HİLMİ GÜVENAL - İş insanı-Yazar
FIFA hem yargılıyor hem satıyor, ikisi de tek bir bünyede, tek bir başkanın altında. Bir kural ile bir fatura çeliştiğinde, ikisini de aynı el imzalıyor, genelde fatura kazanıyor. Ortada kanunsuzluk yok. Mahkeme de var, kural da. Ama mahkeme de onun, gişe de.
Dünya Kupası'nda ABD-Bosna-Hersek maçında Santa Clara’da, temmuzun ilk günü, Amerikalı forvet Folarin Balogun bir Bosnalının ayak bileğine bastı. Hakem devam işareti yaptı.
Sonra VAR odası hakemi geri çağırdı. Sahadaki hakem Brezilyalı Raphael Claus tekrarı izledi, bileğin ters büküldüğünü gördü, Balogun’u attı. Kırmızı kart, otomatik bir maç cezası demektir. Balogun, bir sonraki maç olan Belçika maçını kaçıracaktı.
Ancak Balogun, Belçika maçında oynadı.
Oynadı, çünkü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, FIFA Başkanı’nı arayıp kararın yeniden gözden geçirilmesini istemiş. FIFA’da geçirmiş. Hakemin kararını bozmamış. Hani hakem kararları kesinmiş, dokunulmazmış ya. Onun yerine kendi disiplin talimatının 27. Maddesine sarılmış. O madde, FIFA’nın yargıçlarına işine gelmeyen bir cezayı askıya alma yetkisi tanıyor. Cezayı da askıya almışlar.
Kart kayıtta kaldı. Cezası rafa kaldırıldı. Balogun sahaya çıktı, elinden bir şey gelmedi, Amerika 4-1 kaybetti.
FIFA, icat etmediği kıtlığı satıyor
Avrupa ayağa kalktı. Avrupa futbolunun çatı örgütü UEFA’nın herkesin diline doladığı bir cümlesi var. “Kuralların bekçileri onları güvence altına almayı bıraktığında, oyunun kendisi tehlikeye girer.” Güzel laf. Ama çoktan yıkılmış bir duvarı var sayıyor.
FIFA tek bir şey satıyor, hem de icat etmediği bir kıtlığı. Dünyadaki her yayıncının almak zorunda olduğu tek turnuva bu. 1930’dan beri dört yılda bir oynanıyor, kapısında da tek bir “gişe” var. O kapıdan bir devrede on üç milyar dolar geçiyor. Bir kısmı, tanesi otuz bin dolara satılan koltuklardan.
FIFA, Zürih’te kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak kayıtlı. Bu sıfat bir kılıf değil. Mekanizmanın ta kendisi. Kâr amacı gütmeyen bir kurumun hissedarı olmaz. Artan paranın üstünde yasal hak iddia edecek kimse de olmaz. O yüzden para, kurumun siyaseti nereyi işaret ediyorsa oraya akar. FIFA’nın siyaseti de üyeleri işaret ediyor.
Sonra FIFA, sıradan bir federasyonun asla ihtiyaç duymayacağı şeyi yapıyor. Kendi üyelerine para gönderiyor. İki yüz on bir ulusal federasyon. Birleşmiş Milletler’in üye devlet sayısından fazla. Her biri, FIFA Forward denen bir program üzerinden, bir devrede 8 milyon dolara kadar alabiliyor.
Şimdi döngüyü kapatalım. Her federasyonun bir oyu var, o oyla başkanı seçiyor, başkan da ödemenin miktarını belirliyor. Başkan Gianni Infantino 2016’da “artıracağım” diyerek kazandı, sözünü tutup artırdı, 2031’e doğru rakipsiz gidiyor. İki yüz on bir oy. Ama parayı veren el, oyu veren elin hep üstünde kalıyor. “Veren el alan elden üstündür” derler ya, işte tam o. Burada üyeler yönetimi seçmiyor. Yönetim üyeleri besleyip elinde tutuyor.
Bu, 2015’in yolsuzluğu değil. Zürih’teki o otel baskını, lobiden götürülen yedi yönetici, yayın hakları için ödenen yüz elli milyon dolarlık rüşvet. O iş yasadışı, yasadışı işlerin de hesabı sorulur. Yerine geçen şey yasal. Zor olan da bu zaten. Döngü bir suç değil. Tasarımın ta kendisi, tıkır tıkır işleyen hâli.
Kafamızda tarafsız ve kalıcı bir futbol yüksek mahkemesi kurduk
100 yıla yakın bir süre biz bu mahkemeyi bağımsız sandık. FIFA’nın “oyunun kuralları”ndan söz ettik, hem de gerçek anlamıyla. Komitelerine mahkeme, kararlarına içtihat dedik. Kafamızda, paranın üstünde bir yerde salınan, tarafsız ve kalıcı bir futbol yüksek mahkemesi kurduk.
Mahkeme gerçek. Yanlışımız orada değil. Yanlışımız “üstünde” kelimesinde.
FIFA hem yargılıyor hem satıyor, ikisi de tek bir bünyede, tek bir başkanın altında. Bir kural ile bir fatura çeliştiğinde, ikisini de aynı el imzalıyor, genelde fatura kazanıyor. Ortada kanunsuzluk yok. Mahkeme de var, kural da. Ama mahkeme de onun, gişe de.
O telefonu açan adam, Yani Başkan Trump, bir zamanlar bir güzellik yarışmasının, Miss Universe’ün sahibiymiş. Yayıncıları çekip gidince yarışmayı da elden çıkarmış. Bu adam, dünyanın en büyük yarışmasını yöneten adamı arıyor. Benzerlik fazla temiz.
Bir güzellik yarışması, hiç değilse, jürisine para verip sahibini koltukta tutmaz. FIFA modeli bir adım öteye taşımış. Bir de FIFA Barış Ödülü icat edip ilkini Trump’a sunan Infantino, bu inceliği çok iyi biliyor. Kartın kanunla ilgisi yok. O bir içerik. İçerik de müşteri ne isterse ona göre eğilir.
FIFA, bedava aldığı saygıyı ‘oyunun ruhu’ diye satıyor
Türkiye’de, Avrupa’dan ya da dünyadan (UEFA veya FIFA kaynaklı ) gelen bir disiplin kararı günlerce manşette kalır, hiç seçmediğimiz, itiraz edemeyeceğimiz bir mahkemenin hükmü gibi tartışılır. Ona ahlaki bir ağırlık yükleriz. Bir organizatörün ürün kararlarını taş üstüne yazılmış gibi okuruz. Sakın. O kararı bir hâkimin değil, işten çok iyi para kazanan bir organizatörün verdiğini unutma.
O saygı, FIFA’nın satın almak zorunda olmadığı tek “hammadde”. Gerisini hep ödüyor. Oyuncuya, statlara, hakemlere, federasyonlara para veriyor. Saygıyı ise bizden bedava alıyor. Sonra o duyguyu bize “oyunun ruhu” diye geri satıyor, her yayın sözleşmesinin ve her otuz bin dolarlık koltuğun içine yedirerek. Bu işte biz seyirci değiliz. Hammaddeyiz.
Saygımız FIFA’yı meşru kılıyor. Meşruiyet sömürünün önünü açıyor. Değişken fiyatlar, ameliyat parasına koltuklar. Amerikalılar için bütün bir ikinci turnuva icat etmişler. Sömürü ödemeleri besliyor. Ödemeler oyları alıyor. Oylar başkanı yerinde tutuyor. Başkan kuralları şekillendiriyor. Kurallar da, düzenli olarak, saygıyı tazeleyen gösteriyi büyütüyor. Yakıt, o bağlılık. Makinenin bedava aldığı tek girdi de o zaten.
Kuralların hepsini FIFA yazmıyor. Oyunun kuralları IFAB’dan, yani Uluslararası Futbol Birliği Kurulu’ndan geliyor. Sekiz oylu bir kurul. Dördü FIFA’da, dördü de İngiliz federasyonlarında. Yani sakatlanan oyuncunun bir dakika saha dışında bekletilmesi, ağzını kapatana anında kırmızı, bunlar yalnızca reklam masasının işi değil. Ama FIFA’nın tek başına, kendi turnuvası için koyduğu kurallar var. Sayaç işleyen kurallar işte onlar.
En saf örnek, su molası. Oyuncu sağlığı diye geliyor, her devrede üç dakika, üstelik bu yıl havaya bakmadan uygulanıyor. Yani gerekçesi olan sıcaktan sessizce kopuyor. Kopmadığı tek şey yayın. Her yarıyı reklam çeyreklerine bölüyor. Termometreye artık ihtiyaç duymayan bir tehlikeden oyuncuyu koruyormuş gibi yapıp reklam saniyesi basan bir kural, sıcakla değil envanterle ilgilidir. Sıcağın kılığına girmiş bir envanter kuralıdır.
Burada bozulan şey yolsuzluk değil. Trump da bir şey bozmamış. O sadece bir organizatörü, tasarımın güçlüleri davet ettiği biçimde kullanmış. Bozulan şey bir kategori hatası, biz de onu tekrar tekrar yapıyoruz. Hem mahkeme hem gişe olan bir kurumdan sadece mahkeme gibi davranmasını bekliyoruz. Sonra da her dört yılda bir, gişe kazandığında, aldatılmış gibi yapıyoruz.
Bu düzenin en güçlü savunması, parasının temiz olması değil. Parasının adil olması. Doğrusu, savunacak yanı da var. FIFA Forward, hiçbir sponsorun haritada bulamayacağı federasyonlara sekiz milyon dolara kadar para koyuyor. Oyunu en yoksul olduğu yerde besliyor. İki yüz on bir üyenin pastayı paylaşması, oyunun tümüyle Avrupa’nın en zengin beş ligine ait olmasından daha demokratik. Dürüst alternatif de bu zaten. Bu kayırmayı kaldırdığınızda daha temiz bir oyun çıkmaz. Parayı zaten elinde tutanın oyunu çıkar.
Doğru. Ama tuzak da burada. Yoksul bir federasyona saha yapan dolarla, o federasyonun oyunu satın alan dolar aynı dolar. İki ayrı şey değil, tek bir ödeme. Biz yolsuzlukla cömertliği birbirinin zıttı sanırız, rüşvetle hediyeyi karşı karşıya koyarız. Oysa bir kurumun içinde ikisi aynı telden geçebilir. Hediye, rüşvetin kılığına girmiş hâli değil. Yapı olarak tıpatıp aynı transfer. Federasyon ise yalnızca hediyeyi hisseder, oyunu da ona göre verir. Böyle bir gövdenin içinden reform çıkmaz. Reformu oylayacak olanlar, paranın çoktan ulaştığı kişiler. Üstelik o para onlara adil yoldan ulaşıyor. İşin en zekice yanı da bu.
Kuralı da, parayı da, oyları da aynı elde tutan bir kurum, oyunu yargılamayı bırakır, satmaya başlar.
Ucuz bir sağlaması var bunun. FIFA bir kuralı her değiştirdiğinde, o değişikliği bir reklam fiyat listesine satır diye yazın, kaçı çeviriden sağ çıkıyor bakın. Bir yetkili “oyunun ruhu” dediğinde, oyunun kime para kazandırdığını sorun. İsviçre’deki bir hayır kurumu dünyanın altı milyar seyirci için duracağını söylediğinde, bunu bir reyting cümlesi olarak duyun. Kendi turnuvasına “bir ayda yüz dört Super Bowl” diyen adamın ağzından çıkmış bir cümle olarak.
İşte asıl ipucu bu. Telefon değil. Telefon, işin en dürüst kısmı.
Bugün sıfırdan kursak, böyle bir şeyi kurar mıydık? Aklı başında hiçbir kurul bunu bile bile tasarlamaz. Bu yapı, kural kural, hibe hibe, kendiliğinden birikmiş. Ayakta kalmasının sebebi de belli. Onu dağıtabilecek olanlar, tam da onun beslediği insanlar.
Utanç yok olmamış. Faturası, hiç istifini bozmayan birine geçmiş.
O yüzden bu fikrimi değiştireceğim gün, paranın da yüzünün kızardığı gün olacak. Bir Körfez havayolunun ya da bir devlet enerji şirketinin, FIFA’nın bir sonraki utancını sözleşmesine risk olarak yazdığı gün.
O güne kadar yarışma sürer, kurdele sahibini bulur, mahkemeyi bağımsız sanan tek kesim de tribündekiler olur. Seviyoruz bu oyunu.
İpler artık görünüyor ama bir şeyi değiştirmiyor
Size ipler artık görünüyor demek isterdim. Görünüyor da. O kadarı doğru. Ama bir şeyi değiştirdiğini söyleyemem. Çünkü görünürlük FIFA’ya daha önce de pahalıya patlamış, sonra ne yapmış, ona bakın. 2015’te, skandal en yüksek perdedeyken, sponsorlar çekip gitmiş. Sony, Emirates, Castrol, Continental, arka arkaya. Üst düzey sponsor koltuklarının çoğu boş kalmış, FIFA yüzyıl başından beri ilk kez zarar yazmış. Sonra ihtiyacı olan tek dersi almış. Yüzü kızaran sermayeyi bırakıp yüzü kızarmayanına geçmiş. Körfez havayolları, devlet enerji şirketleri, bir manşeti asla sözleşmesine yansıtmayacak alıcılar.
Not: Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/hakim-de-o-gise- de?r=nslov&utm_medium=ios&triedRedirect=true web adresinden ulaşabilirsiniz.