Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu yazıyı isteyerek değil, mecburiyetten kaleme alıyorum. Çünkü bazı ihtimaller vardır; gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa, masadaysa sonuçlarını konuşmak gerekir. İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı da tam olarak böyle bir başlık. Bu noktadan sonra mesele artık bölgesel bir güç mücadelesi değil; doğrudan küresel güvenlik mimarisinin ayakta kalıp kalmayacağıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yıllardır yaptığı uyarı da bunu doğrular nitelikte: Nükleer tesislere yönelik saldırılar, sınırları aşan radyoaktif sonuçlar doğurabilir (IAEA, Rafael Grossi açıklamaları).
Nükleer saldırı ihtimali, akademik çalışmaların merkezinde
Bugün bu ihtimal sadece siyasi tartışmaların değil, ciddi akademik çalışmaların da merkezinde. Princeton Üniversitesi’nin nükleer savaş simülasyonları, bir tırmanmanın ilk saatlerde on milyonlarca can kaybına yol açabileceğini ortaya koyuyor (Princeton Üniversitesi, Plan A Simulasyonu). SIPRI, nükleer risklerin arttığını ve silah kontrol sistemlerinin zayıfladığını açıkça ifade ediyor (SIPRI Yearbook). Bulletin of the Atomic Scientists ise meseleyi daha çarpıcı koyuyor: “Sorun silahın gücü değil, kullanım eşiğinin kırılmasıdır.”
İyimser senaryo diye anlatılan tablo, aslında daha az kötü bir ihtimalden ibaret. Buna göre ABD veya İsrail, İran’ın yer altındaki nükleer tesislerine yönelik düşük kapasiteli, sınırlı bir nükleer saldırı gerçekleştirir. Amaç rejimi değiştirmek değil, kapasiteyi yok etmektir. Bu yaklaşım bazı strateji çevrelerinde “sınırlı nükleer kullanım yoluyla caydırıcılık” olarak tartışılıyor (RAND Corporation analizleri). Böyle bir durumda İran ağır darbe alır, piyasalarda şok yaşanır, petrol fiyatı 200 doların üzerine çıkar, enflasyon küresel ölçekte yeniden tırmanır. Sistem çökmeyebilir ama dünya eski dünya olmaz.
Ancak bu senaryonun en zayıf noktası, nükleer silahın doğasıdır. Bir kez kullanıldığında onun sınırlı kalacağı varsayımı sadece teoridir. Bulletin bu konuda açık: Asıl mesele ilk kullanım değil, ardından gelen zincirleme reaksiyondur. (Bulletin of the Atomic Scientists).
Kötümser senaryoda ise bu zincir hızla büyür. İran konvansiyonel ve asimetrik karşılık verir, İsrail daha geniş saldırılar yapar, vekil güçler devreye girer. ABD sahaya iner, Rusya ve Çin denge kurmaya çalışır. Bu noktadan sonra savaş bölgesel olmaktan çıkar, çok kutuplu bir krize dönüşür. Princeton Üniversitesi simülasyonları, bu tür bir tırmanmanın kısa sürede milyonlarca insanı etkileyebileceğini açıkça ortaya koyuyor.
Daha karanlık tablo ise termo nükleer aşamadır. Bu artık sadece şehirlerin vurulması değil; atmosferin, iklimin ve üretim sisteminin bozulması anlamına gelir. Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir. Yani mesele sadece savaş değil, medeniyetin sürdürülebilirliği olur.
Ekonomik etkiler bu tablonun diğer ağır boyutudur. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının 200–300 dolar bandına çıkması, küresel ticaretin daralması ve finansal sistemin ciddi bir şok yaşaması beklenir. Uluslararası kurumlar bunu klasik bir resesyon değil, doğrudan bir küresel ekonomik kırılma olarak tanımlıyor. (IMF, Chatham House analizleri). Çünkü enerji şoku, üretim maliyetlerinden gıdaya kadar her şeyi aynı anda etkiler.
Türkiye bu tabloda doğrudan hedef olmayabilir, ama en çok etkilenen ülkelerden biri olur. Enerji ithalatı nedeniyle cari açık büyür, enflasyon yükselir, kur üzerindeki baskı artar. Turizm gelirleri düşer, risk primi yükselir. Sosyopolitik tarafta ise göç baskısı ve güvenlik harcamaları öne çıkar. Türkiye’nin coğrafyası avantaj olduğu kadar kriz anında yük haline de gelebilir.
Tabii, İran’ın merkezi yapısı zayıflarsa bölgede yeni boşluklar oluşur. Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde vekalet yapıları güç kazanır. Harita aynı kalır ama kontrol alanları değişir. İran’ın karşı kıyısında bulunan tüm ülkeler doğrudan doğruya çete savaşları ve terör gruplarının etkisi altına girer.
Denge bozulursa, caydırıcılık çöker
Bir de bu tabloya uzaydan bakmayı düşünelim. Bugün Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan astronotlar hâlâ Dünya’yı izliyor (NASA Expedition 74). Büyük yangınlar ve atmosfer olayları zaten yörüngeden görülebiliyor. Nükleer bir senaryoda ise muhtemelen ani ışık patlamaları, ardından yükselen duman sütunları ve zamanla yayılan bir atmosfer perdesi gözlemlenecektir. Meraklılar gayet iyi bilir: 1962’deki Starfish Prime testi bile gökyüzünden gözlemlenebilir etkiler yaratmıştı. Bu kez izlenen şey bir test değil, insanlığın kendi gezegenine verdiği zarar olur elbette.
Sonuç olarak mesele nükleer silahın kullanılıp kullanılmayacağı değil, kullanıldığı anda neyin geri döndürülemez hale geleceğidir. Çünkü bugüne kadar dünya “nükleer silah var ama kullanılmaz” dengesiyle yaşadı. Bu denge bozulursa, caydırıcılık çöker, güvenlik mimarisi dağılır ve belirsizlik başlar. Kimse bir sonraki adımı hesaplayamaz.
Umarım dünya bu eşiği geçmez. Çünkü geçerse artık savaşın maliyetini değil, insanlığın ne hale geleceğini konuşuruz.