Bireysel kredilerde takipteki kredi oranları son iki yıldır hızlı bir şekilde artıyor. Bireysel kredilerin önemli bir bölümünü kredi kartı borçları ve ihtiyaç kredileri oluşturuyor. Bu iki kredi türüne biraz yakından bakmakta fayda var çünkü bunlar kısa vadelidir. Ev veya araba kredisinin aksine özel bir amaçla alınmaz, alınması ve kullanılması çok kolaydır. Mali durumunuz kötü bile olsa bu kredilerden bir noktaya kadar faydalanabilirsiniz. Yani bu krediler mali açıdan zorda olanlar için bir “son kaçış noktası” olmaya uygundur. Bu nedenle bu iki kredi türünde, özellikle ihtiyaç kredilerinde takipteki krediler artıyorsa, pek çok kişi için kaçacak yer kalmamış demektir.
Bu noktayı akılda tutarak grafiği incelemeye başlayalım o halde. Grafikte ihtiyaç kredileri ve kredi kartları için takipteki kredilerin yıllık büyüme hızını görüyorsunuz. Kesikli çizgi ise yıllık enflasyonu gösteriyor. Enflasyon bizim referansımız. Yani takipteki krediler aşağı yukarı enflasyon kadar artsaydı, buna normal diyebilirdik ama gördüğünüz gibi her iki kredi türü için de takipteki krediler enflasyonun çok üzerinde artıyor. Son bir yılda büyüme hızları biraz gerilemiş görünüyor ama bu sizi yanıltmasın. O gerilemiş oranlar bile hala enflasyonun iki katından daha yüksek. Yani burada ciddi bir sıkıntı var ve bu sıkıntı devam edecek gibi görünüyor.
Kredilere, yani paraya baktık ama biraz da insanlara bakalım. Sanayi tarafında takipteki krediler artıyorsa ekonomik bir sorundan bahsediyoruz demektir ama bireysel tarafta takipteki krediler artıyorsa ekonomik olmanın ötesinde, insani bir sorundan bahsediyoruz demektir.
İlk kez kredi alanlarla borcunu ödeyemeyenler neredeyse eşit
TÜİK’e göre Türkiye’de 67 milyon yetişkin var ve bunların sadece 33 milyonu çalışıyor. Kredi kartı kullanan kişi sayısı ise 41 milyon. Yani çalışan sayısından daha fazla kredi kartı sahibi kişi var. 2024 yılında 1,4 milyon kişi, 2025 yılında ise 1,6 milyon kişi kredi kartını ödeyememiş.
2026 yılının ilk beş ayında 760 bin kişi daha maalesef kredi kartını ödeyemeyenlere katılmış. Aynı dönemde ilk kez kredi kartı alanlar ise 860 bin kişi. Neredeyse sisteme yeni giren sayısı kadar insan kredi kartı borcunu ödeyemeyecek duruma düşmüş.
İhtiyaç kredisi kullananlar ise 10 milyondan fazla. 2026’nın ilk beş ayında 585 bin kişi yeni ihtiyaç kredisi kullanırken, büyük çoğunluğunu ihtiyaç kredilerinin oluşturduğu diğer bireysel krediler kaleminde ise 600 bin kişi borcunu ödeyememiş. Burada da sisteme girenlerin ve ödeyemeyenlerin yaklaşık aynı sayıda olduğu anlaşılıyor. Bankacılık sistemine ait bu rakamların yanı sıra varlık yönetim şirketlerinde 3,7 milyon bireysel müşteri olduğunu da hatırlayalım. Bu oldukça kötü bir manzara.
O halde şunu soralım. Türkiye’de milli gelir incelenen dönemde reel olarak artarken ve işsizlik oranı dipteyken neden milyonlarca insan ihtiyaç kredisi ve kredi kartı gibi en kolay ödenebilecek cinsten kredi borçlarını ödeyemiyor? Neden bu alanda takipteki krediler enflasyondan çok daha hızlı bir şekilde büyüyor?
Yanıtı bilmiyorsak da “olağan şüpheliler” belli. Gelir dağılımının bozuk olması, değerli TL’nin yarattığı hayat pahalılığı, işgücüne dahil olmayanların sayısının çok yüksek olması, yüksek ve düşmeyen enflasyon. Bu saydığım “olağan şüpheliler” sadece takipteki kredilerin artışından değil, ekonomik problemlerimizin çoğundan sorumlu.
Bu sorunların bir kısmını yapısal reformlarla, kalanlarını ise doğru politikalarla çözmemiz lazım. Henüz enflasyonu çözememişken bu kadar yüklü bir gündeme el atmak doğru mu, bunları yarın mı çözsek diye düşünülebilir ama milyonlarca insan en basit bireysel borçlarını ödeyemiyorsa, bu boyutta bir insani sorunumuz varsa, bunu yarınlara erteleme lüksümüz yok.