Finansal piyasalarımız geçen yıla müthiş bir iyimserlikle başlamıştı. Faiz indirimlerinin rüzgârını arkasına alan borsa, bir yükseliş dönemine girmişti. Ancak ekonomi dışı gelişmeler piyasaların üzerine bir sis bulutu gibi çöktü. 2026’ya da tahvil ve hisse senedi piyasalarına güçlü girişlerle, bir güven tazeleme arzusuyla başladık.
Uluslararası kuruluşların Türkiye’deki büyük yatırımların finansmanını değerlendirdikleri bir dönemdeyiz. Yanı sıra, Fitch’in kredi görünümümüzü pozitife çevirmesi küresel sermayenin bakışındaki iyileşmenin tescilidir. S&P’nin ve Moody’s’in nisanda ve temmuzda yapacakları değerlendirmelere dair beklentiler, piyasadaki iştahı diri tutuyor. Ancak kritik iki bakanlıktaki değişim piyasalar için yeni bir bilmeceye dönüştü. Ekonomik kararların rasyonel zeminde ilerleyeceği beklentisi, kurumsal değişimlerin yarattığı merakla birleşince soru işaretleri oluşmaya başladı. Yatırımcılar bu gelişmeleri anlamlandırmaya çalışıyorlar.
Piyasalar sadece rakamlardan ve bilançolardan ibaret değildir. Aynı zamanda öngörülebilirliğin ve istikrarın yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde ekonominin doğal akışının etkilenmemesi büyük önem taşımaktadır. Pozitif dış rüzgârlar bizim gibi ülkelere doğru eserken, içerideki mevzular umarım algıyı bozmaz. Zira teknik verilerin sunduğu bu fırsat penceresinin kalıcı bir sermaye girişine dönüşmesi, makroekonomik hedefler ile yönetimsel adımların uyumuna bağlı olacaktır.