Gençlere hep hayattakariyerde “düşmeyen” olmanın önemi anlatılır. Oysa önemli olan düşmemek değil düşürmemektir.
“Burcu Hanım, nasıl hep bu kadar güler yüzlü olabiliyorsunuz?” Çok sık aldığım ve bana epey tuhaf gelen bu sorunun yanıtını sonunda buldum! Ama paylaşmadan önce bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü takvim simülasyonu vereyim, ikisini sonra bağlarız. Bugünden sayalım:
6 Mart: Paralel park yapan bir aracın arkasından kornaya basıp sonra arka koltukta oturan çocuğuna dönerek “Park edemiyorsa kesin kadın şofördür!” diyeceksin ya da bunu söyleyenin yanında susacaksın,
7 Mart: Kadınların duygusal ve latif yapısının (Efendim?) hızlı karar vermeyi gerektiren stresli işler için uygun olmadığını iddia edeceksin ya da bunu iddia edenin yanında susacaksın,
8 Mart: Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayan janjanlı mesajlar atacaksın,
9 Mart: Duygusal ve latif olma şartını (Efendim?) sağlamadığını düşündüğün kadınları iş yerinde baskılayacak (Keplinger&Smit’in (2022) çalışmasına göre soğuk ve dik başlı yaftası kullanılırmış en çok), aynı davranıştaki erkek çalışanları “çok delikanlı çocuk” diye anlatacaksın ya da bu şekilde anlatanın yanında susacaksın.
Biliyorum, bunu okuyunca her birinizin aklından birileri geçti. O aklınızdan geçen kişi erkek de olabilir, kadın da... Çünkü bu bir erkek- kadın meselesi değil, zihniyet meselesi. Kendi ailem ve çevremden başlayarak, toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden pek çok erkek meslektaşım, yakınım, çalışma arkadaşım var. Onlara haksızlık edemem. Mücadele edilmesi gereken şey kişiler değil, zihniyet.
Neymiş o zihniyet? Buyurun iktisaden anlatayım:
▶ 2019’da EBRD tarafından Türkiye örneği üzerinden yapılan bir çalışma, kadın işletme sahiplerinin kredi başvurularında önyargı ile karşılaştıklarını ve bu başvurularda bankanın kefil şartının daha yüksek olduğunu gösteriyor.
▶ Dünya genelinde kadınlar, aynı işi yaptıkları erkeklere göre daha az ücret alıyor. OECD için bu açık yaklaşık %10 iken, Türkiye’de %30’lara çıkıyor.
▶ Dünyada banka hesabına sahip olma oranı kadınlar için erkeklerin 4 yüzde puan gerisindeyken, Türkiye’de bu fark 10 puana yaklaşıyor. Dünya Bankası’nın verilerine göre, Türkiye’de banka hesabına sahip olmayan nüfusun %77’si kadın.
Bu örneklerde kredi dosyasını inceleyenin, ücret politikasını belirleyenin ya da kadınları işgücünden uzaklaştıranın cinsiyetini bilmiyoruz ama zihniyetini biliyoruz. Peki ben hem bu verilere bakıp hem nasıl güler yüzlü olabiliyorum? Bir grup akademisyen (Dupas et al, 2026), binlerce farklı paneli, sunumu vb. takip ederek ilginç bir gözleme ulaşıyorlar: Konusunda uzman bir kadın sunum yaparken, erkek meslektaşına göre dinleyiciler tarafından daha sık ve daha kaba bir üslupla bölünüyor. Benim güler yüzümün sırrı da işte burada çözülüyor:
▶ Makaledeki gibi bilgisine değil eril kültürün parçası olmaya güvenen biri sözümü keserse, kendini düşürdüğü duruma bakıp gülümsüyorum
▶ Sözü kesilen ben değil bir hemcinsimse, ona destek olmak için gülümsüyorum
▶ Bunu yapmayan kadın-erkeklerden oluşan bir ortamdaysam, mutluluktan gülümsüyorum.
Gençlere hep hayatta-kariyerde “düşmeyen” olmanın önemi anlatılır. Oysa önemli olan düşmemek değil düşürmemektir. Önemli olan oyunu temiz oynamak, güçlünün ve çoğunluğun değil, haklının yanında durmak, engelleri kaldırmak ve yüzümüzdeki gülümsemeyle (Niye gülümsediğimizi artık biliyoruz değil mi?) “Ben buradaysam, yalnız değilsin.” diyebilmektir. Omuz omuza bu günlere geldiğim ve yukarıdaki kötü örneklere uymayan dostları düşünerek, “Erkekler kadınlara karşı, kadınlar erkeklere rağmen” ön kabulünü reddediyorum. Düşeriz-kalkarız, düşeni kaldırırız ve toplumu ancak eşit-denk olduğumuzda kalkındırabileceğimize yürekten inanırız. Kadın- erkek tüm emekçiler iyi olsun, Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun!