Sanayi son dönemlerde kan kaybediyor. Hem üretim hem istihdam anlamında ciddi sorun yaşıyor. Bunun nedenleri çok konuşulduğu için burada nedenlere girmeyelim. Öte yandan işsizlik oranı düştüğüne göre sanayinin kaybettiği işgücü başka bir yerde fazlasıyla istihdam ediliyor olmalı. Yazının sonunda değil, başında söyleyelim o zaman. Sanayinin kaybettiği işgücü hizmetler sektöründe, en çok da taşımacılık ve kafe işletmeciliğinde (kafe sahipliği değil, kafede ücretli çalışan) istihdam ediliyor ve böyle bir eğilim ekonominin bütünü açısından çok olumsuz. Neden mi? Buyurun beraber bakalım.
Öncelikle ekonomi adına yapıp ettiğimiz her şeyi üç ana gruba ayırıp o gözle inceleyelim. Bu grupların yarattığı katma değer birbirinden çok farklı. Biz de bu gruplardaki katma değer yaratımına odaklanacağız. Sonra da oradan enflasyonu daha iyi anlayabileceğimiz bir noktaya gidebiliriz.
Ekonomist bakışı: Sanayi, tarım ve enerji katma değeri yaratan grup
İlk ana grup hepimizin ihtiyaç duyduğu fiziksel malların üretimi. Yani sanayi, tarım ve enerji sektörleri. Bu grup büyük ölçekli sermaye, bilgi, nitelikli emek ve kontrollü risk alma davranışı istiyor. Bir ekonomistin bakış açısıyla en önemli katma değeri yaratan grup bu.
İkinci grup ürettiğimiz fiziksel malların kullanımının sağlanması. Yani malların dağıtımı, depolanması ve satılması. Burada ilk gruba göre sermaye, risk alma ve bilgi ihtiyacı daha az. Aynı zamanda yaratılan katma değer de daha sınırlı, çünkü burada yaratabileceğiniz bütün katma değer ilk gruptaki fiziksel üretime bağlıdır. Onu aşamaz. Ticaret, inşaat, taşımacılık gibi alanlar burada.
Üçüncü grupta bilginin üretimi ve yeniden üretimi var. Yani teknoloji geliştirme, eğitim, finans ve araştırma faaliyetleri. Bu da yine önemli katma değer üreten gruplardan biri. Nitelikli emek ve bilgi gerektiriyor ama sermaye ve risk alma ihtiyacı çok daha az.
Kârla katma değerin farklı olduğunu da belirtelim. Örneğin Konya’dan 1 liraya buğday alıp İstanbul’da 5 liraya sattığınızda, o buğdayı Konya’dan İstanbul’a taşıdığınız için bir katma değer yaratıyorsunuz ama buğdaydan kazandığınız 4 lira, katma değer değil. O sizin kazandığınız ama İstanbul tüketicisinin kaybettiği bir paradır.
Şimdi tabloya geçelim. Tabloda her grup için örnek olacak seçilmiş sektörlerde çalışan sayısı var. Sanayi yüksek katma değerli dediğimiz ilk grubun büyük kısmını oluşturuyor ve maalesef ciddi istihdam kaybı var. Bu kayıp alt sektörlerin çoğuna yayılmış durumda.
Yaratacağı katma değer ancak birinci gruba bağlı olan ikinci grup ise istihdamını en çok artıran grup. Sanayiden çıkanlar da yeni istihdam edilenlerin tamamına yakını da burada. İnşaat, taşımacılık, yiyecek hizmetleri (restoran-kafe işletmeciliği) gibi alanlarda ciddi artış var.
Giderek daha az üretiyoruz
Yine katma değeri yüksek olan üçüncü grup için örnek olarak bilimsel Ar-Ge faaliyetlerini aldım. Maalesef bu gruptaki ücretli çalışan sayısı (finans hariç) o kadar düşük ki, detayına bakmaya bile gerek yok.
O halde bu manzara bize ne söylüyor? Şunu: Giderek daha az üretiyoruz. Bu ürettiğimiz az miktarda malı taşımak, birbirimize satmak, depolamak gibi faaliyetler için giderek daha yoğun bir rekabet içine giriyoruz. Giderek daha çok insan aynı düşük kârlı ve düşük katma değerli alana yığılıyor. Bu eğilim hem reel ücretler hem kârlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. Ayrıca enflasyonu da artırıyor çünkü üretim azalırken, diğer sektörlerden gelen toplam talep korunuyor, hatta artıyor. Ayrıca sanayide istihdam kaybı demek, buradaki işgücünün uzun yıllar sonunda kazandığı ve teknolojiyle ikame edemeyeceğimiz tecrübe ve yetkinliklerin de kaybı demek.
Özetle sanayide mevcut sorunlar, ekonominin katma değer üretme yeteneğinden enflasyona, işgücünün yetkinlik portföyünün aşınmasına kadar pek çok alanda ölçtüğümüzün ötesinde başka kayıplara da neden oluyor.