YENER KARADENİZ
Hazır giyim sektöründe son yıllarda artan maliyet baskısı, pazar kaybı ve istihdam daralmasına çözüm arayan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) geliştirdiği “Suriye Sınır Üretim Havzası” projesi kamu nezdinde somut karşılık bulmaya başladı. Geçtiğimiz yıl ilgili bakanlıklara sunulan çalışmanın ardından Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı projeye olumlu yaklaşarak değerlendirme sürecini başlattı. Bu kapsamda bakanlıklar, TGSD’den ayrıntılı görüş ve ek çalışma talep ederken, dernek de hazırladığı kapsamlı raporu ilgili birimlere iletti.
TGSD Başkanı Toygar Narbay, özellikle Ticaret Bakanlığı’nın konuyu sahiplenerek diğer ilgili bakanlıklarla ortak çalışma zemini oluşturmasının hazır giyim ve tekstil sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, sürecin sektör adına umut verici olduğunu vurguladı.
Narbay, tüm adımların planlandığı şekilde ilerlemesi halinde projenin 4-5 yıl içinde hayata geçirilebileceğini ifade etti. Projeye göre 99 yıllığına kiralanacak sınır üretim havzasının toplam alanı 15 milyon metrekare, kapalı alanı ise 7,5 milyon metrekare olacak. Proje ile orta vadede 250 bin kişilik istihdam yaratılması ve yıllık 5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.

Sektör alarm veriyor!
TGSD’nin bakanlıklara da iletilen raporunda yer alan verilere göre Türk hazır giyim ve tekstil sektörü halen Türkiye ekonomisinin stratejik taşıyıcı kolonlarından biri konumunda bulunuyor. Sektörün toplam ihracatı 26,2 milyar dolara ulaşırken, doğrudan istihdamı 846 bin kişi seviyesinde. Toplam üretim gücü yaklaşık 45 milyar dolar, dış ticaret fazlası ise 14 milyar dolar düzeyinde hesaplanıyor. Ancak son üç yılda tablo hızla bozuldu. Hazır giyim ihracatı 2022’den bu yana 21,2 milyar dolardan 16,8 milyar dolara gerilerken, ithalat 2,7 milyar dolardan 5 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde 376 bin 705 kişilik istihdam kaybı yaşandı, 9 bin 936 şirket kapandı. TGSD’ye göre sektörün vergi öncesi kârlılığı da yüzde 10,5’ten eksi yüzde 1,5’e indi. Raporda bu bozulmanın temel nedeni olarak maliyet makası gösterildi. 2022- 2025 döneminde enflasyon yüzde 216, asgari ücret yüzde 351, politika faizi yüzde 241 artarken, döviz kurundaki artış yüzde 144 ile sınırlı kaldı. Böylece üreticinin dolar bazlı maliyeti yükselirken fiyatlama gücü zayıfladı.
İki politikadan oluşuyor
TGSD’nin hazırladığı yol haritası iki ana eksenden oluşuyor. İlk eksen rekabetçi Üretim patikası olarak tanımlanıyor. Bu bölümde hem Türkiye içindeki üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hem de sınır ötesi üretim havzalarıyla maliyet avantajı sağlanması hedefleniyor. İkinci eksen ise markalaşma patikasından oluşuyor. Bu başlık altında sektörün fiyat rekabetinden çıkıp tasarım, marka ve perakende zinciriyle daha yüksek katma değer üretmesi amaçlanıyor. Yol haritasında zamanlama da üç aşamada planlandı: 2026-2028 stabilizasyon, 2028-2034 dönüşüm ve yeniden konumlanma ve 2034-2040 Türkiye markası vizyonu…
Her segmente ayrı üretim coğrafyası
Raporda sektörün küresel pazarda dört ana segmentte değerlendirildiği belirtiliyor: lüks, premium, değer ve ekonomi. Buna göre lüks ve premium üretimin Türkiye’de kalması, değer segmentinin 5. ve 6. bölgelere yönelik yeni teşviklerle korunması, ekonomi segmentinin ise sınır üretim havzası modeliyle yeniden Türk üretim ekosistemine kazandırılması planlanıyor. TGSD’ye göre Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği en büyük alan, yüksek hacimli ekonomi segmenti oldu. Bugün değer segmentinde de benzer kayıp riski bulunuyor. Yeni modelle Türkiye, küresel alıcılara tüm segmentlerde farklı maliyet ve hizmet seçenekleri sunabilen entegre bir tedarik merkezi haline gelebilecek.
Neden Suriye sınırı seçildi?
Projede en dikkat çekici ve bakanlıklar nezdinde de karşılık bulan başlığı “Suriye Sınır Üretim Havzası” başlığı… TGSD, Türkiye içindeki maliyet yapısının ekonomi segmentinin gerektirdiği işçilik maliyetlerini karşılamaya artık izin vermediğini savunuyor. Buna karşılık Türkiye sınırına bitişik özel bir üretim bölgesiyle hem düşük maliyetli üretim hem de Türk sanayisinin lojistik, tedarik ve yönetim avantajlarının korunması hedefleniyor. Raporda, Mısır gibi alternatif ülkelerde yatırım yapan firmaların kalite, denetim ve siyasi riskler nedeniyle çekinceleri bulunduğu belirtilirken, önerilen modelde Türkiye garantörlüğü, 99 yıllık arazi kiralama sistemi ve Türk yönetişimi sayesinde daha güvenli bir yapı oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Projeye göre sınır üretim havzasının toplam alanı 15 milyon metrekare, kapalı alanı ise 7,5 milyon metrekare olacak. Orta vadede 250 bin kişilik istihdam yaratılması ve yıllık 5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşılması hedefleniyor. Bölgenin Tel Abyad-Resulayn-Kamışlı hattında, Türkiye sınırına paralel şekilde planlandığı belirtiliyor. Altyapı yatırımlarının yaklaşık 4 milyar dolarlık finansmanla Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve kalkınma bankaları tarafından desteklenmesi; makine ihtiyacının ise sektörde atıl duran 5 milyar dolarlık makine parkından karşılanması öngörülüyor.
Bakanlıkta kritik başlıklar var
TGSD raporunda projenin hayata geçmesi için diplomatik, hukuki ve finansal başlıklarda koordineli adımlar atılması gerektiği de vurgulanıyor. Bunlar arasında Suriye yönetimiyle arazi ve statü görüşmeleri, yönetişim modelinin oluşturulması, uluslararası finans kuruluşlarıyla fonlama görüşmeleri ve makine transferi için teşvik mekanizmasının hazırlanması yer alıyor. TGSD’ye göre bu model yalnızca sektörün değil, Türkiye’nin sanayi ve ihracat geleceğini de doğrudan ilgilendiriyor.
"İSTEDİĞİMİZ, TÜRK YÖNETİŞİMİNDE İŞLEYECEK GÜVENLİ BİR YAPI KURULMASI"
TGSD Başkanı Toygar Narbay, hazırladıkları strateji raporunun kamu tarafında karşılık bulmaya başlamasının sektör açısından kritik bir gelişme olduğunu söyledi. Narbay, Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar’a yapılan sunumun ardından sürecin hızlandığını belirterek, “İlk kez bir sivil toplum örgütünden bu kadar kapsamlı bir strateji haritası gördüğünü ifade etti. Tüm bakanlıklarla birlikte çalışılacağını söyledi. Bu yaklaşım bizim için önemliydi” dedi. Bakanlıkların projeyi anlamaya ve olasılıkları değerlendirmeye başladığını kaydeden Narbay, henüz nihai bir karar alınmadığını ancak sürecin ilerlediğini vurguladı. Narbay, “Bugün başlamazsanız, başladığınız noktadan itibaren yine 5 yıl geçecek. Bu nedenle asıl önemli olan, böyle bir ihtiyacın kabul edilmesi ve sürecin başlamasıdır. Bu aşamayı geçmiş olmak değerli” diye konuştu. Sınır üretim havzası modelinin klasik yurt dışı yatırım anlayışından farklı olduğuna dikkat çeken Narbay, hedefl erinin sadece başka bir ülkede fabrika kurmak olmadığını söyledi. Narbay, “Bizim istediğimiz, 99 yıllığına kiralanmış, Türk yönetişiminde işleyecek güvenli bir yapı kurulması. Böylece hem üretim maliyetlerinde rekabetçi olacağız hem de Türkiye ile sanayi bağını koparmayacağız” ifadelerini kullandı. Türkiye’de yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, yüksek katma değerli üretimin de korunması gerektiğini belirten Narbay, “Eğer sektör butikleşir, tekstil ve yan sanayi çökerse, yarın katma değerli üretimi de yapamaz hale geliriz. Altyapıyı kaybedersek üst yapıyı kuramayız” değerlendirmesinde bulundu. Narbay, modelin yalnızca üretimi değil, hizmet ihracatını ve nitelikli istihdamı da büyüteceğini vurgulayarak, “Bu yapı; laboratuvar, lojistik, danışmanlık, tasarım ve yönetim hizmetlerini de Türkiye’de büyütecek. Beyaz, gri ve gümüş yaka istihdamı artacak. Üniversiteli işsizliğine de katkı sunacak yeni bir alan açılacak” diye konuştu.