Jeopolitik krizler, enerji maliyetleri, tedarik zinciri kırılmaları ve finansmana erişim baskısı iş dünyasını yeniden şekillendirirken, UN Global Compact Türkiye verileri sürdürülebilirlik dönüşümünde büyük şirketlerle KOBİ’ler arasındaki farkın açılmaya başladığını ortaya koyuyor. Kurumun yeni Başkanı Güliz Öztürk’e göre artık mesele yalnızca sürdürülebilirlik hedefi koymak değil; dönüşümü tedarik zincirinin tamamına yayabilmek.
Bir dönem daha çok çevre politikalarıyla ilişkilendirilen sürdürülebilirlik kavramı bugün iş dünyasında çok daha farklı bir anlam taşıyor. Artık konu yalnızca karbon emisyonu ya da raporlama değil; enerji güvenliği, finansmana erişim, tedarik zinciri dayanıklılığı, ihracat kabiliyeti ve şirketlerin uzun vadeli varlığını sürdürebilmesiyle doğrudan bağlantılı.
6 Mart 2026’da UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Ahmet Dördüncü’den devralan Güliz Öztürk, iş dünyasının artık çok daha sert bir küresel denklem içinde hareket ettiğini söylüyor.
Artan jeopolitik gerilimler, iklim kaynaklı afetler, ekonomik kırılganlıklar ve enerji maliyetlerindeki oynaklığın şirketleri yeni bir döneme zorladığını belirten Öztürk, sürdürülebilirliğin artık bir “itibar başlığı” değil, doğrudan "iş yapabilme kapasitesi" anlamına geldiğini vurguluyor.
Öztürk’ün en dikkat çekici mesajlarından biri, dönüşümün artık yalnızca büyük şirketlerle sınırlı kalamayacağı yönünde. Çünkü veriler, büyük şirketlerin sürdürülebilirlik konusunda belirli bir olgunluğa ulaştığını, ancak KOBİ’lerin aynı hızla ilerleyemediğini ortaya koyuyor.
Büyük şirketler ilerliyor, kritik halka KOBİ’ler
UN Global Compact Türkiye verilerine göre Türkiye’deki üye büyük şirketler çevresel sürdürülebilirlik alanında Avrupa’daki şirketlere yakın performans gösteriyor. Şirketlerin yüzde 69’u iklim değişikliği konusunda uluslararası standartlarla uyumlu politika taahhütlerine sahip. Enerji ve kaynak kullanımı alanında bu oran yüzde 76’ya çıkıyor. Biyoçeşitlilik alanında ise yüzde 53 seviyesinde. Ancak asıl kritik başlık dönüşümün değer zincirinin tamamına yayılması.
Bugün UN Global Compact’e katılan şirketlerin Türkiye’de yüzde 43’ünü KOBİ’ler oluşturuyor. Bu oran küresel ölçekte yüzde 56 seviyesinde. Türkiye ekonomisinin üretim, ihracat ve istihdam omurgasını oluşturan KOBİ’lerin dönüşüm hızının yavaş kalması ise özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilir finansman kriterleri düşünüldüğünde önemli bir risk olarak görülüyor.
Çünkü büyük şirketlerin sürdürülebilirlik performansı artık yalnızca kendi operasyonlarıyla ölçülmüyor. Tedarik zincirindeki şirketlerin karbon ayak izi, insan hakları uygulamaları, enerji verimliliği, su yönetimi ve sosyal standartları da denklemin içine giriyor.
Başka bir ifadeyle; büyük şirketler dönüşürken tedarik zincirindeki KOBİ’ler aynı dönüşümü gerçekleştiremezse sistemin tamamı kırılgan hale geliyor.
Yeni dönemin ana kelimesi: Uygulama
UN Global Compact’in 2026–2030 stratejisinin merkezinde de bu nedenle “uygulama” var. Yeni strateji üç temel sac ayağı üzerine kuruluyor: İş dünyasının bilgi ve uygulama kapasitesini artırmak, ortak hareketi hızlandırmak ve sürdürülebilirliğin iş değerini görünür kılmak.
Bu yaklaşım, son dönemde COP31 hazırlıklarında sıkça duyulan “Uygulama COP’u” yaklaşımıyla da doğrudan örtüşüyor. Türkiye’nin bu yıl COP31’e ev sahipliği yapacak olması, iş dünyası açısından da kritik bir eşik olarak görülüyor. Çünkü Antalya’daki COP31’in yalnızca yeni hedeflerin konuşulduğu değil; finansman mekanizmalarının, geçiş araçlarının ve somut uygulama modellerinin tartışıldığı bir zirve olması bekleniyor. Güliz Öztürk, UN Global Compact Türkiye’nin, bu süreçte özel sektörün daha aktif rol alması için hazırlık yaptığını ifade ediyor. Öztürk’ün verdiği bilgilere göre, İklim Değişikliği Başkanlığı, BM Türkiye, Yüksek Düzey İklim Şampiyonu ofisi ve UN Global Compact’in küresel yapısıyla yürütülen temaslar kapsamında özel sektör yuvarlak masa toplantıları düzenlenecek. İlk toplantı 21 Mayıs’ta “COP31’e Doğru: İklim Eylemi Gündeminde Özel Sektörün Rolü” başlığıyla gerçekleştirilecek.
Belém’den Antalya’ya yeni yol haritası
UN Global Compact Türkiye’nin 17 Haziran’da Sabancı Üniversitesi iş birliğiyle açıklayacağı “Belém’den Antalya’ya: Verilerle İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu” raporu Türkiye açısından bir ilk niteliğinde. Çalışma, UN Global Compact üyesi şirketlerin sürdürülebilirlik performansını Avrupa Birliği ve dünya ile karşılaştırmalı şekilde ortaya koyacak.
Rapor yalnızca şirketlerin mevcut durumunu değil, Türkiye’nin COP31’e giderken iş dünyası tarafında hangi alanlarda güçlü, hangi alanlarda kırılgan olduğunu da gösterecek.
Öztürk’ün de ifade ettiği gibi kırılgan alanların başında KOBİ dönüşümü geliyor. Çünkü sürdürülebilirlik artık yalnızca büyük şirketlerin strateji departmanlarında konuşulan bir gündem değil. Fabrikadan lojistiğe, tedarikçiden ihracatçıya kadar tüm zincirin ortak meselesi haline geliyor. Yeni dönemin en kritik sorusu da bu: Türkiye, sürdürülebilir dönüşümü yalnızca büyük şirketlerde değil, ekonominin omurgasını oluşturan KOBİ’lerde de hızlandırabilecek mi?
