ONUR ÜNLÜ - ESCON ENERJİ CEO’SU
İklim değişikliğinin etkileri her geçen sene daha belirginleşiyor. 2024 yılında küresel sıcaklıklar ilk kez sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5 °C daha yüksek şekilde seyretmiş, Türkiye’de elektrik talebi bir önceki yıla kıyasla yaklaşık %5,5 artmış ve 2024 yılının Haziran ayı son 54 yılın en sıcak Haziran’ı olarak kayda geçmişti. 2025 yılında ise yeni rekorlar temmuz ayında kırıldı. Şırnak/Silopi’de ölçülen 50,5 °C tüm zamanların rekoru olurken en sıcak temmuz ayı da kayıtlara geçti. Elektrik talebinde ise rekor kırılabilecek mi bugünden bilinmez ancak öncü göstergeler, sanayi PMI verilerinin düşük seyretmesine ve ekonomik sıkılaştırma programının etkilerine rağmen artışa işaret ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre de soğutma talebi ve buna bağlı olarak elektrik talebi hızla artıyor; 2050 yılında soğutma talebinin bugünkü seviyenin iki katına çıkması bekleniyor. Bu durum özellikle yaz aylarında elektrik arz-talep dengesini korumanın güçleşeceğine işaret ediyor.
Bir yanda bu yıkıcı etkiler diğer yanda yeşil ve dijital ekosistem dönüşüm baskıları işimizi güçleştirse de elimizde 100 seneden fazladır kendini ispat etmiş olan mucizevi bir çözüm var aslında: Enerji Verimliliği.
Öyle bir çözüm ki, yatırımları kısa sürede geri ödeyerek azalttığı tüketim ile maliyetleri ve emisyonları düşürebiliyor; uluslararası tedarik zincirlerinin ön plana koyduğu ham madde ve kaynak kullanımını sınırlandırabiliyor; enerji ithalatını düşürerek makroekonomik büyüme, cari denge ve istihdam üzerinde pozitif etki yaratabiliyor; kurumsal öz varlıkların değerini yükselterek bilançoları iyileştiriyor; jeopolitik risklerin günlük rutin haline geldiği günümüzde enerji güvenliğini ve bağımsızlığını tesis edebiliyor; yaşam ve çalışma koşullarının artmasını sağlayarak pozitif sağlık etkisi yaratabiliyor…
İklim değişikliği ile mücadelede “ilk yakıt” olarak adlandırılan bu en temiz yenilenebilir enerji kaynağının pozitif etkileri saymakla bitmez. Ancak yıllardır hak ettiği saygı ve ilgiyi yeterince göremiyor. Enerji verimliliği yatırımlarının beklenen seviyede olmamasının arkasındaki nedenleri derinlemesine analiz ettiğimizde karşımıza çıkan ana engeller ise “Tasarruf Riski”, “Finansman İhtiyacı” ve “Teknoloji Seçimi & Uygulama Riskleri”.
Gelen para-çıkmayan para ikilemi
Peki, aynı riskler yenilenebilir enerji (özellikle güneş) yatırımlarında da yok mu? Olmaz mı, alası var. Ancak basitleştirilmiş finansmana erişim imkânları, üretilen tek bir parametrenin (elektrik) izlenmesinin kolaylığı ve yenilenebilir enerji yatırımlarının uygulama kolaylığı nedeni ile aşılmış durumda. Ayrıca bu yatırımlar neticesinde elde edilen fazla enerjinin satılmasıyla kazanç elde edilmesini de psikolojik olumlu etken olarak nitelendirebiliriz. Sonuçta en kârlı enerji verimliliği projesinde bile hesabımıza gelen bir para yok. Ama çıkan paraları azaltabiliyoruz. Yani enerji verimliliği yatırımlarının, bu yatırımları düşünen işletme/kurumların gözünde en büyük handikabı, kazancın ‘gelen para’ değil, ‘çıkmayan para’ olmasıdır.
Riskleri ESCO üstleniyor, fayda kuruma kalıyor
Enerji verimliliği yatırımlarının önünde duran riskleri ortadan kaldırmanın çözümü, bir başka deyişle en yaratıcı enerji verimliliği finansman yöntemi ise Enerji Performans Sözleşmesi (EPS). Bu model sayesinde işletmeler veya kamu kurumları, teknoloji, uygulama, tasarruf ve performans riski almadan ve hepsinden önemlisi herhangi bir sermaye koymadan enerji verimliliği yatırımı yapabilir. Projeyi tasarlayan, uygulayan, finanse eden ve en önemlisi tasarrufu garanti eden; tabiri caizse tüm riskleri sırtlanan ve yöneten bir enerji hizmet şirketi (ESCO) olur.
EPS modelinde mekanizma son derece basit ama bir o kadar da zekice işler. İlk adım, yatırım odaklı enerji etüdüdür. Önce mevcut enerji tüketimi ve tasarruf potansiyeli analiz edilir. Ardından ESCO ile kurum arasında bir sözleşme imzalanır. Bu sözleşmede yatırımın kapsamı, uygulama süreci, garanti edilen tasarruf, tasarruf paylaşım modeli ve ölçme & doğrulama mekanizması açıkça belirtilir. Uygulama devreye alındığında ölçme ve doğrulama protokolleri ile her adım hem kayıt altına alınır hem de raporlanır. Böylece elde edilen gerçek tasarruf, taraflarca şeffaf biçimde izlenir ve bu tasarrufla yatırım bedeli karşılanır. Sözleşme sona erdiğinde ise tüm fayda kuruma kalır.
Faaliyetleri sürerken sistemleri değişen hastane
Gelin bir sanayi tesisi ve bir ticari bina özelinde, iki örnekle bu işi somutlaştıralım. İlk örneğimiz Ankara’daki bir hastanenin gerçekleştirdiği EPS örneği. Yaklaşık 25 yıldır hastanenin çeşitli proses ve iklimlendirme ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı soğutma gruplarının yenilenmesi için düğmeye basıldı. Ancak o dönemde, eski soğutma gruplarının sökülüp hastane dışına çıkartılması, bu süreç içerisinde hastanenin operasyonunun etkilenmemesi, yeni soğutma gruplarının içerideki yatan hastaların konforu etkilemeden yerlerine kurulması ve hastane yönetiminin, teknoloji seçimi sonucunda sağlanacak tasarruftan emin olamaması gibi büyük riskler vardı. Tüm bu riskleri bertaraf edebilmek için sürecin EPS ile yürütülmesi kararı alındı. Proje kapsamında yaklaşık 1000 kW soğutma kapasiteli soğutma grubu, soğutma grubuna hizmet eden yardımcı ekipmanlar ve sistemin performansının ölçülüp izlenmesi için kullanılacak enerji izleme sistemi planlandı. İlk aşama olan yatırım odaklı enerji etüdü sonucunda mevcut sistemin performansı (COP) 2,48 olarak ölçüldü. Akabinde yeni sistemin tasarımı, hastanenin operasyonunu etkilemeyecek bir şekilde gerçekleştirilecek uygulama planı ve projenin detaylı kapsamı belirlendi. 48 ay tasarruf paylaşım modeli ile imza altına alınan sözleşme ardından enerji hizmet şirketi, sağladığı finansman ile tüm ekipman tedarikini, projenin uygulamasının ve devreye alınmasını gerçekleştirdi. Sistem devreye girdikten sonra yapılan ölçümler neticesinde yenilenen soğutma sisteminin performansı (COP) 7,19 olarak raporlandı. Enerji hizmet şirketi taahhüt ettiği performansın (COP=6,90) üzerinde bir performans elde etti. Bu sayede hastane herhangi bir risk almadan ve operasyonlarını aksatmadan soğutma sistemlerini yenilemiş oldu. Daha da önemlisi bu proje için herhangi bir finansman ayırmadan 48 ay boyunca aylık sağladığı tasarrufun yüzde 55’ini enerji hizmet şirketine vererek; yani ilk günden pozitif nakit akışı ile projeyi hayata geçirdi.
Bir EPS ile birden çok proje
Diğer örneğimiz ise bir otomotiv fabrikasından. Otomotiv fabrikasında gerçekleştirilen yatırım odaklı enerji etüdü sonucunda 17 farklı enerji verimliliği proje fırsatı ortaya çıkartıldı. Karşılıklı yapılan görüşmeler neticesinde birinci faz olarak bunlardan beş tanesinin hayata geçirilmesi üzerinde anlaşıldı. Hayata geçirilen projeler arasında 17 proses bacasından ısı geri kazanım sistemi, boyahane soğutma gruplarının renovasyonu, 21 klima santraline ön ısıtma batarya entegrasyonu, soğutma kuleleri hattını kaynak olarak kullanan ısı pompası uygulaması ve proses iklimlendirme renovasyon bulunuyordu. Birbirinden farklı birçok projenin tek bir EPS ile hayata geçmesi ve sözleşme kapsamında belirlenen ölçme, değerlendirme ve raporlama protokolü sayesinde tarafların karşılaşabileceği olası anlaşmazlıklar baştan çözümlenmiş oldu. Sözleşme süresinin 36 ay ile sınırlandırılması talebiyle enerji hizmet şirketi elde edilen kazançların yüzde 70’ini aldı. Proje sayesinde hem yıllık yaklaşık 34 MWh enerji tasarrufu hem de yıllık 6.500 ton emisyon azaltımı sağlandı. Isı pompası projesi ile elektrifikasyon (doğalgazdan elektriğe dönüş) ve soğutma kulelerinin kapatılması ile su tasarrufu da elde edildi.
Ülkelerin geleceği EPS ile garanti altında
EPS yalnızca bugünün değil, geleceğin de yatırım modeli. Finans kuruluşları açısından düşük riskli ve öngörülebilir getirili bir araç sunuyor. Şirketler içinse Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon düzenlemeleri karşısında rekabet gücünü korumaya yardımcı oluyor. Karbon emisyonlarını azaltarak ESG raporlamasında güçlü bir koz sağlıyor, yeşil finansmana erişim için kapıları açıyor. Üstelik dijital enerji izleme sistemleri, yapay zekâ destekli analizler ve büyük veri entegrasyonuyla şeffaflık da en üst düzeye çıkıyor.
En önemlisi, EPS modelinin etkisi mikro düzeyde kalmıyor. Enerji ithalatını azaltarak cari açığa olumlu katkı sağlıyor, yerli istihdam yaratıyor, mühendislik ve teknoloji kapasitesini artırıyor. Enerji güvenliği ve bağımsızlığının her zamankinden daha kritik olduğu bir dönemde, performans garantili enerji verimliliği yatırımları sadece kurumların değil, ülkelerin de geleceğini güvence altına alıyor.