Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor. Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran, alternatif ödeme sistemleri geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı ve finansal aracı ağları kullandı. Trump yönetimi bu sistemi sökmek istiyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi İran’a karşı şimdiye kadar görülmemiş ölçekte bir ekonomik kuşatma başlattı.
Washington’un söylemi açık: İran’ın para kaynakları kesilecek, petrol gelirleri hedef alınacak, İran’la ticaret yapan ülkeler baskı altına alınacak ve Tahran’ın nefes almasını sağlayan finansal kanallar kapatılacak.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in sözleri de bu politikanın sınırlarını "İran’a finansal can simidi sağlayan herkes, İran’la birlikte izolasyonun bedelini ödeyecek" mesajıyla ortaya koydu.
Başkan Trump ise işi bir adım daha ileri götürerek, “İran’ı tamamen izole edeceğiz, bütün ticaretini bitireceğiz” açıklaması yaptı.
ABD, Kasım'daki ara seçimler yaklaşırken, İran meselesinde hızlı bir sonuç almaya çalışırken, sorulması gereken asıl soru şu:
ABD, İran’ı boğmaya çalışırken kendisini İran’ın etrafındaki ülkelerle ne kadar büyük bir ekonomik ve siyasi çatışmanın içine sokacak?
İran'ın kurduğu güçlü ekonomik ağ Washington'u zorlayacak
İran'ın dış ticaret haritasına bakıldığında, on yıllardır devam eden yaptırım uygulamalarına rağmen ABD'nin şimdiye kadar istediği sonucu alamadığı açık:
İran’ın ithalatında Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 31 ile birinci, Çin yüzde 27 ile ikinci, Türkiye ise yaklaşık yüzde 10 ile üçüncü sırada. Bu ülkelerin ardından Hindistan, Almanya, Rusya ve İsviçre geliyor.
Yani Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor.
Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran şimdiye kadar pek çok alternatif ödeme sistemi geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı, finansal aracı ağları kullandı. İran ekonomisi bütün bu yıllarda ciddi darbeler aldı ama tamamen çökmedi.
Şimdi Trump yönetimi bu sistemi kökünden sökmek istiyor. Bunun için de sadece Tahran’a değil, Dubai’ye, Pekin’e, Ankara’ya ve İran'la ekonomik ilişki kuran diğer merkezlere bakıyor.
Yeni yaptırımlar da işe yaramazsa...
Washington'un İran'ı ekonomik olarak boğmak için attığı son adımların da beklenen etkiyi vermeme ihtimali büyük:
Wall Street Journal’ın Dubai’den aktardığı görüntüler, yaptırım politikasının neden sanıldığı kadar kolay işlemediğini gösteriyor.
ABD, İran’ın finansal damarlarını kesmeye çalışırken, Dubai’de İran bağlantılı bankacılık faaliyetleri hâlâ sürüyor. Bank Melli’nin Deira’daki şubesi açık. Çalışanlar hizmet vermeye devam ediyor. İranlı müşteriler bankaya gidiyor.
İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında doğrudan uçuşların bir bölümü devam ediyor. Daha önce iptal edilen bazı İranlıların vizeleri yeniden aktive edilmiş durumda.
Kısacası Washington’un masada çizdiği harita ile Dubai sokaklarındaki gerçeklik aynı değil.
İran ile Körfez ekonomileri birbirine sanıldığından çok daha fazla bağlı. Bu ilişkinin bir tarafını bir gecede kesmek, diğer taraf için de maliyet yaratıyor.
Asıl "duvar" Çin
Üstelik İran’ın önündeki en önemli ekonomik çıkış kapısı Dubai değil, Çin.
İran petrolünün çok büyük bölümü Çin’e gittiği için, ABD'nin yeni yaptırım paketinin gerçek hedeflerinden biri de Pekin.
Washington bir yandan İran’ın petrol gelirlerini kesmeye çalışırken diğer yandan Çin’e “İran petrolünü alırsan sen de bedel ödersin” mesajı veriyor.
Washington, Pekin'e ABD’nin İran yaptırımlarına uymadığı takdirde Amerikan finans sistemine erişimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapsa da, bunun Çin üzerinde fazla bir etkisi olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü Pekin de yıllardır bunun hazırlığını yapıyor.
Çin, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı kendi hukuki savunma mekanizmalarını geliştirdi ve ortaya çok ilginç bir tablo çıktı:
Washington'un yaptırımlarına uyacak olan bankalar, Çin'in yürürlüğe soktuğu ceza içeren kanunlarla karşı karşıya kalıyor. Bankalar açısından iki tarafa birden aynı anda uymak neredeyse imkânsız. Dolayısıyla ABD yaptırımları sadece Birleşik Arap Emirlikleri'ni ve Çin'i değil, küresel şirketleri, bankaları ve ticaret ağlarını hedefliyor, "taraf seçmelerini" gerektiriyor.
Denizlere taşan yaptırımlar
ABD yönetimi İran'ı sadece finansal ağlar üzerinden değil, deniz ticaretinde de vurmak için harekete geçmiş durumda.
Bloomberg’in aktardığına göre ABD, Houston’daki federal mahkemeyi kullanarak İran bağlantılı tankerlere ve yüklerine el koyabilmek için yeni bir hukuki mekanizma hazırlıyor. Eğer hayata geçerse, ABD'nin kullanacağı bu yeni yöntem uluslararası deniz ticaret hukuku tarafından güvence altına alınmış seyrüsefer özgürlüğü ve açık deniz rejimini vuracak.
İşte burada çok daha tehlikeli bir eşik ortaya çıkıyor:
Dünyaya onlarca yıldır “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatan Washington, kendi yaptırım rejimini denizlerin hukukundan üstün görmeye başlarsa ne olacak?
Türkiye'nin durumu giderek zorlaşıyor
Türkiye'nin sınır komşusu İran'la enerjiden sınır ticaretine, ulaştırmadan lojistiğe, hatta bankacılığa kadar çok karmaşık ve ciddi ekonomik ilişkileri mevcut. Dolayısıyla ABD'nin yürürlüğe koyduğu son yaptırımların en zor duruma soktuğu ülkelerden birinin de Türkiye olması mümkün.
Üstelik ABD'nin yaptırımları sadece İran'la sınırlı da değil:
Washington yönetimi, Avrupa ile birlikte Rusya'yı da Ukrayna meselesinde sıkıştırmak için elindeki tüm ekonomik kartları masaya sürmüş durumda. Türkiye ise bu iki yaptırım dosyasının tam ortasında yer alıyor. Türkiye açısından mesele, aynı anda hem Batı sisteminin içinde kalıp hem de komşularıyla ekonomik ilişkilerini koruyabilmek olarak öne çıkıyor.
Türkiye şimdiye kadar hem Rusya hem de İran yaptırımları konusunda bir denge politikası yürütmeyi başardı. Bir yandan Washington yönetiminden aldığı "tavizlerle" yaptırım rejimlerinin doğrudan parçası olmadı, diğer yandan Batı ile ekonomik ilişkilerini koruyabildi.
Ancak şimdi Trump yönetiminin İran konusundaki yeni baskı politikası, Türkiye açısından eski "tavizleri" imkânsız hâle getirecek gibi.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin dış politika sınavı, belki de diplomatik masalardan çok bankalarda, limanlarda, enerji şirketlerinde ve tanker rotalarında verilecek.
Dolayısıyla Türkiye açısından da en kritik konu, yaptırımlara nasıl cevap verileceğinden çok, yaptırımların dışında kalan ekonomik alanın nasıl korunacağı olacak.
Türkiye'nin denge arayışı: Bişkek'te Putin-Erdoğan görüşmesi
Bişkek'te bu hafta gerçekleştirilecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirve toplantısı ABD'nin hem Tahran'a hem de Moskova'ya baskıyı artırdığı dönemde Türkiye'nin "denge arayışı" açısından kritik önemde.
Zirvenin en dikkat çekici görüşmelerinden biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleşecek. Görüşme bir yandan Türkiye’nin Moskova ile siyasi diyaloğu sürdürme iradesini ortaya koyarken, diğer yandan Ankara’nın yaptırım baskısına rağmen Rusya ile ekonomik ilişkilerini korumaya çalışacağının da işareti olacak. Yani Ankara, "çok taraflılık" tercihini bir kez daha sergileyecek.
Washington’un yaptırım politikası giderek “Biz yaptırım uyguluyoruz, siz de uyun” noktasından “Bizim yaptırımımıza uymayan da bedel öder” aşamasına geçerken, Türkiye'nin bu "çok taraflılık" tercihini koruyup koruyamayacağını ise zaman gösterecek...
