Ekonomide bazı ezberler vardır; yıllarca çalıştığı için sorgulanmaz hale gelir. Bunlardan biri de şudur: “Savaş varsa altın yükselir.” 1980’lerde İran-Irak savaşı sırasında bu ezber kusursuz çalıştı. Altın fiyatları hızla yükseldi, çünkü o dönemde dünya daha basit bir finansal yapıdaydı. Enflasyon yüksekti, dolar zayıftı, merkez bankalarının güvenilirliği tartışmalıydı ve yatırımcı için güvenli liman denince akla neredeyse sadece altın geliyordu.
Dünya değişti, altının rolü de değişti
Ama bugün aynı refleks çalışmadı. İran savaşı patladı, risk arttı, belirsizlik yükseldi. Altın önce klasik hareketini yaptı ve 5.000 doların üzerine çıktı. Ancak sonra beklenen olmadı; fiyatlar geri çekildi ve 4.100 dolar seviyesine kadar düştü. Sonra ben bu satırları yazarken 4500 dolara kadar toparlandı. Yani aynı coğrafya, benzer bir savaş ama tamamen farklı bir fiyat davranışı.
Peki ne değişti? Aslında cevap oldukça net: Dünya değişti, dolayısıyla altının rolü de değişti. Yukarıda belirttiğim gibi,1980’lerde yatırımcının alternatifi sınırlıydı. Bugün ise finansal sistem çok daha derin. ABD tahvilleri, yüksek faiz ortamı, doların rezerv para gücü ve gelişmiş finansal araçlar altına ciddi rakipler yarattı. Eskiden savaş çıktığında yatırımcı altına kaçardı. Bugün ise aynı yatırımcı önce şu soruyu soruyor: “Faiz kaç?” Eğer faiz yüksekse, altın ikinci plana düşüyor.
İran savaşında da tam olarak bu oldu. ABD Merkez Bankası’nın sıkı para politikası, yüksek faiz ortamı ve güçlü dolar altın üzerinde ciddi bir baskı yarattı. Yani savaş yukarı çekti, faiz aşağı itti. Bu iki güç çarpıştı ve kısa vadede faiz kazandı.
Bir diğer fark yatırımcı davranışında. 1980’lerde piyasalar daha yavaş ve daha az spekülatifti. Bugün ise çok daha hızlı. Altın son iki yılda ciddi bir yükseliş yaşadı. İran savaşıyla birlikte zirve görülünce, yatırımcıların önemli bir kısmı bunu “kaçış” değil, “satış fırsatı” olarak değerlendirdi. Bu da fiyatların geri çekilmesini hızlandırdı.
Ayrıca altın artık sadece “korku varlığı” değil. Aynı zamanda bir portföy enstrümanı. ETF’ler, türev ürünler ve algoritmik işlemler altını klasik anlamının ötesine taşıdı. Yani bugün altın fiyatı sadece jeopolitik risklerle değil, aynı zamanda fon akımları, pozisyonlanma ve likidite ile belirleniyor.
Büyük oyuncular hâlâ yukarı yönlü konuşuyor
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu düşüşü birçok büyük kurum “trend kırılması” olarak değil, sağlıklı bir düzeltme olarak görüyor. Hatta asıl ilginç olan şu: Altın düşerken bile büyük oyuncuların önemli bir kısmı hâlâ yukarı yönlü konuşuyor.
Örneğin JPMorgan, altının önümüzdeki dönemde 6.000 doların üzerine çıkabileceğini, hatta 6.300 dolar seviyelerinin mümkün olduğunu ifade ediyor. Goldman Sachs ve Citi, 5.000 doların üzerinde kalıcı olabileceğini savunurken; UBS ve Deutsche Bank gibi kurumlar da benzer şekilde altının orta vadede yeniden rekor seviyelere gideceğini düşünüyor.
Bu iyimserliğin arkasında üç temel argüman var. Birincisi merkez bankası talebi. Dünya genelinde özellikle gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları altın alımını sürdürüyor. Bu, fiyatın aşağı yönünü sınırlayan güçlü bir taban oluşturuyor. İkincisi küresel borç sorunu. Artan kamu borçları ve genişleyen para politikaları, yatırımcıyı yeniden “gerçek varlıklara” yönlendirebilir. Üçüncüsü ise jeopolitik risklerin ortadan kalkmamış olması. İran savaşı belki bir gün biter ama dünya daha sakin bir yer haline gelmiş sayılmaz.
Elbette herkes bu kadar iyimser değil. Bazı analistler altının son yıllarda fazla kalabalık bir yatırım haline geldiğini, yani “herkesin aynı tarafa geçtiğini” düşünüyor. Bu görüşe göre altın bir süre daha baskı altında kalabilir ve yeni bir denge arayabilir.
Sonuç olarak İran savaşı bize altının gözden düşmediğini, sadece yatırımcının davranış biçiminin değiştiğini gösterdi. Bu 4100 - 4.500 dolar seviyesi bir zayıflık işareti değil; belki de yeni bir denge arayışı. Ve eğer büyük kurumların dediği doğruysa, bu denge noktası ileride yeni rekorların basamağı haline de gelebilir.
Not: Altın ile alakalı riskleri Ekim 2025'te çıkan “Menfaat Ekonomisi” kitabımda detaylı şekilde anlatmıştım. “Malı satın alırken kazanç başlar” sözünü unutmayalım.
