Piyasada yorgunlukla birleşen bir iyimserlik var ve yorgun piyasa, TCMB’nin %16’lık ara hedefinde ısrar etmiyor. Israrın hem hisse senetleri hem de tahvil-bono piyasalarındaki havayı bozmasından endişe ediyor.
Bir merkez bankasının enflasyon hedefi tutmazsa ne olur? Merkez bankasının neden tutturamadığına dair mektup yazması gibi operasyonel detaylardan bahsetmiyorum. İktisaden ne olur?
Yanıtı uzakta aramayalım. Açık enflasyon hedeflemesine geçtiğimiz 2006’dan bu yana, 20 senenin 18’inde enflasyon, hedefin üzerinde gerçekleşmiş. Hadi üst bandın içinde kaldığımız bir yılı düşelim ve 17 sene diyelim.
Açık enflasyon hedeflemesinin ilk yılını %9,7’lik enflasyon ile tamamlamıştık. 2025’i ise %30,9 ile bitirdik. 20 yıldır açık enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayıp başladığımız yerden daha yüksek enflasyon seviyesine gelmiş olmamız elbette bir mesele… Ama gelin biz sorumuza geri dönelim: Enflasyon hedefi tutmayınca ne olur?
Enflasyon hedefini tutturamadığımız bu 20 yıl içerisinde Türk finansal varlıkları fena olmayan bir performans sergilemiş. Dünya ve ülke hikayesi de farklıydı elbette ama enflasyonist ortamın desteklediği bilançolar olduğu da bir gerçek. Bu sırada Türkiye ekonomisi de büyümüş.
Yatırım hikayesi, enflasyonla mücadelenin başarısından gelmeli
Bunları sayınca “Hedefi tutturamayınca bir sorun olmuyormuş” denir mi? Denmesin! Ama böyle bir risk görüyorum. Çünkü piyasada yorgunlukla birleşen bir iyimserlik var ve yorgun piyasa, TCMB’nin %16’lık ara hedefinde ısrar etmiyor. Böyle bir ısrarın hem hisse senetleri hem de tahvil-bono piyasalarındaki havayı bozmasından endişe ediyor. Faiz indirimine dayalı yatırım hikayesi sürsün isteniyor. Lakin piyasanın yatırım hikayesi faiz indiriminden değil, enflasyonla mücadelenin başarısından gelmeli.
Nitekim para politikası da piyasa oyuncularını mutlu etmek için değil enflasyon hedefine ulaşmak için vardır. Para politikası ile enflasyon hedefi arasındaki bağı kopartmamak gerek. Ama piyasa hem %16’lık ara hedefin tutmayacağını düşünüyor hem de faiz indirimlerinin aksamadan devam edeceğini. İş öyle bir noktaya geldi ki, faiz indirim tahminleri değişmiyor da gerekirse TCMB’nin enflasyon tahminlerini değiştirebileceği konuşuluyor ve bu durum kabul edilebilir bulunuyor.
Hedefe göre faiz belirlenir
Durun muhteremler, daha yılın başındayız! Üstelik de benim bildiğim, faize göre ara hedef (o değişmeyeceğine göre tahmin) belirlenmez, hedefe göre faiz belirlenir. Bence de faiz indirimleri için yer var ama bunun miktarını ve zamanlamasını belirleyecek olan şey TCMB’nin ara hedefi olmalıdır. Kur ve piyasalar iyi gittiği sürece faiz indiriminde yer olduğu algısı doğru değildir. “Zaten 20 yılın 17’sinde enflasyon hedefin üstüne çıkmış, bir sene daha tutmasa ne olur?” diyecek durumda değiliz.
O halde başlıktaki soruyu doğru sorayım: Fiyat istikrarını neden istemeliyiz?
Çünkü yüksek enflasyon en çok düşük gelir grubunu vurur, gelir adaletsizliğini artırır, sosyal sermayeyi zedeler. Enflasyonun getirdiği belirsizlik, yatırımları azaltır ve katma değerli büyüme ötelenir. Büyümeniz yükselebilir ama potansiyel büyümeniz düşer. Öyle bir anda olmaz, yavaş yavaş… Geri kazanması da çok zordur.
O nedenle fiyat istikrarında ısrar şarttır. Mesele piyasa performansı değildir. Bugün “Aman canım hedef tutmasa da olur” diyen piyasa oyuncuları, ilk çalkantıda fikrini değiştirir. Bunu test edeceğimiz gün, CDS’lerde iyileşmenin olduğu gün değil, stresin arttığı gündür.
TCMB’nin dün 150 baz puanlık genel beklentinin aksine 100 baz puan ile daha sınırlı bir faiz indirimi gerçekleştirmesini olumlu karşılıyorum. Faiz indirimlerinin koşulsuz devam edeceği algısını kırmak için doğru bir adım. Piyasa sohbetlerinin hep “Daha ne kadar indirir?” sorusuna indirgendiği bir yerde, gelin biz “Yıl sonunda %16’lık ara hedefe ulaşmak için para politikası duruşu nasıl olmalı?” diye soran tarafta olalım. Tarafımızı da değiştirmeyelim.