Dünyadaki kamu borçlanma kâğıtlarının neredeyse tamamı, enflasyonu düştükten sonra yüzde 2 civarında kazanç bırakıyor. Alınan risklere göre zayıf kalan bu getiri, devasa birikimleri farklı rotalara itiyor. Söz konusu yönelim, Alphabet (Google) şirketinin son tahvil ihracında da görüldü. 100 milyar dolarlık rekor talep, güvenli ve verimli liman arayışını kanıtlar nitelikteydi. İhraç o kadar başarılıydı ki, Google, borçlanma miktarını 5 milyar dolar yükselterek 20 milyar dolar yaptı. Yanı sıra, İngiliz sterlini cinsinden 100 yıl vadeli bir tahvili borçlanma sepetine ekledi.
Enflasyon korumalı tahvillerin kalkanı da pek güçlü gözükmüyor. ABD’de bu kâğıtların sunduğu yüzde 1,8’lik reel getiri, önümüzdeki 10 yıl boyunca enflasyonun yüzde 2,3 olacağı varsayımına dayanıyor. Bugün yüzde 2,8 olan enflasyonun, artan bütçe açığı nedeniyle yılsonunda daha yüksek olabileceği senaryosunda, yüzde 1,8’lik faiz cazip olmuyor. Küresel sermaye için bu sınırlı marjlar, tatminkâr faizlere sahip gelişmekte olan piyasaları bariz bir seçenek hâline getiriyor.
Düşük faiz sarmalından çıkış arayan fon yöneticileri için Türk borçlanma araçları, portföy kurgusunu sağlamlaştıracak bir bileşendir. Öte yandan, olası bir sermaye akışı, döviz likiditesine ihtiyaç duyan reel sektörümüz için kritik bir finansman koridoru açabilir. Ancak sürecin sürdürülebilirliği, doğrudan makroekonomik öngörülebilirlik ve güven zeminine endekslidir. Dolayısıyla kur politikası bu geniş perspektifle değerlendirilmelidir.