Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Türkiye ekonomisi açısından çok önemli. 26 milyondan fazla insan oraya prim ödüyor ve 17 milyondan fazla insan da oradan maaş alıyor. Geçim açısından bundan daha önemli bir kuruluş biliyor musunuz? Devletin diğer bütün kurumlarını topladığınızda bile maaş alan insan sayısı ancak 5 milyon kişi civarında. Yani SGK’dan maaş alanların üçte birinden daha az.
SGK gelecekte daha da önemli ve maalesef daha kırılgan olacak. Eğer teknolojik gelişimin işgücü üzerindeki etkisi beklendiği gibi net olarak olumsuz olursa, SGK her türlü tahminin ötesinde önem kazanabilir. Buyurun beraber SGK’ya ve onun olası geleceğine bakalım.
Önce aşağıdaki grafik 1’le başlayalım. Burada son 25 yılda SGK’ya prim ödeyen ve ondan maaş alanların sayısını görüyorsunuz. 2001’de yaklaşık 12 milyon kişi prim ödüyor ve 6 milyon kişi maaş alıyor. 2025’te ise prim ödeyenler 26 milyon kişiye yükselirken, maaş alanlar 17 milyon kişiye yükseliyor. İlk soru şu o zaman. Nasıl olur da 25 yıl kadar kısa sürede prim ödeyenler neredeyse iki katına, maaş alanlar ise 3 katına çıkıyor? İki yanıtımız var. İlki Türkiye nüfusunun büyük oranda çalışma çağındaki orta yaşlarda yoğunlaşmış olması, diğeri de EYT.

- SGK altın çağını yaşıyor: Türkiye nüfusunun yaş gruplarına göre kırılımına bakıldığında, önümüzdeki 15 yıl boyunca prim ödemek için sisteme girecek ve maaşa hak kazanacak insan sayısının aşağı yukarı aynı olacağını görüyoruz. 15 yıl boyunca çalışan sayısı yaklaşık aynı kalırken, emekli sayısı birikimli olarak artacak. 15 yıl sonra çalışan sayısı hızla düşmeye başlarken, emekli sayısı da önemli oranda artacak. Yani aslında son 15-20 yıldır demografik yapı açısından SGK altın çağını yaşıyor ve gelecekte demografik yapı giderek daha olumsuz hale gelecek.
Tam bu noktada ikinci grafiğe bakabiliriz. Bu grafik ise Türkiye’de doğan bebek sayısını gösteriyor. Yani potansiyel işgücünü… 2000’lerde her yıl 1,3 milyon civarında bebek doğarken, 2015’ten sonra doğum sayısı hızla düşüyor ve 2025’te 800 bin düzeyine geriliyor. Yani 2040’dan itibaren iş hayatına girecek insan sayısı önemli ölçüde düşmeye başlayacak. 2001’de 2 olan çalışan/emekli oranı 2040’lı yıllarda 1’in altına, sürdürülemez bir düzeye inecek.
SGK’nın geleceğine demografik verilerle bir göz attık ama henüz dikkate almadığımız 2 faktör daha var. Öncelikle bugün doğan herkesin 20-25 yıl sonra iş hayatına gireceğini varsaydık şu ana kadar. Halbuki ülkemizde her üç kişiden biri ancak iş hayatına girebiliyor. İşsizlik sorunumuz küçük ama bunun nedeni “iş dışı olma” sorunumuzun büyük olması.
- Genç işsizliği demografik sorunları daha da ağırlaştırıyor: Üstelik genç işsizliği gibi bir derdimiz var ki, SGK’nın mali dengelerine etkisi açısından yetişkin işsizliğinden daha kötü bir dert bu. Şöyle bir veriyle durumu netleştirelim mi? 2025 yılında ne eğitimde ne de istihdamda olan 2,7 milyon genç (toplam gençlerin dörtte biri) çalışıp, SGK’ya prim ödeseydi, SGK’ya yapılan bütçe desteğinin (devletin kendi prim yükümlülüğü değil, ekstra destek) çoğu karşılanırdı. Bu gençlerin para kazanamaması, istediği hayatı kuramaması, emeklilik için hak biriktirememesi, SGK’nın zararları dışında diğer önemli kayıplarımız.
- Teknolojik gelişmenin işgücü piyasasına etkisi önemli: Dikkate almamız gereken bir diğer faktör teknolojinin işgücü üzerindeki etkisi. Bu etkiyi bilmiyoruz ama bence kötümser olmak için sebeplerimiz, iyimser olmak için sebeplerimizden çok daha fazla. Eğer Elon Musk’un çizdiği “2036’dan sonra tüm dünyada ekonomik cennet” resmini ciddiye alıyorsanız, bu yazıya, hatta tüm ekonomi yazılarına gerek kalmayacak ama bence Musk’ın bu argümanının ciddiye alınacak tarafı yok. Bu yüzden teknolojinin işgücüne etkileri konusunda kötümser ve tedbirli olmak daha makul bir tavır.
Murathan Mungan’ın dediği gibi gelecek uzun sürer. 15 yıl öncesini düşünün lütfen. O 15 yıl ne kadar hızlı geçtiyse, önümüzdeki 15 yıl da aynı hızla geçecek. O yüzden bu 15 yıllık konu gayet acil.