BDDK verileri, sanayi sektöründe takipteki kredilerin toplam kredi stoku içindeki payının hâlâ düşük olduğunu gösterse de son iki yıldaki artış hızı dikkat çekiyor. Özellikle tekstil, metal, gıda ve otomotiv sektörlerinde batık krediler enflasyonun çok üzerinde büyürken, tablo sanayide finansmana erişim sorunlarının derinleştiğine işaret ediyor.
Sanayi kesiminin zorluklarını konuştuğumuz şu günlerde takipteki kredilere biraz yakından bakmakta fayda var. Takipteki kredilerin toplamına değil, sanayi kesimine ait olanlara odaklanmakta fayda var çünkü kredi kısıtları en çok bu kesimi olumsuz etkiliyor.
BDDK Haziran 2026 itibariyle bankacılık verilerini açıkladı. Buna göre toplam takipteki krediler 773 milyar TL ve toplam nakit kredi stokuna oranı da yüzde 2,8. Bu oldukça düşük ve makul bir oran. Toplam takipteki kredi rakamı bu ama imalat sanayiinde durum ne? Kredilerin yaklaşık dörtte biri imalat sanayiine kullandırılıyor. Burada takipteki krediler ise 133 milyar TL ve kredilere oranı da yüzde 2,1. Yani sanayi kredilerinde durum genel kredi stokundan bile daha iyi. O halde bu verilere bakarak “Sadece yüzde 2,1’lik batık kredi oranı çok sağlıklı bir sanayi kesimi ve kredi stoku gösteriyor” diyebilir miyiz?
Bunu demeden önce veriye biraz daha yakından bakalım. Haziran 2026 için çektiğimiz veri fotoğrafını biraz geriye götürüp, iki yıllık bir filme çevirelim önce. Grafikte imalat sanayii ve onun en büyük dört alt sektörü için takipteki kredilerin toplam kredilere oranını görüyorsunuz.
Görüldüğü gibi hem imalat sanayiinin bütününde hem de en büyük dört ana sektörde, yani metal, tekstil, gıda ve otomotiv sektörlerinde son iki yılda takipteki kredilerin oranı hızla artmış. İmalat sanayiinde bu oran yüzde 0,8’den yüzde 2,1’e çıkarken en ağır tablonun göründüğü tekstil sektöründe yüzde 1,8’den yüzde 3,4’e yükselmiş.
Aslında grafik gerçek durumu olduğundan biraz daha masum gösteriyor. Aynı verilere bir de şöyle bakalım: İncelediğimiz iki yıllık dönemde, yani Haziran 2024-Haziran 2026 arasında birikimli enflasyon yüzde 78. Aşağı yukarı enflasyon kadar artmasını beklediğimiz takipteki kredilerdeki artış ise imalat sanayii için yüzde 423. Metal, tekstil, gıda ve otomotiv alt sektörleri için ise sırasıyla yüzde 437, 227, 427 ve 542.
Burada yer kısıtı nedeniyle vermediğimiz diğer sanayi sektörlerinde de durum aynı. Hatta çoğunda daha da kötü. Hemen hemen bütün alt sektörlerde krediler enflasyon kadar, yüzde 80’ler civarında artarken, takipteki krediler yüzde 400-500 bandında artmış.
Aslında durum bu verilerin gösterdiğinden biraz daha kötü, çünkü takipteki kredilerin bir kısmı varlık yönetim şirketlerine satıldığı için biz bir miktar budanmış olan takipteki krediler verisini görüyoruz. Onları da katarsak, takipteki kredilerde artış hızı daha da yükselecek.
Bir de bankalar tarafından yeniden yapılandırılan veya yeni bir itfa planına bağlanan krediler var. Bunlar takipteki kredi değil ama normal kredilerden daha hassaslar. Bunları ve belki ikinci grup denilen yakın izlemedeki kredilerdeki artışı da aklımızın bir yanında tutmak gerekiyor. Bunların büyüklüğüne bakmak yanıltıcı olur çünkü bunlar takipteki kredi değil ve muhtemelen büyük kısmı da hiç olmayacak ama artış hızları bize kredi ödeme davranışında “ ufak tökezlemeler” hakkında fikir veriyor. Bunların yıllık artış hızlarının da yüzde 50’ler civarında ve enflasyonun biraz üzerinde olduğunu not edelim.
Peki takipteki kredilerin anlattığı hikayeyi doğru bir şekilde anlayabilmek için bakmak zorunda olduğumuz bütün bu kalabalık veriler bize özetle ne söylüyor?
Önce bankaların riski açısından söyleyelim. Takipteki kredilerin ulaştığı düzey bankalar açısından sıkıntı oluşturmayacak kadar düşük. Zaten hem genel hem de özel karşılıklar bize takipteki alacakların oluşturabileceği risklere karşı yeterli önlemin alınmış olduğunu gösteriyor.
Öte yandan sanayi açısından sıkıntı var. Öncelikle takipteki kredilerin artış hızı çok yüksek. Tekstil ve deri gibi bazı alt sektörlerin çok daha fazla etkilendiği görülüyor. Buna karşın takipteki alacak probleminin sanayi sektörünün geneline yayılmış olması sıkıntının makroekonomik koşul veya uygulamalardan kaynaklandığını gösteriyor. Son olarak şunu söylemekte fayda var. Eğer kredi kısıtları bu kadar sıkı olmasaydı, takipteki kredilerin bir kısmı burada olmazdı. Canlı, sağlıklı krediler arasında çalışmaya, üretmeye devam ederdi.