Küresel piyasalarda Orta Doğu’daki çatışmalar, yükselen petrol fiyatları ve artan stagflasyon endişeleri eşliğinde satış baskısı altında kalan riskli varlıklarda bu hafta tepki yükselişleri etkili oldu. ABD Başkanı Donald Trump savaşın yakında sona ereceğine dair mesajlar verirken, Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) ham petrol fiyatlarını düşürmek için üye ülkelere petrol rezervlerini serbest bırakma tavsiyesinde bulunduğunu bildiren haberler ön plandaydı. Hafta başında tepki yükselişleri gördüğümüz hisse senetlerinde zayıf seyir etkisini sürdürürken, artan petrol fiyatları öncülüğünde dolar endeksi ve artan enflasyon kaygıları ile birlikte tahvil faizlerinin yukarı baskı altında kalmaya devam ettiğini takip ediyoruz.
Riskli varlıklarda kısa vadeli bir rahatlama görsek de risklerin devam ettiğini, çatışmaların ve enerji fiyatlarındaki seyrin riskli varlıkları şekillendirecek ana konular olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Tepki yükselişleri ardından satış baskısının devam etme potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyoruz. Sene başında yayınladığımız, “Sis kalkıyor ama yol hala dar” başlıklı strateji raporumuzda olduğu gibi 2026 yılında küresel hisse senedi piyasalarının birinci çeyrekte zirve yapmasını ve sonrasında bir düzeltme yaşanmasını beklediğimizi ve bunun da Mart ayında gerçekleşeceğini ifade etmiştik. Bu düzeltmenin, alım fırsatı yaratma potansiyeli taşıdığını, sonrasında ise geniş bir bant içinde yatay seyreden ama trend etrafında daha sık ve daha büyük dalgalanmaların yaşandığı, taktiksel fırsatların belirgin şekilde arttığı bir piyasa yapısı öngördüğümüzü belirtmiştik.
Çatışmaların enerji fiyatları ve küresel ekonomi üzerindeki etkilerini takip ederken, önümüzdeki dönemde enerji fiyatlarındaki seyir, çatışmaların ne kadar süre ve ne boyutta devam edeceği, riskli varlıkları şekillendirecek ana konular olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Makro tarafta ise stagflasyon risklerini izliyoruz. Yükselen enerji fiyatları ile büyüme ve enflasyon risklerinin, enerji ithalatına bağımlı ülkelerin ve merkez bankalarının enflasyon baskılarına nasıl tepki vereceğinin önemli olacağı kanaatindeyiz. Orda Doğu’daki gelişmelerin tahmin edilenden daha uzun sürebileceği ve enerji fiyatlarındaki artışın devam etmesi halinde enflasyonun yeniden yükseleceği endişeleri eşliğinde, merkez bankalarından daha sıkılaşma yanlısı adımlar gelebileceğine dair beklentilerin gündeme geldiğini belirtebiliriz.
Her ne kadar Mart ayına ait veriler daha net gösterge olacaksa da artan enflasyon kaygıları eşliğinde bu hafta Şubat ayı TÜFE verileri ile Cuma günü açıklanacak çekirdek PCE verileri faiz beklentileri açısından belirleyici olabilir. FED’in kısa vadede faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmesi beklenmiyor. Kısacası FED’in temkinli duruşunu koruduğunu takip ediyoruz. Hatırlanacağı üzere Ocak ayındaki toplantıda FED politika faizini beklentilere paralel olarak sabit tutarken, açıklama metni ve FED Başkanı Powell’ın basın toplantısı daha şahince yöndeydi. Mayıs ayında görev süresi dolacak olan Powell, ekonomik görünümde “belirgin bir iyileşme” olduğunu ve iş gücü piyasasının “istikrar” sinyalleri verdiğini enflasyonun “bir miktar yüksek” kalmaya devam ettiğine işaret etmişti.
Artan enflasyon endişeleri ile tahvil faizleri yukarı baskı altında kalmaya devam ediyor ve faiz indirimi beklentilerinin zayıfladığını ve ötelendiğini, faiz artırımı tartışmalarının gündeme geldiğini takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler öncesinde, bu yıl için 60 baz puan civarı indirim bekleyen piyasalar, son durumda 40 baz puan civarı indirim bekliyor ve söz konusu bu beklentiler de yıl sonuna yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde açıklanacak makro verilerde petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisini görmeye başlayacağız ve özellikle Mart ayı enflasyon verilerinin önemli olacağını, güçlü rakamların faiz indirimi beklentilerinin daha da ötelenmesine neden olacağını bekliyoruz ancak burada enerji fiyatlarındaki artış enflasyonda yukarı yönlü riskleri gündeme getirirken, uzun vadede tüketiciler üzerinde yaratacağı baskı nedeni ile çekirdek enflasyonda aşağı yönlü baskı yaratma potansiyelini de beraberinde getirebileceği durumunun unutulmaması gerektiğini de not düşebiliriz.