Eğer savaş kara safhasına geçerse, ABD’nin günlük faturası 100 milyonlarla değil, rahatlıkla milyarlarca dolarla konuşulur. Geçmişteki Irak ve Afganistan tecrübeleri bize şunu öğretti: Savaşın ilk faturası Pentagon’un hesabında görünür, gerçek faturası ise yıllar sonra bütçe açığında ve kamu borcunda çıkar.
İran’da ABD askerlerinin fiilen sahaya indiği bir kara savaşı, analiz için başka bir kategoriye geçmemizi gerektirir. Çünkü böyle bir senaryoda mesele artık birkaç füze saldırısı, birkaç hava sortisi ya da birkaç günlük siyasi gösteri olmaktan çıkar; doğrudan enerji akışını, küresel enflasyonu, büyük güçlerin iç siyasetini ve bölge ülkelerinin ekonomik dayanıklılığını test eden çok katmanlı bir krize dönüşür.
Associated Press muhabirleri, Washington bölgeye ilave deniz piyadeleri ve paraşütçüler sevk etmesinin İran tarafından şiddetle karşılık göreceğini söylüyorlar. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “hedeflere kara birlikleri olmadan da ulaşabiliriz” demesi ise, Washington’ın bile böyle bir senaryonun ne kadar pahalı olduğunu bildiğini göstermekte. Aslında bu ayrıntılar, kara harekatı kararının Beyaz Saray’da değil Trump ile Netanyahu arasında verildiğini bizlere gösteriyor.
Uzmanlara göre böyle bir savaşta ilk muharebe hattı büyük ihtimalle İran’ın güneybatısı olacak. Çünkü Khuzestan denilen bölge yalnızca Irak sınırına yakın olduğu için değil, aynı zamanda İran’ın petrol ve sanayi omurgasını taşıdığı için kritik önemde. Oradan Bushehr kıyılarına ve Hürmüz çevresine uzanan hat ise sadece askeri değil, ekonomik bakımdan da öncelikli bir cephe.
Ama asıl mesele, bu savaşın nerede başlayacağından çok, ne kadar süreceğidir. Oxford Economics Grubu analistler, savaşın şu anki haliyle bile bir ila en az üç hafta, en fazla iki ay sürebilecek bir yoğun çatışma penceresi yaratacağını belirtmişler ki bu, hava-deniz savaşı için bile iyimser bir üst sınır. Kara savaşında ise denklem bambaşka. RAND uzmanlarının ortak değerlendirmesi, İran’ın coğrafyası, rejim dayanıklılığı ve bölgesel yayılımı nedeniyle hızlı sonuç beklemenin gerçekçi olmadığı yönünde. Daha açık söylersek, İran asla Irak değil; Afganistan hiç değil; ikisinin zorluklarını birleştiren, üstüne enerji jeopolitiğini ekleyen bir ülke. “Hızlı zafer” cümlesi siyasetin hoşuna gider ama askeri planlamaya pek uymaz.
Kara savaşı, ABD’nin küresel askeri dengesini bozan maliyet çarpanı olur
Nitekim savaşın daha bugünkü safhasında bile maliyet korkutucu boyutta. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanlarının hesabına göre ABD’nin savaşın ilk altı günündeki maliyeti 11,3 milyar dolar, 12’nci gündeki toplam maliyeti ise 16,5 milyar dolar seviyesine ulaştı. Üstelik bu rakam, tam ölçekli kara işgali değil; yoğun hava, füze ve üs savunma maliyetinin bilançosu. Aynı analiz, mühimmat stoklarının hemen tükenmediğini ama Batı Pasifik ve Ukrayna gibi diğer cepheler için risk oluştuğunu da söylüyor. Başka bir ifadeyle İran’da kara savaşı, Washington için sadece yeni bir savaş değil; mevcut küresel askeri dengesini de bozan bir maliyet çarpanı olacak.
Buradan kabataslak ama öğretici bir sonuç çıkarabiliriz: Eğer savaş kara safhasına geçerse, ABD’nin günlük faturası 100 milyonlarla değil, rahatlıkla milyarlarca dolarla konuşulur. Geçmişteki Irak ve Afganistan tecrübeleri bize şunu öğretti: Savaşın ilk faturası Pentagon’un hesabında görünür, gerçek faturası ise yıllar sonra bütçe açığında ve kamu borcunda çıkar. Bu yüzden İran’da uzun bir kara savaşı, ABD’ye yüz milyarlarca dolar değil, uzarsa trilyon dolara yaklaşan bir toplam maliyet üretir demek abartı sayılmaz; tam tersine tarihsel olarak muhafazakâr bir tahmin sayılır.
İran’ın ödeyeceği bedel ise bütçe açığından daha ağır elbette. Çünkü İran böyle bir savaşta para değil, kapasite kaybeder. Birçok uzman enerji altyapısına verilen hasarın aylar ve hatta yıllar boyunca sürecek ekonomik sonuçlar doğuracağını söylüyor. Herkes savaş sonrası onarım sürecinin “en iyi koşullarda bile çok yavaş” olacağını söylerken, ekonomistler “İran’la çatışmanın ne ABD’ye ne İsrail’e ne de herhangi bir ülkeye ekonomik açıdan fayda sağlayacağı yok” diyor. Tabii, İran’da savaş uzadıkça rejimin yönetme kapasitesi aşınır.
İran’da kara savaşı muhtemelen Netanyahu’nun sonunu hazırlayacak
İsrail tarafındaki fatura daha az görünür ama daha kalıcı gözüküyor. İsrail, savaş ekonomisini kısa vadede taşıyabilir; ancak uzun savaş başka. Uzayan seferberlik, rezerv mobilizasyonu, hava savunma maliyetleri, artan sigorta primi, zayıflayan yatırım iştahı ve turizm kaybı, yüksek teknolojiye dayalı ekonomilerde her zaman negatif çarpan etkisi yaratır. Savaş uzadıkça İsrail’de hükümete halk desteği bitecek ve ekonomik zorlukların çarpan etkisiyle isyan çıkacağı tahmin ediliyor. Kara savaşı muhtemelen Netanyahu’nun sonunu hazırlayacak.
Küresel ekonomi açısından bakıldığında ise işin özünün Hürmüz olduğu gözüküyor. AP’nin aktardığına göre Brent petrol savaş öncesindeki yaklaşık. Şu ana kadar Hürmüz’de yaşanan aksamanın Uluslararası Enerji Ajansı’nın ifadesiyle “küresel petrol piyasası tarihinin en büyük arz bozulmasına” dönüştüğü gözüküyor. Uluslararası uzmanlar meselenin 1973 benzeri bir küresel stagflasyon riskine dönüşebileceğini tartışıyor. Buradaki kritik nokta şu: petrol fiyatlarının yükselişi sadece enerjide değil; gübre, lojistik, tarım, kimya, havacılık ve tüketici fiyatlarında yükselme demek.
Darboğazın ikinci halkası gıda ve sanayi olacak gibi gözüküyor. Gübre ihracatının % 40 Hürmüz’e bağlı olduğu için, üre fiyatlarının savaşla birlikte %50 arttığı, amonyak fiyatlarının da yükseldiği belirtiliyor. Bu arada Katar’daki Ras Laffan tesisine yönelik saldırının küresel LNG arzı üzerinde uzun vadeli tahribat yaratabileceği aktarılıyor. Aklı başında ekonomistlerin “daha yüksek enflasyon ve daha düşük büyüme” uyarısı tam da bu yüzden önemli.
Bazı gelişmekte olan ülkeler enerji karnesine geçmiş durumda
Bölge ülkeleri için sonuçlar da homojen olmaz. Körfez ülkeleri ilk bakışta yüksek petrol fiyatından kazançlı gibi görünür; ama o kazanç, savaş uzadıkça altyapı riski, sigorta maliyeti, hava sahası kapanmaları ve liman güvenliği nedeniyle aşınır. Bazı gelişmekte olan ülkeler çoktan enerji karnesine geçmiş durumda; kamu binalarında klima kullanımından LPG tahsisine kadar olağanüstü önlemler devreye alınmış gözüküyor. Bu durum savaşın artık sadece taktik düzeyde değil, hane bütçesi düzeyinde hissedilen bir kriz olduğunu gösteriyor. Türkiye gibi ülkeler ise savaşın içinde olmasa bile enerji faturası, turizm kaybı, dış finansman maliyeti ve risk primi kanalıyla hasar görebilir. Çünkü küresel yatırımcı jeopolitik haritada detaya inmez; yangını bölgesel görür ve kararını böyle verir.
Ülkelerin iç siyasette yaşanacağı türbülans da hafife alınmamalı. ABD’de ilk günlerde millî birlik duygusu çalışır; ama benzin fiyatı 4 dolara yaklaşınca, istihdam yavaşlayınca ve bütçe açığı büyüyünce seçmen retoriğe değil cüzdanına bakar. Şu an bile ABD’de gelecek bir yılda resesyon olasılığını yüzde 40’a çıkarmış durumda. İran’da ise dış saldırı kısa vadede rejim çevresinde toparlanma yaratabilir; fakat savaş uzadıkça bu toparlanma ekonomik hoşnutsuzlukla aşınır. İsrail’de de benzer şekilde ilk aşamada güvenlik refleksi iktidarı besler, fakat uzun savaş “kazandık mı, sadece uzattık mı?” sorusunu öne çıkarır. Yukarıda belirttiğim gibi hükümet sonunda düşer. Muhtemelen Netanyahu dahil bazı siyasiler için yargılamalar yapılır.
Savaş askeri kabiliyetle başlar, ekonomik dayanıklılık ile sürer
Mesele artık sadece “ABD İran’a girer mi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Girdiği gün, çıkış maliyetini kim ödeyecek? Bu yazı için görüşlerini toparladığım uzmanların hepsi aynı noktada birleşmiyor olabilir; ama hepsinin işaret ettiği ortak bir gerçek var: “İran’da kara savaşı kısa, ucuz ve sınırlı bir operasyon olarak kalmaz.”
Devletler savaşları çoğu zaman askerî kabiliyetleri ile başlatır, ama ekonomik dayanıklılıkları ile sürdürürler. İran’da kara savaşı başlarsa, cephe yalnızca Khuzestan’da, Hürmüz’de ya da Tahran yolunda kurulmaz; aynı anda Washington’ın bütçesinde, Tel Aviv’in yatırım ikliminde, Tahran’ın rafinerisinde, Avrupa’nın enflasyon verisinde ve Asya’nın enerji faturasına kurulur. Böyle bir savaşın kazananı olmaz; faturayı hepimiz öderiz.
