Prof. Dr. FEVZİ YILMAZ - Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Hasan Mandal (İTÜ Rektörü), Birlik Vakfı’nda küresel güçlükler: Bilim, teknoloji, inovasyon ve üniversiteler başlığı altında konuşma yaptı (04.04.2026). Küresel güçlükler başlığı tabii ki çok anlamlı. Bugün uluslararası sistem çökmüştür, küresel ve bölgesel boyutta önemli problemler yaşanmaktadır, BM’nin hareketsizliği ve DTÖ’nün felçli hali meydandadır, uluslararası ilişkilerde hukukun gücü yerine güçlünün hukuku egemen olmuştur. Dünyamızda son birkaç yıldır küresel güçlükler belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır ve bunu karar vericiler muhtelif şekillerde adlandırmaktadır. Örneğin Kanada Başbakanı Mark Carney, dünyadaki sisli ve puslu hale Değişken Geometri Çağı sıfatı koymuştur. Bu, pragmatik, ülkeleri rijit ve geleneksel işbirliklerinden uzaklaştırarak küçük konu-esaslı işbirliklerine götüren tartışmalı küresel düzenin yeni ülkelerarası ilişkiler stratejisidir. Bugün, eşitsizliğin egemen olduğu, yerel değerlerin çoğu zaman küresel değerlerin önüne geçtiği ve teknoloji oligarklarının güç kazandığı kontrol edilemeyen bir krizli dünya düzeni, daha doğrusu düzensizliği yaşanmaktadır.
Hasan Mandal Hoca, konuşmasında Dünya Ekonomi Formunun (WEF) 2026 Raporunu refer ederek gelecek iki yıl ve on yıl içindeki küresel riskleri gündeme getirdi ve dünyanın gerçekten karmaşık bir ortamda olduğunu ortaya koydu. Önümüzdeki iki yılda küresel çapta en yüksek yıkıcı etkiye sahip olduğu düşünülen riskler:
1- Jeoekonomik çatışmalar,
2- Yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon,
3- Toplumsal kutuplaşma,
4- Aşırı hava olayları (deprem, sel, yangın, sıcak hava dalgaları, fırtınalar, soğuk hava kütlesi vb.)
5- Devletler arası silahlı çatışma,
6- Siber güvensizlik,
7- Eşitsizlik,
8- İnsan hakları ve/veya özgürlüklerin aşınması,
9- Çevre kirliliği,
10- Zorunlu göç veya yerinden edilme.
Yukarıda verilen tablo on yıllık periyoddaki risklerle karşılaştırıldığında önemli ayrışmalar ve farklılıklar olduğunu hemen görürüz. On yıllık periyotta aşırı hava olayları birinci sırayı alırken, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve ekosistem çöküşü ikinci sıraya, yer sisteminde kritik değişikler üçüncü sıraya, yapay zekanın olumsuz sonuçları altı ve doğal kaynak kıtlığı yedinci sırada yer alır. Bunları takiben burada 2 yıllık risk listesi tekrarlanır.
Dünya çapındaki sera gazı salımlarının birikimli toplamına dayalı olarak 2025 yılı en sıcak yılların arasında kayıtlarda yerini almış ve son üç yılın ortalaması ilk kez 1,5 °C artış düzeyini geçmiştir. Bu, aşırı hava olaylarına verilecek en ikna edici örnektir. Küresel ölçekte +1,50, one point five diye anılmakta ve protesto eylemleri yapılmaktadır. Bu, 2050 hedefi idi ve maalesef bu hedef 25 yıl önce bugünlerde aşılmış olup çok rahatsız edicidir.
Değerli Rektörümüze göre gelecek on yılda küresel risklerin azaltılmasında aşağıda verilen tematik alanlar için beklentiler yüksektir ve bu alanlarda Ar-Ge odaklı çalışmalar ivmelenecektir:
1- Bulaşıcı hastalıklar,
2- Öncü teknolojilerin riskleri
3- Aşırı hava olayları
4- Doğal afetler.
Dördüncü Sanayi Devrimi’nden beşinci Sanayi Devrimi’ne geçişte insan merkezlilik-siber-fiziksel-bilişsel içiçelik görülecektir, bilginin aktarım şekli değişecektir, yeşil ve dijital ikili dönüşüm önem kazanacaktır, öncül teknolojiler ve teknolojinin çift yönlü kullanımı öne çıkacaktır. Sanayi devrimlerinin zaman içerisindeki karmaşıklığı artışta olup sürdürülebilir sistemler, insan odaklı sistemler ve dirençli sistemler ilk kez 5. Sanayi Devrimi kapsamında yer almaktadır (2020+). Özellikle yapay zekanın teknoloji diye anılması onun sosyal yönünü bize unutturmamalıdır. Füzyon teknolojileri, kuantum teknolojileri, bulut bilişim ve büyük dil modeli gibi başlıklar Yapay Zeka Odaklı Teknolojiler olarak gündemimizi oluşturacaktır.
Yeşil ve dijital ikili dönüşüm ekosistemlerinde, özellikle sanayi, enerji, tarım, gıda ve mobilite gibi alanlar sosyo-teknik dönüşümler ile öne çıkacaktır. Son 20 yılda çok büyük gelişme gösteren ve önümüzdeki dönemde hızla gelişmeye devam etmesi öngörülen yükselen ve öncül teknolojilere yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri, blok zincir, 5G ve üstü, üç boyutlu yazıcılar, robotik drone teknolojileri, gen teknolojileri, nanoteknolojiler, yoğunlaştırılmış güneş enerjisi, PV, bioteknoloji, yakıtlar (biyogaz, biyokütle), rüzgâr enerjisi, yeşil enerji, elektrikli ve otonom araçlar örnek verilebilir. Öncül teknolojilerin olumsuz sonuçları gibi riskler birden fazla diğer küresel riskler ile (sağlık koşullarında azalma ve eşitsizlik gibi) bağlantılı olup çözüm arayışları geniş kapsamlıdır. Konuşmada, bu konularda 2020 piyasa değeri olan 1,5 trilyon $’ın, 2030’da 9,5 trilyon $’a erişeceği ifade edilmiştir. Bu parasal değerin yarısının nesnelerin interneti teknolojilerince kapsanacağı öngörülmektedir. Sürdürülebilir dönüşüm ve karmaşık sorunlara çözüm bulma sosyal ve beşeri bilimler ile yapay zeka alanlarının yakınsanmasını gerektirmektedir. Yapay zekada etik uyumsuzluk problemi, enerjide önemli adımların atılması gereği özellikle vurgulanmıştır.
Ar-Ge planlı, uzun süreli ve yüksek bütçeli bir eylem iken, yenilik (inovasyon) geniş anlamda buluşun ticarileşmesidir. Ar-Ge ve Yenilik Süreçlerinde de bir evrilme ve dönüşüm vardır. Üniversite, sanayi, kamu ve toplum yenilik sisteminin dört temel bileşenidir. Bu bileşenlerin arasında çok katmanlı, dinamik, çift yönlü etkileşimler ile küresel güçlüklere çözüm üretilebilir. Sn. Mandal, Ar-Ge ve yenilik süreçlerindeki dönüşümleri aşağıdaki gibi vermiştir:
Doğrusal yenilikten → Geri beslemeli yeniliğe,
Kapalı yenilikten → Açık yeniliğe,
Teknoloji odaklı yenilikten → Sistemik güçlük içeren yeniliğe,
Bireysel yenilikten → İşbirliği ve disiplinlerarası yeniliğe,
Kendiliğinden gelişen yenilikten → Sistematik yeniliğe,
Bilgi değişimi odaklı yenilikten → Birlikte geliştirme odaklı yeniliğe,
Yenilik projelerinden → Ortak yenilik kültürüne dönüşüm.
Türkiye, Küresel Yenilik İndeksinde son 11 yılda 31 basamak atlamış ve sıralamada 39’a yükselmiştir. Bu nasıl olmuştur? Güçlüklerin zirve yaptığı bir coğrafyada kendi teknolojimizi ve normlarımızı geliştirmek mecburiyetindeyiz, hırs ve ısrarla. Adeta varoluşsal bir zorunluluk içindeyiz. Savunma sanayiimizde görülen göz yaşartıcı başarı hepimizi gururlandırmaktadır. Otomotivden, 5G internet teknolojisine kadar hemen her sektörde yaşanan atılımlar ve yerli/milli hamleler ötelere taşınmalıdır. İnsan kaynağımız, potansiyelimiz, ve bu asrın ilk çeyreğinde ülke olarak eriştiğimiz sayısal değerler umut vermektedir:
a- 200'ün üzerinde üniversitemiz (81 ilin tamamında).
b- 23 araştırma üniversitesi ve 11 teknik üniversite.
c- 58 şehirde toplam 1363 Ar-Ge merkezi ve 342 tasarım merkezi.
d- TÜBİTAK destekli 7 bilim merkezi ve üniversitelerde çok sayıda uygulama/araştırma merkezi.
e- YÖK’e göre 38 bini araştırma görevlisi olmak üzere toplamda 185 bini aşkın akademisyen.
f- 1 milyon kişiye düşen araştırmacı sayımız yaklaşık 2.455 civarında.
g- Ar-Ge harcamalarının GSYH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) içindeki payı, %1,46 (%64,8’i şirketler).
Küresel Güçlükler Toplantısına ev sahipliği yaparak bizi Prof. Dr. Hasan Mandal’la buluşturan Birlik Vakfı yöneticilerine teşekkür ederiz. Toplantı çok yararlıydı ve ufuk açıcıydı.