Herhangi bir operasyon askeri bakımdan ne kadar güçlü olursa olsun, arkasındaki stratejik hesaplama eksikse sonuçlar beklenenden çok daha karmaşık olabilir. Birçok stratejist ve güvenlik uzmanı, Trump ve Netanyahu’nun İran’a karşı başlattığı savaşta tam olarak bunun yaşandığını savunuyor. Planları askeri güce dayanıyordu, ancak Ortadoğu gerçekliği çoğu zaman askeri planların ötesindedir.
İnsan öldürmekten keyif aldıkları açıkça belli olan bu kişilerin göz ardı ettiği veya yanlış değerlendirdiği birkaç kritik unsur kısa sürede ortaya çıktı. Bunların başında İran rejiminin hızla çökeceği beklentisi geliyordu. Operasyonun temel varsayımlarından biri, İran’ın üst düzey liderliğine yapılan saldırıların devlet yapısını zayıflatacağı ya da rejimi devireceğiydi. İran’ın dini liderine ve birçok üst düzey yetkiliye yönelik saldırılar bu stratejinin parçası olarak görüldü. Ancak beklenen olmadı: İran devleti çökmek yerine hızla yeni bir liderlik oluşturdu ve savaş kapasitesini sürdürdü. Bu durum, Ortadoğu’daki siyasal yapıların nasıl işlediğini bir kez daha gösterdi; bölgedeki rejimler genellikle tek bir lidere değil, ideolojik temellere ve güçlü güvenlik ağlarına dayanır. İran bunun tipik bir örneği oldu.
Bir diğer yanlış hesap ise İran’ın bölgesel etki ağının küçümsenmesiydi. İran sadece kendi sınırları içinde hareket eden bir devlet değil; geniş bir bölgesel etki ağına sahip. Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki Şii milis grupları, Yemen’deki Husiler ve Suriye’deki İran bağlantılı milisler bu ağın önemli parçaları. Savaş başladığında bu grupların devreye girmesi çatışmayı tek cepheli bir savaştan çok cepheli bir bölgesel çekişmeye dönüştürdü. Bu gelişme hem İsrail’in hem de ABD’nin askeri ve siyasi maliyetlerini beklenenden çok daha hızlı artırdı.
Enerji politikası da savaşın en kritik boyutlarından biri haline geldi. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20 ila 25’i Hürmüz Boğazı’ndan geçer. Dolayısıyla, İran’ın boğazı mayınlama veya ticareti kesintiye uğratma ihtimali küresel enerji piyasaları için büyük bir risk oluşturdu. Savaşın ardından ortaya çıkan gerilimler petrol fiyatlarını hızla yükseltti ve dünya enerji sistemini sarstı. Bu gelişme yalnızca Ortadoğu’yu değil, Avrupa ve Asya ekonomilerini de etkileyen bir zincirleme etki yarattı. Enerji piyasalarının bu kadar hassas olduğu bir dönemde Hürmüz riskinin hafife alınması birçok analist tarafından ciddi bir stratejik hata olarak değerlendirildi.
Savaş, tüm bölgeyi etkileyen geniş bir güvenlik krizine dönüştü
Körfez ülkelerinin çatışmaya çekilme riski de önemli bir faktör. Trump’ın, başlangıçta İran’ın ABD’nin Körfez’deki müttefiklerini doğrudan hedef almayacağını varsaydığını görüyoruz. Ancak İran’ın Katar, Bahreyn ve BAE’deki ABD üslerine yönelik saldırıları bu varsayımın yanlış olduğunu gösterdi. Böylece savaş, İran ile İsrail arasındaki sınırlı bir çatışma olmaktan çıkıp tüm bölgeyi etkileyen daha geniş bir güvenlik krizine dönüştü.
Ekonomik etkiler de beklenenden çok daha büyük oldu. Büyük ihtimalle Trump yönetimi savaşın petrol piyasasında ciddi bir şok yaratmayacağını düşünüyordu. Ancak enerji fiyatları hızla yükseldi ve küresel piyasalarda belirsizlik arttı. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar küresel enflasyon riskini yükseltti ve dünya ekonomisinde yeni kırılganlıklar yarattı. Enerji piyasalarının bu kadar hassas olduğu bir ortamda Ortadoğu’daki büyük bir askerî gerilimin küresel ekonomi üzerindeki etkileri kaçınılmaz hale geldi.
Stratejik açıdan en çok eleştirilen noktalardan biri savaşın net bir hedefinin olmamasıydı. Başlangıçta çeşitli hedefler dile getirildi -İran’ın nükleer programını yok etmek, rejimi zayıflatmak, İran’daki protestoları desteklemek ve Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak- ancak bu hedefler zaman içinde sürekli değişti. Bir savaşın en tehlikeli hali, askeri operasyon başlamış fakat stratejik hedef net değilse ortaya çıkar. Birçok analist, bu belirsizliğin savaşın yönünü bulanıklaştırdığını belirtiyor.
İran’ın askeri dayanıklılığı da yanlış değerlendirilmiş bir diğer unsur. Trump yönetimi İran’ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini iddia etti. Ancak bağımsız değerlendirmeler, İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmadığını; en iyi ihtimalle birkaç yıl geriye atıldığını gösterdi. Bu durum, savaşın temel gerekçelerinden biri olan “tehditin tamamen ortadan kaldırılması” iddiasını tartışmalı hale getirdi.
Ortaya çıkan tablo oldukça net: Trump ve Netanyahu’nun hesaplarında askeri güç önemli bir yer tutuyordu; ancak Ortadoğu jeopolitiği sadece askeri güçle açıklanabilecek kadar basit değil. İran rejiminin hızla çökeceği beklentisi gerçekleşmedi, İran’ın vekalet savaşları için hazır tuttuğu ağın etkisi küçümsendi, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerjideki merkezi rolü yeterince hesaba katılmadı ve savaşın net bir stratejik hedefi olmadığına dair eleştiriler güçlendi.
Ortadoğu’da savaş başlatmak kolay sonuçlarını kontrol etmek zor
Ortadoğu’nun siyasi tarihi bize eski bir gerçeği hatırlatır: Bu coğrafyada savaş başlatmak kolay, ancak sonuçlarını kontrol etmek son derece zor. Bölgenin dengeleri yalnızca askerî güçle değil, enerji politikalarıyla, ideolojik ağlarla ve küresel ekonominin kırılgan dengeleriyle şekilleniyor.
ABD, Vietnam sonrası 2’nci büyük darbeyi almaya yakın
Görünen o ki hem ABD hem de İsrail -önceki olayların sonuçlarından cesaretle- “mutlak zafer” beklediler. Ancak şimdi dokunulmazlık imajları zayıflıyor. Açıkçası, İsrail Devleti nasıl kurulduysa aynı yöntemlerle yok olabilir. Başlayan sürecin ciddiyetinin farkına varıp varmayacakları zaman gösterecek.
Diğer yandan ABD, Vietnam Savaşı’ndan sonra ikinci büyük darbesini almaya çok yakın görünüyor. Benim düşünceme göre, ağır kayıplara yol açacak bir kara harekâtı Trump’ın sonunu getirebilir.
Bunları durdurabilecek senaryolar şunlardır:
- ABD veya İsrail İran’a nükleer saldırı başlatır; Rusya “o zaman sıra bende” diyerek Ukrayna’ya aynı şekilde karşılık verir. Bu, potansiyel olarak Üçüncü Dünya Savaşı’na yol açar veya büyük bir şokun ardından sakinleşme getirir.
- Trump’ın başkanlığı suikast veya hukuki süreçle sona erer. İsrail gerekli baskıyı sürdürmeye yetecek şantaj/etki unsuru bulamaz. Ateşkes sağlanır ve Netanyahu da benzer bir akıbete maruz kalabilir.
Başka bir alternatif aklıma gelmiyor. Mekik diplomasisi ile sağlanacak bir ateşkes kalıcı görünmüyor. Bu şartlar altında, eğer birinci seçenek uygulanmazsa, ABD ve İsrail için yenilgi daha yakın görünüyor.
