenlik yetkilerini kendi ülke sınırları içinde kullanmasıdır. Kripto varlıklar ise bu temel prensibi zorlamaktadır. Çünkü; soğuk cüzdanların fiziksel konumu yoktur.
Devlet bağışıklığı ilkesi kapsamında bir devlet başka bir devletin malvarlığına el koyamaz. Ancak; bu cüzdanlar İran devletinin cüzdanıysa; ABD-İran Sert Güç Uygulaması ve Diplomasi Müzakereleri süreci iç içe yaşanırken doğrudan egemenlik konusunda kritik bir eşiğin daha aşıldığını söylemek mümkündür.
Bu nedenle asıl mesele; ABD'nin bir milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir.
Cüzdanların İranlı gerçek veya tüzel kişilere veya İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi veya kuruluşlara ait olması durumu üzerinden değerlendirme yapıldığında birkaç ihtimal vardır.
Bu ihtimallerin her birinin hukuki sonuçları da birbirinden farklıdır.
Birinci ihtimal, varlıkların ABD yargı yetkisi içindeki merkezi bir borsa veya saklama kuruluşunda tutuluyor olmasıdır. Böyle bir durumda ABD mahkemeleri veya yaptırım otoriteleri tarafından verilen kararlarla hesaplar dondurulabilir, transferler engellenebilir veya varlıklar devlet kontrolüne geçirilebilir. Bu senaryoda egemenlik tartışması nispeten zayıftır. Çünkü devlet kendi yetki alanı içindeki kurumlara emir vermektedir.
Yine; ABD'nin uzun yıllardır uyguladığı başkanlık kararnameleriyle uyguladığı ülke dışı yaptırım rejimleri de olası bir dayanak olarak karşımıza çıkabilir. Bu yaklaşımda ABD, kendi ulusal güvenliğini veya finansal sistemini etkilediğini düşündüğü faaliyetlere karşı ülke sınırları dışında da yetki kullandığını ifade etmektedir.
İkinci ihtimal, varlıkların Tether veya USDC benzeri merkezi ihraççılar tarafından çıkarılan stablecoinler’den oluşmasıdır. Bu durumda ihraççı şirketler belirli blokzincir adreslerini kara listeye alabilir, varlıkları kullanılamaz hale getirebilir veya yeni token ihracı yoluyla fiili kontrol sağlayabilir. Burada devlet doğrudan cüzdana değil, sistemin merkezindeki özel şirkete müdahale etmektedir. Yine egemenlik tartışması nispeten zayıftır.
Üçüncü ihtimal, özel anahtarların bir operasyon sonucunda ele geçirilmesidir. Eğer Bakan'ın "cüzdanları kaptık" ifadesi gerçek anlamda kullanıldıysa, özel anahtarların ele geçirilmiş olması ihtimalini gündeme getirir. Böyle bir durumda mesele yaptırım hukukunun ötesine geçerek siber operasyonlar hukukuna yaklaşır. Çünkü artık devlet, bir finansal kuruma emir vermemekte, doğrudan dijital varlığın kontrolünü devralmaktadır.
Dördüncü ihtimal ise blokzincir altyapısına veya cüzdan sağlayıcılarına yönelik gizli servis faaliyeti veya istihbarat operasyonudur. Eğer ABD istihbarat kurumları veya kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen bir teknik müdahale söz konusuysa, olay yalnızca malvarlığına el koyma işlemi olmaktan çıkar; devletlerin siber uzaydaki faaliyetlerinin hukuki sınırları tartışmasının parçası haline gelir.
En tartışmalı ihtimal ise; ABD'nin herhangi bir ülkesel bağlantı olmaksızın veya meşru yetkisi olmaksızın, yalnızca teknik kapasitesine dayanarak yabancı kişilere veya yabancı devletlere ait dijital varlıklara erişmiş olması ihtimalidir. Böyle bir durumda; ilk kez bir teknik yöntem fiili güç olarak kullanılmış, dijital egemenlik fiilen ihlal edilmiş olur.
Uluslararası hukukta henüz kuralları tanımlanmayan bu alan, gelecekte devletler arasında yeni egemenlik tartışmalarının merkezine yerleşebilir. 21’nci yüzyıl egemenlik anlayışı eşiklerinden birinin daha fiili uygulamayla aşılmasını gündeme getirir.
Kripto varlıklara fiili teknik güç uygulamak suretiyle oluşturulan fiili egemenliğin ilk örneği en yetkin ağızlardan ifade edilmiş olmakla, tüm devletlerin kendi egemenlik anlayışlarını ve egemenliklerinin geleceğini gözden geçirerek, dijital egemenliklerinin geleceğini bugünden güncellemelerini zorunlu hale getirir.
Türkiye bakımından; kripto varlık hizmet sağlayıcıları, saklama kuruluşları ve borsalar yakın dönemde kapsamlı düzenlemelere tabi tutuldu.
Ancak; ABD’nin “Cüzdan Kapma” modeli yaygınlaşırsa, kripto paraların merkeziyetsizlik iddiasının hukuki sınırları ve bu sınırların dijital fiili güç uygulayarak aşılması durumunda; hem egemenlik hem insan hakları bakımından oluşacak sorunların masaya yatırılmasının zamanının geldiğini söylemek mümkündür.
Hadi hayırlısı...